Ana Sayfa  |  Yardım  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Forum Ana Sayfası  »  Marksizm ve sosyalizm üzerine teorik açıklama ve tartışmalar
 »  Devlet nedir

Yeni Başlık  Cevap Yaz
Devlet nedir           (gösterim sayısı: 1.222)
Yazan Konu içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.494
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Konu Tarihi: 14.08.2013- 14:47
Alıntı yaparak cevapla  


Devlet nedir?

Devlet hiç bir zaman ve hiç bir yerde sınıflar üstü bir nitelik taşımaz. Bu klasik bir söylemdir ama çok önemli bir saptamadır. Bunu görmediğimizde devletin herhangi bir kurumu ile siyasi iktidar ve egemen siyasi anlayış arasında bir ilişki kuramayız ve devletin herhangi bir eylemini de bu sınıfsal niteliğinden soyutlayarak değerlendirmek zorunda kalırız. "Devlet yapmadı, devletin birimleri yaptı-yapmadı, devleti idare edenler yaptı" gibi yaklaşımlar bu yüzden hem doğru değil, hem de çok tutarlı değil.

Devlet dediğimizde sadece sivil-asker bürokrasi veya "devleti idare edenler" ( siyasi iktidar) akla gelirse bu çok eksik bir tanımlama olur. Bir de o devletin ideolojisi vardır. O ideoloji belirleyen şey de egemen gücün kendisidir. Bu üçlü arasında birebir aynilik olmasa da ve zaman zaman birtakım çelişkiler ortaya çıksa da, bu üç etki alanı birbirinden ayrılmaz bir bütündür. O bütünlüğü yaratan şey de zaten o egemen ideolojik anlayıştır. Bu anlamda da devlet dediğimiz mekanizmayı hem soyut ve hem de somut özelliğe sahiptir. Somuttur; kimi zaman kafamıza inen bir polis copu, jandarma dipçiğidir, kimi zaman evimizden halımızı, televizyonumuzu vb. götüren haciz memurudur. Ve soyuttur aynı zamanda; onun yaptığı tüm eylemlerin arkasında egemen olan gücün ideolojik anlayışı vardır. DEvleti bu bütünlük içinde göremediğimizde, "devlet değil, onu idare edenler yaptı" gibi garip cümleler kurmak durumunda kalırız...

Oysa temel belirleyici olan şey egemen ideolojik anlayışın kendisidir. Ne sivil-asker bürokrasi bundan bağımsızdır ve ne de sözüm ona seçimden seçime değişen siyasi iktidarlar.

Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

yura
[....]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 08.02.2014
İleti Sayısı: 824
Şehir: Bolu
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 18.08.2014- 21:11
Alıntı yaparak cevapla  


devlet tam olarak ne zaman ortadan kalkar. bir toplum devlet olmadan ayakta kalabilirmi?

Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

dayanışma
[özgürlük]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 13.12.2013
İleti Sayısı: 1.918
Şehir: Zonguldak
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 18.08.2014- 21:39
Alıntı yaparak cevapla  


 Alıntı Çizelgesi: yura yazmış

devlet tam olarak ne zaman ortadan kalkar. bir toplum devlet olmadan ayakta kalabilirmi?



Dünyada emperyalist kuşatma olduğu sürece ve sınıflar ortadan kalkmadığı sürece devlet ortadan kalkmaz. Sosyalist toplumda sınıflar mücadelesi süreceği için işçi sınıfının devlete ihtiyacı olacaktır. Bu yüzden devlet ortadan kalmayacaktır.

Söz, yetki, karar, iktidar HALKA!
Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

yura
[....]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 08.02.2014
İleti Sayısı: 824
Şehir: Bolu
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 18.08.2014- 21:56
Alıntı yaparak cevapla  


 Alıntı Çizelgesi: dayanışma yazmış

 Alıntı Çizelgesi: yura yazmış

devlet tam olarak ne zaman ortadan kalkar. bir toplum devlet olmadan ayakta kalabilirmi?



Dünyada emperyalist kuşatma olduğu sürece ve sınıflar ortadan kalkmadığı sürece devlet ortadan kalkmaz. Sosyalist toplumda sınıflar mücadelesi süreceği için işçi sınıfının devlete ihtiyacı olacaktır. Bu yüzden devlet ortadan kalmayacaktır.



devletin ortadan kalmasının üretimle, insanın ihtiyaçları ile bir ilgisi yokmu. emperyalist kuşatma olmasa burjuvazinin elindeki üretim araçları ondan alınsa devlet ortadan kalkacakmı. üretimin insanların ihtiyaçlarının karşılayamaz olması devletin ortadan kalkmaması için şart değilmi.

Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

umut
[umut yarın]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 12.09.2013
İleti Sayısı: 3.226
Şehir: Gizli
Durum: üye uzaklaştırılmış

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 19.08.2014- 11:49
Alıntı yaparak cevapla  


Devletin ortadan kalkmasını tek bir nedene bağlamamak gerek. Kaldı ki, burjuvazinin elindeki üretim araçlarının alınması sınıfsız bir topluma geçildiği anlamına gelmez. Sınıfların ortadan kaldırılması işçi sınıfının da sınıf olarak ortadan kaldırılmasıdır. Bunun gerçekleşmesi için çok uzun bir sürece ihtiyaç vardır ve bu süreçte devlet de varolmak zorundadır.

Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

bedrettin
[.....]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 30.08.2013
İleti Sayısı: 923
Şehir: Trabzon
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 29.11.2014- 20:29
Alıntı yaparak cevapla  


Eğitim:Marksist Devlet Teorisi

''DEVLET meselesi öyle karmaşıktır ve burjuva profesör ve yazarları tarafından öyle bulandırılmıştır ki, bu meseleyi ciddi olarak düşünmek ve sağlam bir şekilde çözümlemek isteyen herkes, meseleyi tekrar tekrar ele almalı ve değişik açılardan düşünmelidir." (Lenin, "Devlet")

Bu yazımızda Marksist devlet teorisinin kavranılışında dikkat edilmesi gereken noktalara değinecegiz. Ve devlet meselesinin öğrenilmesinde gerekli olan genel teorik sorunları sunmakla yetineceğiz. Yazımızın sonunda verdiğimiz temel klasikler ve yardımcı kitaplar bu konunun gerçekten öğrenilmesi için mutlaka okunmalıdır.

Marksist devlet teorisi, marksizmin temel taşlarından birisini teşkil eder. Çünkü devrim teorisi ile devlet teorisi arasında sımsıkı bir bağ vardır. Şöyleki: Devlet, siyaset bakımından, toplumun yapısıdır; toplumdaki ezen-ezilen ilişkisinin siyasi düzeydeki ifadesidir. Sömürücü bir azınlık, "şiddetin sistemli bir uygulanması" olan devlet aracılığıyla sömürülenleri baskı altında tutar. Sömürünün ortadan kaldırılmasını amaçlayan toplumsal devrim, bu ilişkinin siyasal düzeyde tasfiyesi ile başlar. Hedef, sınıf iktidarı ve bu iktidarın aracı olan devlettir. Üzerlerinde şiddetin sistemli bir kullanımına maruz kalanlar ise şiddete başvurmak zorunda kalırlar. Şiddet, bu bakımdan, doğacak olan yeni bir toplumun "ebesi" olmak durumundadır.
Marksizmin devlet ve devrim teorileri arasındaki bu ilişki, bir bütün olarak burjuva toplumun eleştirisinden ve bu eleştiri ışığında onun nasıl değiştirilmesi gerektiginden kaynaklanmaktadır. Bilindiği gibi, Marx, kapitalist toplumun ekonomik toplumsal ve siyasal düzeyleri arasındaki karşılıklı ilişkiyi, kapitalist sömürü çarkının işleyiş mekanizmasını açıga çıkarmış; tüm burjuva bilim adamlarının bu sömürüyü maskelemeye hizmet eden teorilerini çürütmüştü. Burjuva düşünürleri, teorik analizlerinde, ekonomik toplumsal ve siyasal ögelerin karşılıklı ilişkilerini göz ardı etmeye ve bunların ayrı ayrı ele alınmasına özen göstermişlerdir. Devlet meselesi ise sadece siyaset bilimcilerinin çalışma alanında yer almıştır. Bunlar dahi devleti toplumun üstünde bir yerde ele almaya çahşmışlar, devletin toplumsal çelişkileri uzlaştıran bir fonksiyonu olduğunu ve belli bir sınıfın değil de tüm toplumun esenliği ve güvenligi için çalışan bir kurum olduğunu ileri sürmüşlerdir...

Marksizm ise devleti tarihsel materyalizmin ışığında toplumların alt yapısı (maddi hayatın yeniden üretimi olan ekonomik temel) ile üst yapısı (devlet, hukuk, siyaset, ideoloji, kültür vb.) arasındaki ilişki bağlamında, siyasi üst yapının bir örgütlenme biçimi olarak ele alır. Alt yapı son çözümlemede üst yapıyı belirlemektedir. Devlet de mevcut ekonomik temele göre karakterize edilir.

Marx ve Engels, öte yandan, alt yapı ve üst yapı arasındaki ilişkinin tek yanlı kavranmasına da karşı çıkmışlardır. Engels, kaba-materyalistleri eleştirirken, ekonomik etkeni tek belirleyici olarak görmenin anlamsızlığını vurgulamış, "ekonomik durum temeldir, ama çeçitli üst yapı ögeleri... tarihi mücadelelerin gidişi üzerinde etki yaparlar ve birçok durumda ağır basarak onun biçimini belirlerler" demiştir. Bu bakımdan Marksist devlet teorisi alt yapıdaki sömüren sömürülen iliçkisinin üst yapıya nasıl yansıdığını, hakim sınıfların iktidarlarını. nasıl sürdürdüklerini inceler. Yani inceleme konusu bizatihi devlet değildir. (Bu, ekonomi ile siyaseti birbirinden koparan burjuva ideologlarının işidir.) Marksizme göre devlet sınıf mücadelesi sürecinde ve bu mücadelenin bir ürünü olarak ele alınır. Devlet, sadece hakim sınıfın emrinde olmasıyla da belirlenmez, sınıf mücadelesinin karmaşık ilişkilerini yansıtır. Devletin temel işlevi (hakim sınıfın varlık nedeni olan) mevcut düzenin korunmasını ve onun sürekliliğini sağlamaktır. Bu bakımdan, devleti hakim sınıfın günlük çıkarlarını koruyan basit bir araç olarak değil de, mevcut düzenin uzun dönemli çıkarlarını gözeten karmaşık bir kurum olarak görmek gerekir. Bu ise tüm üst yapı kurumları gibi devletin de alt yapı karşısında görece bir özerkliğe sahip olması anlamına gelir.

Kısacası, Marksist devlet teorisi herşeyden önce devletin egemen sınıfın bir baskı aracı olduğunu, sömürücü azınlığın sömürülen çoğunluk üzerindeki egemenliğinin nasıl örgütlendiğini ortaya koymaktadır. Bu yönüyle de Marksizm, devletin bir üst yapı kurumu olarak egemen sömürü biçimine olan bağımlılığını açıklamaktadır. (Köleci, feodal ve kapitalist toplum biçimlerine, sırasıyla, köleci devlet, feodal devlet ve kapitalist devlet tipleri tekabül eder.) Bu açıklama, Marksist teorinin burjuva teorileri karşısındaki kesin zaferidir. Marksist devlet teorisini kavrayışta ilk elde dikkat edilmesi gereken nokta budur.

* * *

EVET, Marksizm burjuva devlet teorilerini yerle bir etmiştir, ama Marksizm ve burjuva düşüncesi arasındaki hesaplaşma sona ermiş değildir. Burjuva düşüncesi bu kez de Marksizm maskesi takarak gündemde tutulmaya çalışılmıştır. Bernstein'ler, Kautsky'ler, Menşevikler vb. tüm revizyonistler Marksizm adına burjuvazinin bayrağına sahip çıkmışlardır. Bu revizyonistler ve bunların örgütü olan II.Enternasyonal, her şeyden önce, proleter devrimini ve proletarya diktatörlüğünü reddetmiştir. Marksist devlet teorisine karşı çıkarken de asıl maruzatları bu olmuştur. Diktatörlüğün kötü bir şey olduğunu ve Marksistlerin "demokrasi"den yana olması gerektiğini söyleyerek burjuva demokrasisinin başta gelen savunucusu olmuşlardır. Lenin, bunların proletarya devrimine ihanet eden çizgilerini mahkum ederken, "demokrasi"nin de bir devlet biçimi olduğunu ortaya koymuştur. Revizyonistlerin, "demokrasi"den yanayız derken aslında burjuva devletinin yıkılmasına ve burjuvazinin diktatörlüğünün kaldırılmasına karşı olduklarını vurgulamıştır.

Örneğin, revizyonizmin "babası" sayılan Bernstein demokrasiyi "sınıf hükümetinin mevcut olmayışı, siyasi ayrıcalığın topluma ters düşen hiç bir sınıfa ait olmadıgı bir toplumsal koşulun belirmesi" şeklinde tanımlamıştır. Kautsky de benzer şekilde düşünmüştür: "Demokrasi, genel eşit oy hakkı ile, burjuvazinin tahakkümünü temsil etmez" vs. (bak. "The Marsian Theory of State", Chang, New York, 1965, s.15)

Lenin ise burjuva demokrasisinin burjuvazinin diktatörlüğünün bir biçimi olduğunu göstermiştir. Bunun, burjuvalar için demokrasi, emekçi halk için diktatörlük anlamına geldiğini; proletaryanın da üzerindeki bu diktatörlüğü yıkmaktan, yani burjuva devlet aygıtını parçalamaktan başka yolu olmadığını vurgulamıştır. Devletin, şiddetin sistemli uygulanmasının bir aracı olduğunu öğreten Marksist devlet teorisi ile bu baskı aracının şiddete dayanan bir devrim ile parçalanması gerektiğini öğreten devrim teorisinin diyalektik bir bütün meydana getirdigini anlatmıştır. Burjuvazinin diktatörlüğünün yerine proletaryanın diktatörlüğünün kurulmasının zorunlu olduğuna, sınıfsız topluma geçişte yavaş yavaş ortadan kalkan - yani süreç içinde kendini inkar eden - proletarya devletinin diktatörlüğünün bu geçiş aşamasındaki kaçınılmazlığına işaret etmiştir...

Lenin bu revizyonist görüşlerle I. Dünya Savaşı koşullarında uğraşmaktaydı. Bu sağ oportünist çizgiler savaşın yol açtıgı olaganüstü koşullarda tam bir sosyal-şövenizme dönüştüler, öne sürülen bu tezlerle proleter devrimi inkar edilirken aynı zamanda enternasyonalizmden de vazgeçilmekteydi. Sosyal-şövenizmin, savaştan kendi ülkesinin kazançlı çıkmasını düşünmekten başka bir kaygısı yoktu. Ve marksizmin devlet ve devrim teorilerine en özlü yerinden saldırması bundandı.

İşte bu emperyalist savaş koşullarında, savaşın yol açtığı "düşünce baskılanması" proletarya saflarında "sol" sapmaları da gündeme getirdi. Bu kez de emperyalizme ve sosyal şövenizme karşı enternasyonalizm savunulmaya çalışılırken, Lenin'in "emperyalist ekonomizm" dediği yanılgıya düşüldü. Özellikle, ulusların kaderlerini tayin hakkı gibi bir burjuva demokratik talep konusunda somutlaşan tartışmalarda demokrasi meselesinin önemi küçümsenerek Marksist devlet teorisi bir kez daha inkar edildi. Rosa Luxemburg, Kievsky, Buharin başta olmak üzere bazı sosyalistler emperyalizm koşullarında, mevcut ekonomik temelin doğası gereği, demokrasiden sözedilmeyeceğini ileri sürdüler.

Lenin bu düşünce tarzındaki temel mantıksal hatayı da açığa çıkardı. Bu tartışmada, sorunun özü: ‘devletin ekonomik alt yapının bir ürünü, ona bağlı bir siyasi üst yapı kurumu' olduğu şeklindeki temel marksist önermenin tek yanlı kavranmasında yatıyordu. Lenin, Rosa Luxemburg ve diğer Polonya'lı sosyalistleri bu konuda şöyle eleştirmiştir: "Genel olarak, siyasi demokrasi ('saf' kapitalizm için teorik olarak normal bir üst yapı olmakla birlikte, kapitalizm üzerinde yükselmesi mümkün olan üst yapı biçimlerinden ancak biridir. Gerçekler, hem kapitalizmin, hem emperyalizmin herhangi bir siyasi biçiminin çerçevesi içinde geliştiğini ve bunların tümünü kendisine bağımlı kıldığını gösterir. Bu bakımdan, demokrasinin biçimlerinden birinin, onun istemlerinden birinin ‘gerçekleştirilemez' olduğunu iddia etmek temel teorik yanılgıdır." (UKTH, s. 166). Lenin'in bu sözleri çok özlü bir biçimde ekonomik temel ile siyasi - üst yapı arasındaki ilişkiyi anlatmaktadır. Bunun ötesinde, emperyalizmin ekonomik özelliklerinden siyasi üst yapıya doğru düz bir hat çekmek; yani ekonomideki tekel ile siyasi demokrasinin uzlaşamayacağını söylemek "emperyalist ekonomizm"den başka bir şey değildir. Kievsky'nin Luxemburg'un ve diğer "sol"ların bütün günahı da burada yatmaktadır; temel mantıksal yanılgıları, siyasi üst yapının (devletin) ekonomiden görece özerkliğini görememektir. Ekonomiye tek belirleyici diyerek de, Engels'in ifade ettiği gibi, marksizme işkence etmektedirler.

Siyasi üst yapıyı gri renge boyamaya çalışan bu "sol" sapma, sonuç olarak, devrimci mücadele bakımından tehlikeli boyutlara ulaşabilmektedir. Bu anlayış, siyasi demokrasi için mücadeleyi reddederken, diğer yandan da devlet biçiminin şöyle yada böyle olması karşısında kayıtsız kalmayı da beraberinde getirir. Bunun karşısında, Marksistler devletin özünün belli bir sınıfın diktatörlüğü olduğunu tespit etmekle yetinmezler. Bu sınıf egemenliğinin hangi yollardan, hangi araçlarla sürdürüldüğünü de dikkate alırlar. Çeşitli devlet biçimlerini birbirinden farklı kılan özelliklere (biçimsel özelliklere) de önem verirler. Lenin burjuva egemenliğinin sürdürülmesinde baskıcı metotlara ve "liberal" (özgürlükçü) metodlara başvurulduğunu söylerken, baskı biçimlerinin nasıl ayırdedileceğini öğretmiştir.

Burada bir parantez açarak Marksist devlet teorisinde bu konunun nasıl incelendiğine kısaca değinelim. Bilindiği gibi, son çözümlemede hepsi aynı sınıfın diktatörlüğü olan farklı devlet biçimleri aynı devlet tipi tarafından karakterize edilir. Ve bütün farklı devlet tipleri de son çözümlemede bir sınıfın başka bir sınıf üzerindeki diktatörlüğünden başka bir şey değildir. Ne varki devlet meselesinin incelenmesi bu soyutlama düzeyinde bırakılırsa, meselenin özü aşırı basitleştirilmiş ve tarihsel materyalizm "şemalar dizisi" düzeyine indirgenmiş olur. Özellikle ülkemizde devlet teorisini öğrenmek denilince: Köleci, feodal, kapitalist (ve sosyalist) devlet tipleri ve bunların alt başlıkları olarak da çeşitli devlet biçimleri (monarşi, demokrasi, faşizm, vb.) olduğunu bilmenin yeterli olduğu sanılır. Halbuki, mevcut diktatörlüğün niçin farklı biçimlere büründüğü ve bu farklı devlet biçimlerinin birbirinden nasıl ayırdedilmesi gerektiği de mutlaka bilinmelidir.

Belli bir devlet tipinde niçin çeşitli devlet biçimleri vardır? Başka bir ifadeyle belli bir sınıfın diktatörlüğü niçin farklı biçimlere bürünür? Bunun en genel cevabı, somut toplumsal formsayonların tarihsel olarak farklı ekonomik-toplumsal-siyasal vb. özelliklere sahip olmasıdır. Bir devlet incelendiğinde bu özellikler mutlaka hesaba katılmalıdır.

Öte yandan, bu özelliklerin incelenmesi de devlet çeşitlerinin tasnifi sorununu tam anlamıyla çözmez. Sorun, bu tasnifin hangi amaca yönelik olarak yapılması gerektiğinin tespitidir. Çünkü, her hangi bir akademisyen de böyle bir inceleme yapabilir ve kendi özel inceleme konusu doğrultusunda bir ölçüt tesbit ederek farklı devlet biçimlerini tasnif edebilir. Örneğin sadece devletin sınıfsal içeriğine bakılırsa, egemen sınıfın hangi kesimi devletin sahibi ise buna uygun bir tasnif yapmak mümkün olur. Bu tasnife göre, devlete bir bütün olarak burjuvazinin sahip olduğu burjuva demokratik devlet biçimleri, devlete oligarşilerin sahip oldugu oligarşik devlet biçimleri, yada devlete İdi Amin gibi tek bir diktatörün sahip olduğu "İdi Amin Türü" devlet biçimleri bulunabilir! Veya başka ölçütler de kullanılarak daha çeşitli devlet biçimleri keşfedilebilir. Bu bağlamda, bu tasniflerin doğruluğunu yada yanlışlığını tartışmak saçmadır. Akademisyenler, teorik araştırma özgürlüğüne sahiptirler. Biz buna karışamayız.

Peki ama, devlet biçimlerinin tespitinde Marksistlerin inceleme konusu ne olmalıdır? Marksistler farklı devlet biçimlerini niçin ayırdetmeli ve bunu nasıl yapmalıdırlar? İşte bunun cevabı açık ve seçik olarak verilmiştir. Lenin şöyle yazıyordu: "Engels, tıpkı bir krallıkta olduğu ‘kadar', demokratik bir cumhuriyette de, devletin 'bir sınıfın bir başka sınıfı baskı altında tutmasına yarayan bir makineden' başka bir şey olmadığını söylerken, bu sözleriyle asla, bazı anarşistlerin ‘tedris ettikleri' gibi, baskı biçiminin şöyle yada böyle olmasının pıoletarya bakımından önem taşımadığını anlatmak istemez. Sınıf savaşımının ve sınıfları baskı altında tutmanın daha geniç, daha özgür, daha açık bir biçimi, proletaryanın genel olarak sınıfların ortadan kalkması için yürüttüğü savaşımı önemli derecede kolaylaştırır." (Devlet ve İhtilal 3. Baskı, s.88)

Devlet tahlilinde böyle bir yaklaşımın zorunluluğu, burjuva demokratik ve faşist devlet biçimleri karşısındaki tavırda hayati bir önem kazanmıştır. Burjuva demokrasisi, son çözümlemede burjuvazi için tam bir demokrasi ve ezilen sınıflar için bir diktatörlüktür; ama bu diktatörlük "demokratik" bir yoldan sürdürülmekte ve kağıt üzerinde de olsa bütün vatandaşlara devleti yönetmede "eşit" haklar tanımaktadır. Faşizm ise diğer burjuva egemenlik biçimlerinden mali aermayenin (tekelci burjuvazinin) en gerici kesimlerinin bir yönetimi olmasıyla ve bu yönetimin açık terörist bir yoldan sürdürülmesiyle ayırdeditmektedir. Proletarya, genel olarak burjuva demokrasisine (diktatörlüğüne) karşı bir ölüm kalım savaşı vermesine rağmen, baskı biçimi karşısında kayıtsız olmadığından, yani burjuva demokrasisi altında "yararlandığı" mevziler bulunduğundan, bazı tarihsel koşullarda faşizm karşısında burjuva demokrasisini korumak durumunda da kalmaktadır. Bu durum ise devlet tahlilinde farklı devlet biçimlerinin ayırdedilmesinde yönetim metodlarında somutlaşan ayırdedici özelliğin dikkate alınmasının bir ifadesidir.

Yani bütün devletler için geçerli olan hakim sınıfların "şiddeti sistemli bir şekilde uygulaması" devletin özü ise, bu uygulamanın hangi biçimde hangi yoldan olduğu da söz konusu devleti, diğer devletlerden ayırdeden bir özellik, özsel değil biçimsel bir özelliktir. Ve bir Marksist mutlaka bunu da hesaba katmalıdır.

* * *

SON olarak Marksist devlet teorisinin Türkiye solunda nasıl kavranıldığına, daha doğrusu niçin kavranılamadığına değinelim. Burjuva düşüncesinin aşılamamış olması, ülkemizde "solcular" tarafından uzun süre burjuva devlet teorilerinin zımni bir şekilde savunulmasına yol açmıştır. (Kerim devlet teorileri, ATÜT tartışmaları vb.) Kuşkusuz bu teoriler, proletaryanın bağımsız siyaseti yerine, onun sağındaki güçlerden medet umma anlayışına tekabül etmiştir. Yani bizde de ortaya konulan devrim anlayışı ve devlet tahlili arasında sıkı bir ilişki söz konusu olmuş, ancak bu ilişki daima Marksist anlayışın dışında bir yerde durmuştur. Devrim yapmak istemeyenler, devleti bir "tabu" olarak göstermeye çalışmışlardır.

Bu anlayışlardan başka (ve belki de bunların bir ürünü olarak) günümüzde de devlet konusunda ilginç(!) tezler ileri sürülmektedir. Herşeyden önce, diğer meselelerde olduğu gibi devlet meselesinde de somut koşulların somut tahlili (sık sık tekrarlanmasına rağmen) kesinlikle başvurulmayan bir yoldur. Bilindiği gibi Marksist bir tahlil, genel olarak tüm siyasi sorunların, özel olarak devlet sorununun çözümlenmesinde, söz konusu toplumun ekonomik alt yapısı ve siyasi üst yapısı arasındaki ilişkinin tarihsel ve yapısal olarak somut bir incelemesini gerekli kılar.

Devrimci yol.



__________________

Bu ileti en son bedrettin tarafından 29.11.2014- 20:29 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.

Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.494
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 30.11.2014- 04:48
Alıntı yaparak cevapla  


Devlet konusunu teorik tartışmaların da ötesine çıkarıp, güncelde hangi tartışmaların odağı haline geldiyse o konulara da değinmek gerek. Benim aklıma ilk elden, özellik SF'de süren tartışmalar geliyor. ''Devletten yana olan sosyalistler...'' çok kullanılıyor sözgelimi. Devletten yana olmak derken işaret ettikleri de burjuva devlet! Çok kullanılır bu ifade SF'de.

SF kürt kuyrukçu bir yapıya büründükten sonra kürt hareketinin ''devlete karşı mücadelesi'' hayranlıkla izleniyor. Öyle ki, yaşanan pratik SF'de teorinin başkalaştırılmasına da yol açtı. Şimdi SF'nin solcuları(!) da aynı şeyleri söylüyorlar. ''Devlete karşı savaşmak!''

Bu kadar basit, yüzeysel değil elbet. Bir sosyalistin devlete karşı savaşımının yolu yöntemi sanki belli değilmiş gibi kullanılıyor bu ifade. Özel mülkiyet karşıtlığını hiç ağıza almayanların bu ifadeyle sosyalistleri eleştirmeye kalkmaları ne büyük bir gaf! Özel mülkiyet karşıtlığı gündeme gelmeyecek, sosyalist devrim perspektifi bir kenara bırakılacak, sınıf mücadelesi zaten uzunca zamandır es geçilmiş; ve böyle bir ideolojik anlayışla sosyalistler ifadeler üzerinden vurulmaya çalışılacak!

Açıklığa kavuşması gereken o kadar çok konu var ki!
Her yazıda şu kuyrukçu anlayışı yerle bir etmek o kadar zorunlu bir hal aldı ki!


Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası  »  Marksizm ve sosyalizm üzerine teorik açıklama ve tartışmalar
 »  Devlet nedir

Forum Ana Sayfası

 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.

Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Modern ulus devlet nedir? solcu 15 6608 23.03.2014- 11:48
Konu Klasör Sol nedir, sosyalizm nedir? melnur 2 3976 12.12.2013- 13:17
Konu Klasör Sınıf nedir, sınıf bilinci nedir? ayhan 3 3283 19.10.2014- 18:21
Konu Klasör Devlet melnur 2 1208 12.09.2013- 23:58
Konu Klasör Sosyalizm ve devlet... melnur 6 812 05.07.2017- 09:58

Etiketler   Devlet,   nedir


Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Modern ulus devlet nedir? solcu 15 6608 23.03.2014- 11:48
Konu Klasör Sol nedir, sosyalizm nedir? melnur 2 3976 12.12.2013- 13:17
Konu Klasör Sınıf nedir, sınıf bilinci nedir? ayhan 3 3283 19.10.2014- 18:21
Konu Klasör Devlet melnur 2 1208 12.09.2013- 23:58
Konu Klasör Sosyalizm ve devlet... melnur 6 812 05.07.2017- 09:58

Etiketler   Devlet,   nedir


Forum Yazılımı:   php Kolay Forum (phpKF)  ©  2007 - 2014   phpKF Ekibi



Forum Mobil RSS