Ana Sayfa  |  Yardım  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Forum Ana Sayfası  »  Marksizm ve sosyalizm üzerine teorik açıklama ve tartışmalar
 »  Kapitalizm, sosyalizm ve komünizme dair

Yeni Başlık  Cevap Yaz
Kapitalizm, sosyalizm ve komünizme dair           (gösterim sayısı: 1.461)
Yazan Konu içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.303
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Konu Tarihi: 12.08.2013- 15:30
Alıntı yaparak cevapla  


Sosyalizm konusunda pek çok başlığımız var. Ayrıca farklı başlıklar altında pek çok konu da tartışmaların seyri içinde sosyalizme kayıyor.Buralarda sosyalizme ilişkin konularda tartışmaya çalışıyoruz. Ama şu var ki, bilimsel sosyalizmin ortaya çıkarıldığı dönemlerden bugüne 250 yıl geçtikten, arada pek çok sosyalist ülke kurulup çözülmüşken bile, hala sosyalizmin ne olup ne olmadığı konusunun tartışılması, kendilerini sol sosyalist olarak tanımlayanların bile bu konuda anlaşamıyor durumda olmaları şaşırtıcı ve üzücü.

Bir kere sosyalizmin ne olduğu, tek ülkede sosyalizmin olup olamayacağı, sosyalizmin uzun mu kısa mı bir süreç olduğu ve benzer konulardaki yanıtların anlaşılabilir olması için öncelikle bu kavramın netleştirilmesi gerekir. Çünkü sosyalizm dendiğinde, bu kavramın, kapitalizmden komünizmin ileri aşamalarına kadar olan uzun bir sürecin hangi aşamasına denk geldiği, özellikle reel sosyalizmin çözülüşünden sonra daha çok tartışılır olmuştur. Bu konu başka başlıklarda detaylandırıldı. Burada sosyalizm derken siyasal devrimden sonra, komünizme kadar olan sınıflı ve ve devletli geçiş süreci kastedilmektedir. Sosyalizmi geçiş toplumundan sonra sınıfsız ve devletsiz yapının birinci aşaması olarak değerlendirenler varsa ve tartışmaya da katılacaklarsa, onlar bizlerin sosyalizm olarak nitelendirdiği süreci, geçiş toplumu, devrimci dönüşüm dönemi olarak ele alabilir.

Soruyu yineleyelim: Sosyalizm nedir? Yanıtı şöyle verilebilir. Proleter diktatörlük ( İşçi sınıfı devleti) altında özel mülkiyetin kaldırılıp, merkezi planlamanın kurulduğu devrimci dönüşüm dönemidir. Doğru bir yanıttır. Ama özellikle konuya yabancı kişiler için çok da açıklayıcı değildir. Böyle olduğunda, bir başkası sosyalizmi farklı bir şekilde tanımlayabilir. Bugün tıpkı liberal ve ulusalcı solun yaptığı gibi özel mülkiyetli bir tanımlama içine sokulabilir. Ya da bugün ülkemizde çokça karşımıza çıktığı gibi demokrasi ve özgürlüğü merkezine almış bir siyaset biçimi olarak da ileri sürülebilir. Ya da yine ülkemizde görüldüğü gibi, ne söylerseniz söyleyin kürt ulusal hareketine kayıtsız koşulsuz bir destek vermediğinizde, sosyalist olmadığınız ve "nasyonal sosyalist" olduğunuz iddia da edilebilir. Tam bu noktada da işler bütünüyle karışmaya başlıyor.

Peki ne yapmalı, konunun anlaşılması için nasıl bir yaklaşım içinde bulunmalı?

***


Bunun en doğru yanıtı da şu: Sosyalizmin anlaşılabilmesi, tanımlanabilmesi ve kavranılabilmesi için ona komünizmden bakma gereği vardır. Sosyalizmin ne olduğuna, nasıl bir biçimlenme olması gerektiğine komünizmden bakamadığımız sürece sosyalizm konusu anlaşılamayacaktır.Çünkü sosyalizm kendi başına, değişmez bir sosyoekonomik biçimlenme değildir. Sosyalizmin anlaşılabilmesi ve tanımlanabilmesi, ona komünizmden bakma gereğine bağlıysa, bu kez şöyle bir soruyla karşılaşma durumunda kalıyoruz. Komünizm nedir? Komünizmi nasıl tanımlayacağız ki, sosyalizm anlaşılsın?

Komünizm dediğimiz toplumsal formasyon, tıpkı sosyalizm gibi düşünsel bir etkinlik sonucu dile getirilmiş bir tasarım ya da yine düşünsel etkinlik sonucu ulaşılmış bir ideal toplum tasarımı değildir.Komünizm, Marks'ın, bulduğu ve bir yandan toplumsal tarihin değişim ve dönüşüm yasalarına, öte yandan yine Marks'ın kapitalizm çözümlemelerinden buluduğu artı-değer yasasına dayanan bilimsel bir çıkarımdır. Bir dünya düzenidir.Sınıfsız,
devletsiz, çalışmanın zorunluluk olmadığı ve her türlü otoritenin ortadan kaldırıldığı "sahici insan toplumu"dur. Şimdi böyle bir tanımlama, konuya biraz yabancı olanlar için herhangi bir şey ifade ediyor mu? Pek sanmıyorum. Biraz daha açmak gerekirse, sosyalizmin anlaşılabilmesi ve tanımlanabilmesi için komünizmden sosyalizme bakmaya gerek varsa, komünizmin anlaşılabilmesi için de kapitalizme ve Marks'ın kapitalizm çözümlemelerine ihtiyaç var. Zaten diyalektik mantık da bunu gerektirmiyor mu? Sosyalizm kapitalizmden sonraki vekomünizmden önceki geçiş süreci ise, bir yanıyla kapitalizm ve bir yanıyla da komunizme dair olgu ve süreçler içerecektir ve dolayısıyla sosyalizm ve komünizmin anlaşılması bu yüzden öncelikle kapitalizmin anlaşılmasına ihtiyaç gösterecektir.

Kapitalizm özel mülkiyet üzerinde temellenen ve özel mülkiyet sahibi olmayanların da işgüçlerini özgürce sattıkları sosyoekonomik bir sistemdir. Üretim araçlarının mutlu bir azınlık elinde olmsası, toplumun çok büyük bir çoğunluğunun yaşamlarını sürdürebilmek için emek güçlerini satmak zorunda kalması bu sistemin en belirleyici özelliğidir. Bu sistemde özel mülkiyet sahibi ile işgücünü satmak zorunda olan "çağdaş köleler" arasındaki ilişki de bu yüzden sömürü odaklıdır. Sömürü birilerinin başka birilerinin sırtından geçinmesi demektir. Sömürücü sınıf doğrudan üreticiler tarafından yaratılan emek ürünlerinin, çalışanların yaşaması için gerekli ve zorunlu olan bir parçası dışındaki tüm artığı kendilerine mal ederler. Bu süreç gelişmiş ülkelerde reel anlamda bir yoksullaşmaya yol açarken, geri kalmış ülkelerde doğrudan açlık, yokluk ve sefaletin ortaya çıkmasına yol açar.

Kapitalizmde yaratılan ürün hiç bir şekilde insanın ihtiyacına yönelik değil, özel mülkiyet sahibinin kar amacına yöneliktir. Bir ayakkabı ayağa giyilmek için değil, bir ev insanın barınma ihtiyacının giderilmesi için değil, bir ulaşım aracı insanları bir yerden bir yere taşımak için değil, bir mutlu azınlığın kar etmesine yönelik olarak üretilir. Kapitalizmde üretilen her ürün bu yüzden metadır. Doğrudan üreticinin bir ihtiyacına yönelik değil, sadece kapitalistin kar amacına yöneliktir.Çarşıda, pazarda kısaca piyasada bulunan her türlü ürün emek tarafından yaratılmasına karşın üreticinin kendisine yabancıdır. Doğrudan üretici kendi ürettiği emek ürünlerine zaten bu yüzden yabancıdır. Ürettiği ürüne yabancılaşmıştır. Bu yabancılaşma, daha çok artı ürün yarattıkça ve daha fazla ürettikçe daha çok artar. Ve kendi emek ürünlerine yabancılaşan insan, giderek kendine, başkalarına da yabancılaşır.

İnsanın insanı sömürmesinin en yetkin aşaması olan kapitalizm hiç bir şekilde geniş yığınlar için demokrasi, özgürlük ve eşitlik üretemez. Sömürünün var olduğu bir toplumda demokrasi ve özgürlük sadece egemen sınıf için vardır. Demokrasi ve özgürlüğün toplumun bütün bireyleri için var olduğu iddiası bu yüzden kitlelerin gözlerini boyamak için uydurulmuş bir yalandır. Sömürülen ve kendine yabancılaştırılan bir toplum sömürü ve yabancılaşma var olduğu sürece özgür olamaz. Zaten bu yüzden Marksistler gerçek özgürlüğün ancak sömürünün ve o sömürüden kaynaklanan her türlü baskının ve bu baskıyı oluşturan her türlü üstyapı kurumlarının bulunmadığı bir dünyada gerçekleşeceğini savunurlar. ki o dünyanın adı da "sahici insan toplumu" dediğimiz komünizmdir.

Kapitalizm konusunda çok şey söylenebilir ve söylenecektir. Ama başlık doğrudan doğruya kapitalizmin ne olduğuna yönelik değildir. Bu yüzden kapitalizm konusunu bu yazı içinde noktalarken, şunu da ekleyelim, sistem sadece insanı sömürmekle kalmamakta ve kar hırsı doğayı da katletmekte ve giderek doğanın da kirletilmesine, yok olmasına ve çeşitli canlı türlerinin ortadan kalkması dahil bir yığın yıkıma da neden olmaktadır. Dünyanın
geleceğinin "ya sosyalizm ta barbarlık" olacağı saptaması da kapitalizmin insan ve doğaya yönelik sömürüsünden kaynaklanmaktadır.Kapitalizm var oldukça insan ve doğaya yönelik bu sömürünün önüne geçebilmek de mümkün olmayacaktır.

Marks kapitalizmin temelinin sömürü olduğunu söyleyen ve bunu bilimsel olarak ortaya koyan kişidir. Burjuva ekonomistlerinin bir yere kadar getirip bıraktığı kapitalizm çözümlemelerini Marks sonuna kadar götürmüş ve sistemin temelindeki emek sömürüsünü emek-artı değer kuramlarıyla ortaya koymuştur. Marksist-Leninistlerin "sahici toplum düzeni" ve daha güzel bir dünya olarak niteledikleri komünist toplumu nihai kurtuluş olarak nitelemelerinin altında yatan en temel çıkarım ve marksist-leninistler'in kapitalizme olan karşıtlığının altında yatan en önemli etken de öncelikle budur. Bu anlamda komünizm dediğimiz toplumsal formasyon herhangi bir tasarım, sıradan bir düşünsel faaliyet değil, bilimsel bir çıkarımdır. Kendilerini nasıl tanımlarsa tanımlasın, kapitalizm karşıtlarının marksist ideoloji içindeki parçalarının nihai amaçları bu yüzden komünizm dediğimiz dünya sistemidir.

Komünizm bir tasarım değildir, bilimsel bir çıkarımdır. Bugünün dünyası sınıfların ve sömürünün varlığından kaynaklanan bir yıkım süreci yaşıyorsa, bu yıkımdan kurtulabilmenin yolu, sınıfları, sömürüyü, insanı kendine, doğa ve topluma yabancılaştıran koşulları, sınıfları oluşturan kafa kol emeği çelişkisini, köy-kent farklılığını, sınıfların varlığından kaynaklanan devlet örgütlenmesini ve benzer aracı örgütlenmeleri ortadan kaldıran bir toplumsal formasyon oluşturmaktır. Komünizm teknolojik ve bilimsel gelişmelerin üst düzeye çıktığı, emek ürünlerinin boıllaşarak doğrudan insanın ihtiyacına yöneldiği,çalışmanın zorunluluk olmaktan çıktığı insanın sınıflı toplumsal yapılar boyunca oluşturduğu bencil, bireyci ve yabancılaşmış doğasından kurtulduğu toplumsal formasyondur..

Komünizm insanın gerçekten özgür olacağı va Marks'ın deyimiyle "insanın gerçek tarihinin başlayacağı" bir geleceğin adıdır. Burada anlatılmaya çalışılanlar zaman içinde çok daha spesifk bir şekilde ele alınabilir. Bu yüzden çok da uzatmadan konuyu sosyalizme getirmekte, sosyalizmin nasıl tanımlanması ve işlevinin ne olduğu konusuna gelmekte yarar var:

Sosyalizm, her şeyden önce ve yaygın kullanıldığı anlamıyla kapitalizmden sosyalizme geçiş sürecinin adıdır. İşçi sınıfının öncüsü aracılığıyla siyasal devrimini yapması, devlet erkini kendi sınıfsal çıkarı doğrultusunda yapılandarmasıyla başlayan ve komünizm dediğimiz sınıfsız dünya düzenine kadar sürecek olan bir devrimci dönüşüm döneminin adıdır sosyalizm. Ve konuyu bu şekilde netleştirdiğimizde, uzun süreceği tartışmasız bir gerçektir.

İkinci ve daha önemli olan konu sosyalizmde nelerin yapılması gerektiği, bir bakıma işlevinin ne olacağı ve bu bağlamda nasıl formule edilmesi gerektiğidir ki, bu konu da hiç bir şekilde üç bilinmeyenli bir denklem değildir. Marksist kuram kapitalizm çözümlemeleri ve komünizmin genel niteliğiyle bizlere bu dönemin hangi işlevlerle yüklü olduğumuzu açık seçik söyleyebilmekte ve bu konuda da bilimsel çıkarım yapabilmemize izin verebilmektedir.

Komünizme, yani yukarda anlatılmaya çalışıldığı gibi sınıfsız, sömürüsüz, devletsiz bir yapıya ulaşabilme süreci her şeyden önce sömürüyü, sınıfsızlığı, devletsizliği, kafa kol emeği çelişkisini, insanın yabancılaşma sorununu vb. ortadan kaldırmaya yönelik bir devrimci pratiği hayata geçirebilmekle mümkün olacaktır. Aksi düşünülemez. Kapitalizm karşıtlığının hayata geçirilmesinin başka bir yolu yoktur. Kapitalizm karşıtlığı içinde bulunabilmenin ve komünizme yönelik bir yürüyüşün gerçekleştirilebilmesinin yolu da özel mülkiyete karşıt olabilmekten geçmesi, sosyalist inşanın temelinin özel mülkiyetin ortadan kaldırılması ve piyasanın kaotik yapısının sonlandırılarak bilinçli ve planlı bir ekonomiye geçişin sağlanabilmesiyle mümkün olacaktır.Sömürüyü ortadan kaldırmanın, toplum yaşamında doğrudan demokratik ilişkilerin kurulabilmesi, kafa kol emeğinin minimize edilebilmesi, sınıflı toplumların insanın tarihsel doğasında oluşturduğu bencil ve bireyci niteliklerin süreç içinde silinebilmesi ve sosyalist insanın oluşturulabilmesinin başka hiç bir yolu olmadığı gibi sosyalizm adını verdiğimiz toplumsal dönüşüm döneminin başka türlü tanımlanabilme ve formüle edilebilme olanağı da yoktur.

Toparlayacaksak, sosyalizm, bu süreç içinde her ülkenin kendi özgün koşullarına göre yol alacaktır. Geri kalmış bir ülkede uygulanış biçimiyle, sanayileşmiş bir ülkedeki uygulanış biçimi arasında elbette farklılıklar olacaktır. Ayrıca, süreç içinde tıpkı NEP uygulamasında olduğu geçici geri adımlar atılabilir. Bunlar koşulların gerektirdiği geçici ödünlerden başka bir şey değildir. Ama hangi koşullarda olursa olsun, sosyalizmi özel mülkiyetli bir tanımlamayla ele almak, onu özel mülkiyetli olarak formüle etmek, eğer bir art niyet de taşımıyorsa, bilimsel sosyalizmi diyalektik bir bütünlük içinde hiç anlayamamak demektir.


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.303
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 03.12.2017- 07:50
Alıntı yaparak cevapla  


Düzenbaz düzeni-Orhan Gökdemir


2001 yılıydı. Tayyip Erdoğan ve Kemal Derviş gibi isimler parti kurma faaliyeti içindeydi. Koç Holding patronu Rahmi Koç’a siyasetteki yeni oluşumları sordular. Onun için denklem basitti, siyaset para işiydi. Tayyip Erdoğan'ın başını çektiği oluşumun 1 milyar Doları olduğunu iddia etti o söyleşisinde, ‘‘Nasıl biriktirmişlerse, onun mali bir derdi olacağını zannetmiyorum’’ dedi. Geleceğinin parlak olduğunu hissetmişti ama Erdoğan'ın kendisini yenilediğine inanmadığından mesafeliydi.

Koç o tarihlerde Kemal Derviş’in başını çektiği oluşumu beğeniyordu ama dediğine göre onun da tıpkı Tayyip Erdoğan gibi paralı bir kapı bulması gerekti. Şöyle bağladı sözlerini: ‘‘Politik ayak oyunlarını, manevraları, Bizans oyunlarını iyi bilmek lazım, politikada bir şey yapmak için. Yoksa adamı öyle bir harcarlar ki, nereden geldiğini anlayamazsın.’’ Burjuvazimizin siyasal pratiğinin özeti budur.

Aradan uzun zaman geçti. Koç ailesi küçümseyerek baktığı o belediye reisinin hırsının ne kadar büyük olduğunu anladı. Onlar bir adım attı, reis iki adım. Sonra can ciğer kuzu sarması oldular. Birkaç ay önce çıktı patronlara baka baka dedi ki, “OHAL'i biz iş dünyamız daha rahat çalışsın diye yapıyoruz. Soruyorum. İş dünyasında herhangi bir sıkıntınız, aksamanız var mı? Biz göreve geldiğimizde Türkiye'de OHAL vardı ama bütün fabrikalar grev tehdidi altındaydı. Hatırlayın o günleri. Ama şimdi grev tehdidi olan yere biz OHAL'den istifade ederek anında müdahale ediyoruz. Çünkü iş dünyamızı sarsamazsınız. Bunun için kullanıyoruz biz OHAL'i.”

Çok doğru Erdoğan’ın söyledikleri. Misal, Koç Holding OHAL şartlarında kârını yüzde 54.4 artarak 1.42 milyar liraya yükselti. Sabancı Holding'in net kârı yüzde 11 artışla 790.2 milyon lira oldu. Koçlar, Sabancılar şimdi AKP’yi ve liderini pek beğeniyorlar, hatta bayılıyorlar. Çünkü OHAL koşullarında servetlerini attırdılar. Zaten OHAL’den önceki olağan haller de de durum aynıydı. Haliyle unuttular 1 milyar Doları falan. Lafı mı olur, kaldırdıkları paranın yanında…

Şimdi ekonomi büyüdü, şişti, o günler çok gerilerde kaldı. Sadece bir İranlı apalak oğlanın Türkiye’de dağıttığını söylediği rüşvet miktarı 8,5 milyar Dolar. Kıyı bankalarındaki hesap numaraları, korsan adalarına yüklü havalelerin dekontları havalarda uçuşuyor. Ne Koç’ta ses var ne Sabancı’da seda.

***

İçinde debelenip durdukları kapitalist sistem de insanlık tarihindeki bir boş sedadır, İnsanları bütün bağımlılıklarından kurtarıp özgürleştirme iddiasıyla geldi. Yeryüzüne bir hoş seda olarak yankılandı. Sonra, insanları kötü yola düşürmek için özgürleştirdiği anlaşıldı. Özgürleştirdiği köylüleri şehirlere sürüp zorla işçi yaptı. Örtük açlık tehdidiyle çalışmaya zorladı. Hala aynı şeyi yapıyor, çalışmayan aç kalır ilkesi uyarınca iş görüyor.

Fakat deniz bitti, artık çalışmayan kadar çalışan da aç kalıyor. Çünkü düzenin kar hırsı doyurulabilir gibi değil. Yeryüzünü yağmaladılar, insanlığı büyük bir yıkımın eşiğine getirdiler. Hepimizi hala o kısa hoş sedaya kulak kabartmaya davet ediyorlar utanmadan.

Bitti gelin görün ki, sesi içine kaçtı düzenin. “Serbest piyasa”nın bir boş masaldan ibaret olduğu anlaşıldı. Artık onun yerine “katiller kapitalizmi”nden”, “kumarhane kapitalizmi”nden söz ediliyor. Kapitalist kâr mekanizmasının en gelişmiş hali uyuşturucu ticareti ve savaş. Çünkü en az çabayla en fazla karı elde etmek orada, o şartlarda mümkün oluyor. Sonuç ortada; Bir avuç sülüğün harcayamayacak kadar çok parası var. Onun dışında kalan milyarlarca insanın kuru ekmek alacak parası yok.

Sülükler mutlaka başka sülükleri buluyor. Adına “demokrasi” dedikleri şu pespayeliğe baksanıza. Sülükler sülükleri seçiyor, sülükler kendilerini seçen sülükler için yapıyor ne yapıyorsa. Birleşip yoksul halkın kanını emiyorlar hep birlikte.

***

17 Aralık’a kadar kurdukları sistem tıkır tıkır işliyordu. Kayıkçı kavgası bozdu her şeyi. Yaptıkları yolsuzlukları bir silah olarak birbirlerine doğrultunca patladı düzenin lağım çukuru. Onların icadı değil ama bu çürüme. Devraldıkları çukuru genişlettiler sadece, tabana yaydılar. Şehri, ülkeyi yağmalamak için büyük bir şebeke oluşturdular. Sonunda su da çürüdü.

Süleyman Demirel’in yakını Yahya Demirel‘in adıyla anılan “sunta” yolsuzluğunu hatırlayan var mı? Mobilya diye sunta ihraç etmiş, vergi iadesiyle zengin olmuştu hazret. “Hayali ihracat” lakırdısı öyle girdi literatürümüze. Demokrat Partili Mıgırdiç Şellefyan’ı, teneke yolsuzluğunu kim hatırlıyor. Lockheed yolsuzluğu aradan geçen onca zamana rağmen hala muamma. Zamanın Hava Kuvvetleri Komutanı Emin Alpkaya’nın istifası ve yargılanması dışında fire vermedi sistem. O da kısa zamanda beraat etti zaten. Alpkaya’ya verildiği iddia edilen rüşvet 30 bin Dolardı. Ayrıca birkaç ülkede dağıtıldığı söylenen rüşvetin toplamı 24 milyon Dolar civarındaydı.

Emlakbank, Türkbank ve Civangate skandallarının dumanı hala tütüyor. Merkez sağın çökmesine neden olarak bugünün şekillenmesinde önemli roller oynadılar. Tansu Çiller’in “çıkın”ı akıllarda ama izah edilemeyen para 2 milyon Dolar kadardı. Erbakan’ın ve tilmizlerine açılan “Kayıp Trilyon” davası bile TL cinsinden olduğu için öyle şişkindi. Altı sıfır atılınca devede kulak bile değildir. AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli'nin yaptığı iddia edilen “iş takibi”nin karşılığı 1 milyon Dolarcıktı.

Dünyadaki örneklerde de rakamlar kapitalizmin ölçülerine göre makuldür. En yüksek rakamlı olanlardan biri 2008’de Siemens firmasının Arjantin Devlet Yetkililerine dağıttığı rüşvettir ve 1,6 milyar Dolar civarındadır. ABD’li Haliburton’un Nijerya’da dağıttığı rüşvet 579 milyar Dolar’dır. Hollanda aynı pazara 240 milyon Dolar gibi gayet mütevazı bir rakamla girmişti. Bu rüşvetler karşılığında altyapı inşaat ihalelerini almayı umuyorlardı. Alman Daimler AG 22 ülkenin yetkililerine 195 Milyon Dolar dağıtmıştı. Fransız Alcatel-Lucent Kosta Rika, Honduras, Tayvan, Malezya yetkililerine 137 milyon Dolar, İsviçreli Panalpina World Transport Angola, Azerbeycan, Brezilya, Kazakistan, Nijerya, Rusya ve Türkmenistan yetkililerine 76 Milyon Dolar dağıtmıştı.

Bizde telaffuz edilen rakamlara bakın bir de. Bütün sınırlamalarından kurtulmuş, arınmış, pür kapitalizmle karşı karşıyayız biz. Devleti soyup soğanı çevirmişler. Yetmemiş İran’ın petrolüne, gazına el atmışlar. Her şehirde, her meydanda, her sokakta yıkılan yapılanda rüşvet var, komisyon var. Yaptıkları her köprü yolsuzluğa, rüşvete, talana açılıyor. Kıyılar yağmalanıyor, ülkenin havası, suyu, yaylası, ağacı, börtü böceği onlar için sadece kâr getiren bir kapı. Bütün insani niteliklerden arınmış saf kapitalizmdir bu.

***

Yetti mi? Yetmedi. Daha geride Rıza Sarraf var, Bebek Zencani var. Zencani, bir buçuk ton altının İstanbul’da uçakta yakalandığında rüşvet vererek uçağı nasıl havalandırdığını açık açık anlattı mesela. İşini kolaylaştırmak için bir hava yolu şirketini satın aldığını da. Yakalandı, yediği haltlar bir bir ortaya çıktı. İran basınına göre Babek Zencani’nin İran’dan çaldığı paranın büyük bir kısmı Türkiye’de. Öyle bir kirli paradan söz ediyoruz ki dudak uçuklatır. Zencani’nin verdiği bilgiye göre günde 2 milyon varil petrol satılıyordu bu karanlık pazarda. Yıllık 80-90 milyar Dolar miktarında para el değiştiriyordu. Kendi payı yüzde 2’ydi. Yüzde 20-25’lik kısmı "aklanma komisyonu" olarak dağıtılıyordu. Komisyonun yüzde 5’i Dubai’de, yüzde 5’i ise Türkiye’de dağıtılmıştı. İşte size 8,5 milyar Dolar’ın hesabı.

Bir de kayıp, izi bulanamayan 20 milyar Dolar var. İddialar o ki bu paranın bir kısmı Suriye’nin çökertilmesi için kullanıldı. İki milyar Doları İran tarafından Suriye’de savaşan Şii milislere ve Hizbullah’a gönderildi. Bir milyar Doları Türkiye tarafından El Nusra’ya, Ahrar ül Şam’a verildi. Bir milyar Dolara yakını da Dubai üstünden IŞİD’e gitti. Suriye’deki savaşın tüm taraflarının aynı kara para ile finanse edildiği ortaya çıktı böylece.

Dilimizde “düzenbaz” diye bir sözcük var. “Düzen”i Türkçedir, “bâz” Farsçanın yadigârıdır ve sanki bugün için icat edilmiştir.

***

İslam mislam, ılımlısı radikali derken geldik buralara. Cumhuriyeti düşük ve laikliği silik tuhaf bir canavar yarattılar az zamanda. Katiller kapitalizmi nerede başlıyor, kumarhane kapitalizmi nerede bitiyor belli değil. Kara paralar, kayıt dışı hesaplar, milyar Dolarlar havada uçuşuyor. Aralarında bir kol saatine, bir piyanoya tamah edenler de var, ayakkabı kutusu ile idare edenler de. Ama hep olduğu gibi pastadan asıl payı alanlar perdenin gerisinde.

Biz bunları konuşurken asgari ücret pazarlığı yapılıyordu yukarılarda bir yerde. O pazarlıkta konuşan AKP’li Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sarıeroğlu, "İşçi ve işverenden fedakârlık bekliyoruz" dedi. Fedakârlık dediği işçiye verdiği 1.400 liranın üzerine ilave edeceği üç otuz para.

Diyoruz ki ısrarla, bu kader değişmek zorunda, bu kaderi değiştireceğiz. “Ne zaman peki” diye soracaksınız biliyorum. Onlar ağır ellerini toprağa basıp doğruldukları zaman. Bir şafak vakti karanlığın kenarından aydınlık yüzünü gösterdiğinde. Bu alçak düzenin mağdurları birleştiğinde…

http://haber.sol.org.tr/yazarlar/orhan-gokdemir/duzenbaz-duzeni-219344



Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.303
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 05.12.2017- 08:09
Alıntı yaparak cevapla  


“Toplumun, son derece zengin küçük bir sınıf ile mülkiyetten yoksun büyük bir ücretliler sınıfına bölünmesi, toplumun üyelerinin büyük bir çoğunluğu aşırı bir yoksulluğa karşı hemen hemen korunmamış durumda iken, o toplumun kendi ürettiği fazlalığın ağırlığı altında ezilip boğulması sonucunu verir. Bu durum, her geçen gün daha saçma, daha gereksiz olmaktadır. Bu duruma son verilmelidir, verilebilir.” Engels bunları 1891 not ediyor. Yoldaşının 1847 Aralığında Alman İşçiler Birliği’nde verdiği konferansın dökümünün sunuşudur. “Ücretli Emek ve Sermaye” adıyla biliyoruz.

Şöyle devam ediyor: “Bugünkü sınıf farklılıklarının ortadan kalkmış olacağı, toplumun bütün bireylerinin daha şimdiden zaten var olan muazzam üretici güçlerinin planlı olarak kullanılması ve genişletilmesi yoluyla, herkes için zorunlu ve eşit çalışma ile yaşamdan zevk alma, bedenin ve zihnin tüm yeteneklerini geliştirme, seferber etme araç ve olanaklarından herkesin eşit bir biçimde ve durmadan artan bir bolluk içinde yararlanabileceği yeni bir toplum düzeni olanaklıdır.”

Buna kısaca “Komünizm” diyoruz.

(...)

Komünizm ekonomiyi zapturapt altına alıp toplumun çıkarlarına göre düzenlemek demektir. Buna da kısaca planlama diyoruz. Kapitalizm ise toplumu zapturapt altına alıp ekonominin çıkarlarına göre düzenlemek demektir. Kısası piyasa toplumudur, insan doğasına aykırı yanlış bir iştir. Bildiğimiz tek bir numarası vardır; mülksüzleştirdiği insanları örtük açlık tehdidiyle ücretli çalışmaya zorlamak.

Yani komünizmde toplum ekonomiye hükmederken, kapitalizme ekonomi topluma hükmeder. Onun için bir avuç asalak büyük zenginliğe sahip olur. Onlar bu zenginliğe sahip olduğu için geri kalan büyük kitle aşırı bir yoksullukla karşı karşıyadır. Ve Engels’in öngördüğü gibi modern kapitalizm kendi ürettiği fazlalığın ağırlığı altında ezilip boğulmaktadır.


http://haber.sol.org.tr/yazarlar/orhan-gokdemir/sermaye-yuvarlaktir-219676


Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası  »  Marksizm ve sosyalizm üzerine teorik açıklama ve tartışmalar
 »  Kapitalizm, sosyalizm ve komünizme dair

Forum Ana Sayfası

 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.

Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Kapitalizm, sosyalizm, komünizm munzur 18 3336 06.07.2015- 18:47
Konu Klasör Kapitalizm yaşanmadan sosyalizm kurulabilir mi? dreyfus 8 1060 09.12.2013- 23:45
Konu Klasör Kapitalizm bitiyor, sola sosyalizm yasak... umut 1 1190 09.03.2015- 18:33
Konu Klasör SF'de kapitalizmden komünizme Geçiş. melnur 25 4368 01.02.2016- 13:59
Konu Klasör Finlandiya ve İsviçre komünizme geçiyor dayanışma 1 772 30.12.2015- 11:16

Etiketler   Kapitalizm,   sosyalizm,   komünizme,   dair


Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Kapitalizm, sosyalizm, komünizm munzur 18 3336 06.07.2015- 18:47
Konu Klasör Kapitalizm yaşanmadan sosyalizm kurulabilir mi? dreyfus 8 1060 09.12.2013- 23:45
Konu Klasör Kapitalizm bitiyor, sola sosyalizm yasak... umut 1 1190 09.03.2015- 18:33
Konu Klasör SF'de kapitalizmden komünizme Geçiş. melnur 25 4368 01.02.2016- 13:59
Konu Klasör Finlandiya ve İsviçre komünizme geçiyor dayanışma 1 772 30.12.2015- 11:16

Etiketler   Kapitalizm,   sosyalizm,   komünizme,   dair


Forum Yazılımı:   php Kolay Forum (phpKF)  ©  2007 - 2014   phpKF Ekibi



Forum Mobil RSS