Ana Sayfa  |  Yardım  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Forum Ana Sayfası  »  Marksizm ve sosyalizm üzerine teorik açıklama ve tartışmalar
 »  Örgüt...Örgüt...Örgüt...

Yeni Başlık  Cevap Yaz
Toplam 19 Sayfa:   «ilk   <   5   6   7   [8]   9   10   11   >   son» 
Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

Alisan
[Ali san]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 30.12.2013
İleti Sayısı: 1.770
Şehir: Afyon
Durum: üye uzaklaştırılmış

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 09.08.2015- 23:25
Alıntı yaparak cevapla  


 Alıntı Çizelgesi: solcu yazmış

[size=2]HER İŞİN BAŞI ÖRGÜTLENME

Resim Ekleme

Komünist Parti'de örgütlenmeye çağırıyoruz.
Yunanistan'da yaşanan kriz, Yunanistan'a   ait değildir. Avrupa'nın çöküşü, büyük iddialarla sahneye fırlayan Avrupa Birliği'nin ''kendine hayrı olmayan'' bir gücedönüşmesi, Çin, Rusya, ABD, Almanya ve Japonya gibi güçlerin arasındaki çekişmeler boşuna değil.



Bir komunist parti bu iddiayı söylerken bence utanmalı. Yunanistan'da son 50 yıldır iktidarda üç parti olmuştur ve bu partiler yandaşlarını kayırarak, oligarşiyi kayırarak,..... ülkeyi borç altında bırakmışlardır. İyi araştırın, Yunanistan'da tüm zenginler ülkenin kaymağını yemişlerdir, devlet bu zenginlerden asla vergi almamıştır, tüm kaynakları vergi vermeyen zenginlere peş keş çekmiştir, rüşvette en öndeler, .........
Bu soygunu saymakla bitiremeyiz ama bizim sözde komunistlerimiz bu soyguncuları koruyarak kırizin kaynağını başka yerlerde aramaktadırlar. Bu tür saçma sapan siyasetlerinden dolayıda halktan asla güven alamamaktadırlar.


__________________

Bu ileti en son Alisan tarafından 09.08.2015- 23:27 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.

Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.436
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 10.08.2015- 03:04
Alıntı yaparak cevapla  


 Alıntı Çizelgesi: solcu yazmış

HER İŞİN BAŞI ÖRGÜTLENME

Resim Ekleme

Komünist Parti'de örgütlenmeye çağırıyoruz.

Birincisi dağınık, her biri bir köşeye savrulmuş, aklını, gücünü birleştiremeyen, birlikte hareket edemeyen insanlar için kurtuluş bir hayal.  

İkincisi, başkalarının örgütleriyle önümüze sunulan ''kurgulanmış'' seçeneklerle gidebileceğimiz yer yok. Komünist Parti, sermayeden, emperyalizmden, Vatikan'dan, El Kaide'den Avrupa Birliği'nden, şu ya da bu milliyetçi odaktan mutlak olarak bağımsız bir güçtür.

Ve tüm bunlardan daha önemlisi...

Ülkemiz ve dünyamız, sürekli ertelenen bir büyük dönemecin eşiğinde.

''Böyle gelmiş böyle gider'' diyenler yanılıyor. ''Yeni düzen, komünizm falan...Bunlar hayal'' diyenler uyduruyor.

İnsanlık bir bütün olarak önemli kararlar vermek zorunda kalacak. Yunanistan'da yaşanan kriz, Yunanistan'a   ait değildir. Avrupa'nın çöküşü, büyük iddialarla sahneye fırlayan Avrupa Birliği'nin ''kendine hayrı olmayan'' bir gücedönüşmesi, Çin, Rusya, ABD, Almanya ve Japonya gibi güçlerin arasındaki çekişmeler boşuna değil.

Geçtiğimiz yıllarda bir tür bozgun eşliğinde rafa kaldırılan Avrupa Ordusu tartışmalarının yeniden açılması, Japonya Anayasası'ndaki ''meşru müdafaa'' durumları dışında güç kullanımını yasaklayan maddeyi yeniden yorumlayan militarist yasanın geçen yıl kabul edilmesi... Bunlar boşuna değil.

Bildiğimiz bir şey var: İnsanlık artık egemenlerin planlarını kabul etmeyecektir. Savaşlar dünyanın her tarafına yayıldı ama insanlık militarizmi kusuyor. Gericilik, yobazlık özellikle bizim coğrafyamızda vahşi ve kural tanımaz bir güç haline geldi, ama insanlık özgürlük için mücadeleye her zamankinden daha hazır. Bilimin dogmalarla örtülmesine karşı insanlık aydınlanma mirasına daha sıkı sarılıyor.

Sorduğmuz soru bu: İnsanlığın en ileri mirası olan komünizme, özgürlük ve eşitlik idealine bağlılığınızı, örgütle buluşturacak mısınız?




Türkiye'de sosyalist solun kitleselleşme konusunda sorun yaşadığını savunanların önemli bir kısmı sosyalist olduğunu iddia eder, sorsanız örgütlenmenin önemi konusunda bile bir yığın argüman sıralayıverir. Çelişki ise örgütsüz oluşudur. Örgütsüz solun önemli bir kısmı ya liberalizme eğilimlidir, ya kuyrukçuluğun tam göbeğinde bulunur. Bir de kerameti kendinden menkul olanları vardır. Kuyrukçuları   çok yazıyoruz da, bu kerameti kendinden menkul olanlar konusunda bir şey söylenecekse, bunların bir kısmı kendilerini Marksist, bir kısmı Leninist olarak ifade etse de, Marksist olanların Marks'a, Leninist olanların ise Lenin'e aykırılıkları da ibretliktir. Solun toplumsal bir güç olamaması, bu tür ''sahte peygamber'' rolünü oynayanların sayısında da artışa yol açmıştır. Sosyalist sol birbirini yerken aradaki çatlaklarda gerçek sosyalist, komünist oynamak sanırım kolaylaşıyor.

Solun örgütlenmesi gerekiyor. Halkın, işçi sınıfının örgütsüzlüğünden yakınıyorsak önce kendimizi örgütlü bir hale getirmeye çalışmamız gerekiyor. Türkiye'nin kurtuluşu burada yatıyor çünkü. Örgütlü bir halkın yenilmezliğini dağa taşa yazan bir geçmişimiz var üstelik...

KP'nin sürekli olarak örgütlenme çağrısında bulunması önemli.
Bu önemi bir de sempatizan kesim anlayabilse!


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

umut
[umut yarın]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 12.09.2013
İleti Sayısı: 3.226
Şehir: Gizli
Durum: üye uzaklaştırılmış

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 05.11.2015- 08:36
Alıntı yaparak cevapla  


En iyisi örgütlenmektir
Alpaslan Savaş


Seçimden sonra patronlardan arka arkaya memnuniyet açıklamaları geliyor. TÜSİAD, MÜSİAD, İTO, TİM… Ayrımsız hepsi sandıktan istikrar çıktığında hemfikir. Ellerini ovuşturuyorlar.

Bizim burjuvazimiz ikiyüzlüdür. Patronların coşkulu “1 Kasım karşılaması” bu yüzden. 7 Haziran gecesi patlatılan şampanyaların üzerinden sadece 5 ay geçtikten sonra getirilen nedamet için başka bir sıfat kullanılabilir mi, emin değilim.

Ne olacaktı ki başka? 2 Kasım sabahı Aydın Doğan’ın Milliyet’te “Saygı da duymuyoruz, onay da vermiyoruz!” diyen yeni bir mektubu mu yayınlanacaktı? Ertuğrul Özkök’ün “unutalım küskünlükleri” demesi, başka türlüsünün mümkün olmamasındandır.

Aydın Doğan, Koç’tur, Koç ise Türkiye’nin geleneksel sermayesi… Sermaye düzeninin sahiplerinin kâr için getirmeyeceği nedamet, işlemeyeceği cinayet yoktur. 7 Haziran-1 Kasım seçimlerinde düzenin mantığı işlemiştir. Bu nedenle patronların hem 7 Haziran’ı hem 1 Kasım’ı alkışlaması tutarlıdır. “İkiyüzlü tutarlılık” da diyebiliriz.

Burjuvazimiz böyledir de, ya muhalefetimiz! O da tutarlıdır. Halkı “AKP mecliste geriler, sonra da düşer” safsatasına angaje eden iki sosyal demokrat partimiz ve onların peşine takılan bilcümle radikalimizin, daha sandıklar açılmadan yaptıkları “saygı duyuyoruz” açıklamaları da diğeri kadar tutarlıdır.

Ne olacaktı ki başka? Düzenin sahipleri nedamet getirirken, düzenin muhalefeti ardı ardına “yok hükmündedir” diyen bildiriler mi yayınlayacaktı? AKP’nin “parlamenter zaferini” üç partinin en erken saatte kabullenmesi düzenin mantığıdır. Başka türlüsü burada da mümkün değil.

7 Haziran-1 Kasım seçimlerinin galibi sermaye düzenidir. AKP tek başına iktidara, sermaye istikrara kavuşuyor. CHP, AKP’nin yeni Türkiye’si ile barışmayı başarıyor, HDP Haziran Direnişi’nin sekteye uğrattığı “çözüm sürecine” yeniden dönüşün yolunu buluyor. MHP’nin düşen oylarının ise hiçbir önemi bulunmuyor. Türkiye’nin gericilik rotasından çıkma riskinin bir süre daha ertelenebilmiş olmasındaki büyük payı da onun seçim başarısıdır. İktidarıyla muhalefetiyle, seçimin galibi sermaye sınıfıdır.

Sermaye sınıfı kazanıyorsa, işçi sınıfı saldırı altındadır. Daha seçimin ertesi sabahı patronların istikrar güzellemelerine, devlet memurlarının güvencesinin kaldırılacağı haberleri eşlik ediyorsa saldırı hayli şiddetli olacak demektir. Seçim öncesi verilen 1300 lira asgari ücret vaadine, yükselecek işçilik maliyetinin riskleri olacağı lafları ekleniyorsa, sopa seçim biter bitmez kalkmış demektir.

Dahası, AKP’nin 2002 yılında iktidara geldiği günden buyana uyguladığı, 2013 Haziran’ında kesintiye uğrayan emek gündemleri ajandası var. “Ulusal İstihdam Stratejisi” köşede duruyor ve kıdem tazminatının tasfiyesi, kiralık işçilik, bölgesel asgari ücret gibi önemli başlıklarda sermayenin kabarmış iştahı artık sabrını zorluyor.

Bu başlıkların hiçbirinde düzen içi muhalefet direnç noktası olacak durumda değil. Onlar şimdiden sonra daha büyük işlerle meşgul olacaklar. Biri bir sonraki seçime kadar oyları arttırabilmek için Türkiye gericiliğine seslenmenin yeni ve daha etkili yollarını bulmaya çalışacak, diğeri çözüm süreci-başkanlık sistemi ikileminde büyük siyasetin aktörü olmaya oynayacak. İşçi sınıfı ise, seçim döneminde olduğu gibi sonrasında da bu partiler için duvar süsü olmayı sürdürecek.

7 Haziran-1 Kasım aynı zamanda bir gerçeklik testiyse, bu testin en önemli sonucu AKP ile kavganın, sermaye sınıfıyla kavgadan ayrı tutulamayacak olduğudur. Sermaye sınıfıyla kavga ise ancak ve ancak örgütlü bir işçi sınıfı ile verilebilir. Testin diğer sonucu ise “Gerçek olan daha azı, eşitlik ve özgürlük sonranın işi” diyenlerin sınıfta kalmasıdır.

Bizse seçim öncesi “inanın” demiştik. Şimdi seçim sonrasındayız ve çağrıya kulak verenlerle örgütlenmeye başlıyoruz. Aylardır parlamentodaki koltukları sayarak boş hayal peşinde koşturulan milyonlar için en iyisi örgütlenmektir. Hem de öyle daha azına değil, tam hedefine, eşitliğe ve özgürlüğe…


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

hakkı
[vatanız]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 08.08.2014
İleti Sayısı: 1.232
Şehir: İzmir
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 05.11.2015- 10:14
Alıntı yaparak cevapla  


Tek şansımız örgütlenmek.

Eğer içinde yaşadığımız kapitalizm bize neler yapabileceğini anlıyorsak Tek şansımız kaldı o da örgütlenmek.
Seçimlerin sonuçlarında hiç bir emekçinin memnun olmayacağını biliyorsak örgütleneceğiz. Kapitalizm artık eskisinden daha fazla kriz üreteceğini bu krizleride bizim üstümüze yıkacağını biliyorsak örgütleneceğiz.
Yapılan bütün seçimlerden sadece egemenlerin memnun olacağını alttakiler sürekli aldatılacağını biliyorsak örgütleneceğiz.

İşte bir seçim yapıldı 3 gün önce yapılan bütün anketler yanıldı hemde ne yanılış 1-2 puan değil 10-15 puan yanıldı Bir hafta içinde 5 milyon insanın kulaklarına tek tek istikrar üflendi
Tıpkı tanrının kullarına bir anda mehdi gönderilmiş gibi bütün insanlar istikrar diye koştu sandıklara. Bu sonuçtan gündüz korku flimi seyreden o flim rüyalarını girmiş gibi sonucu kabul etti bütün insanlar.

Evet kimseyi rahatsız eden bir sonuç çıkmadı sandıktan AKP ve istikrar CHP ve kısmen kar HDP baraj aşıldı ödünç oylar yerine iade edildi MHP işte en fazla şok orada idi ama atlatacaktırlar.
Halk koyunun trene baktığı gibi baktı TV lere kimisi öfkeli kimisi bayram yaptı ve her kes kendini suçlamakta.Ama egemenler memnun işverenler bürokrasi dış dünya hepsi çıkan sonuçtan memnun.

30 Ekimle 2 kasım arasında ne değişecek göreceğiz Hakikaten istikrar gelecekmi yoksa bu gün dünden daha berbatmı olacak göreceğiz.
Bazı sinyaller verilmeye başladı başkanlık çıktı dolaptan memur yasasının değişeceği sinyali verildi Çözüm isim değiştirerek ortada .
Eğer istikrar buysa bunu biz zaten yaşadık.

Tek şansımız örgütlenmek ama nasıl bir örgüt ve nasıl bir manifesto.
İşte zurnanın zırt dediği delik bu
Nasıl örgüt nasıl manifesto.

Yaşadığımız dünda 1848 in 1917 nin 1978 in dünyasımı hiçmi değişmedi hepsi aynımı .
Bir çok değişilik var SB artık yok anti emperyalist mücadele veren ülkeler artık aynı durmuyor .Proleteya bile o dönemin proleteryası değil.
Nasıl bir örgüt nasıl bir manifesto.
Bu konu çok uzun yllardır tartışılmakta ama belli bir sonuç hala ortada yok.Bazı sinyaller verildi Türkiyede gezi eylemleri arkasında doğan yeni örgütlenme anlayışlar haziran hareketi.
Artık seçim bitti istikrar isteyen buldu bize bıraktığımız yerden başlamak kaldı. Bizim için hala faşizm tehditi devam ediyor


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

bedrettin
[.....]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 30.08.2013
İleti Sayısı: 923
Şehir: Trabzon
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 10.11.2015- 20:59
Alıntı yaparak cevapla  


Hakkı durmadan bulanık suda balık avlamaya çalışıyorsun. Çok şey söylemeye çalışırken aslında hiçbir şey söylemiyorsun. Sorduğun sorunun cevabı komünistler için verilmiş. Ne arayışı içindesin?

Manifesto=Komünist
Örgütlenme=leninist öncü.


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

umut
[umut yarın]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 12.09.2013
İleti Sayısı: 3.226
Şehir: Gizli
Durum: üye uzaklaştırılmış

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 13.11.2015- 07:57
Alıntı yaparak cevapla  


Örgüt
Mesut Odman


Her insan için geçerli midir, bilinmez; ama pek çok insanın yapmak, hem de iyisini yapmak, ilerleyip ustalaşmak, hatta iz bırakacak kadar gelişmek istediği bir ya da, kimileri için, birden çok iş, meslek, uğraş vardır. Ancak, ne kadar yazık mı demeli, insanların çoğu bu isteklerini gerçekleştiremezler. Kimileyin unutur giderler, kimileyin de içlerinde bir “ukde” olarak taşıyıp dururlar. Arapça kökenli bu sözcüğü dilimizde düğüm, boğum benzeri sözcüklerle karşılayabiliriz. İşte öyle, boğazında yahut boğazında değil de gönlünde bir düğüm olarak kalır insanın; çok uzaklardaki hoş, ama iç burkucu bir anı gibi ne kadar uğraşsa da büsbütün unutamaz.

Kendimden örnek vermek daha kolay elbette. Benim de düğümlerim vardır; evet, bir değil, birden çok, hem o kadar çok ki, burada her birine bir parça değinmeye kalksam başka söze yer kalmaz. Şimdi, bunları yazarken, gel de daha 170 yıl öncesinden geleceğin “bütünsel insan”ını betimleyen o satırları hatırlama:

“…hiç kimsenin tek bir ayrı eylem alanının olmadığı, herkesin istediği bir dalda başarılı olabileceği komünist toplumda, toplum genel üretimi düzenler ve benim bugün bir işi, yarın bir başka işi yapmamı, sabahleyin avlanmamı, öğleden sonra balık tutmamı, akşamüzeri sığır beslememi, akşam yemeğinden sonra eleştiri yapmamı, salt bir aklım olduğu için, hiçbir zaman bir avcı, balıkçı, çoban ya da eleştirmen olmadan bunları yapabilmemi mümkün kılar.”

Sadece kendimin değil birçok başka insanın da ideolojik-siyasal bağlanmalarında, kuşkusuz, sınıfsal köken ve aidiyetleri ile başka etmenlerin yanı sıra, burada anlatılmaya çalışılan bir hayata ilişkin beklentilerle özlemlerin de etkili olduğunu düşünmüşümdür hep.

İçimizde kalmış düğümlere dönecek olursak, bendekilerden biri dilbilimdir. O alanda mektep medrese görmek, daha bilimli anlatımıyla örgün eğitim basamaklarını geçmek, ilerlemek, o kadarı mümkün olmuyorsa bile amatörce de olsa uğraşmak istemişimdir. Ama, nerdee!

Belki biraz da bu nedenle olmalı, dilbilimcilere hep kıskanarak bakmışımdır. İmrenerek demek daha doğru olabilir belki; yalnız, içinde hiç kıskanma olmayan bir imrenme değil bu. İçlerinde yakından tanıdığım biri de var. Bizim heyecan veren, ama talihi kötü olmuş günlük soL gazetemizde yazıyordu; şimdi burada da “Dile Gelen” başlığı altında devam ediyor. Devam ediyor etmesine de, ne yazık, uzun aralıklarla.

Bir dilbilim profesörü olan Özgür Aydın’dan söz ediyorum. Benden yaşça çok küçük ve hem dostum hem kardeşim olduğu için böyle adıyla anmakta bir sakınca görmediğim Özgür’ün son yazısı, 25 Ekim tarihini ve “Mesele örgüt olmakta” başlığını taşıyordu. Her zamanki gibi, benim için öğretici oldu; ayrıca, bir yığın çağrışıma yol açtı.

Bu örgüt sözcüğü ile, yanlış anlatmış olmayalım, sözcüğün kendisiyle değil, onun yüzünden giriştiğimiz kavga gürültülerden daha önceki bazı yazılarda da söz ettiğimi hatırlıyorum. Kavga gürültü dediğim birçok yerde ve biçimde olurdu: okulda, işyerinde, bire bir, topluca, yazıp söyleyerek, tehdit ederek… Tehdit elbette bizden gelmezdi. Karşımızdakilerden gelirdi: Bir daha o kelimeyi kullanırsanız şunu yaparız, bunu yaparız, daha da olmadı, sizi atarız. Nereden? Okuldan, işyerinden, her neredeysek artık….

Özgür’ün yazısında değindiği ve sözcüğün daha çok kullanıldığını belirttiği “toplumsal ilişkilerle, halkçı konularla ilgili bağlamlar” onları çok rahatsız ederdi kuşkusuz. Ancak, yine aynı yazıda bu sözcüğün hiç azımsanmayacak sıklıkta kullanıldığı belirlenen gizli, tehlikeli, yasadışı durumlar, hep bunlar akıllarına geldiği için küplere binerler ve, örnek olsun, kendilerinin de içinde ya da yönetiminde bulundukları “teşkilat”a örgüt denmesine cin ifrit olurlardı.

Örnek olsun, örgüt sözcüğünü ağzına alamayan bir zat-ı muhteremin gülünçlü öyküsü belleğimde yer etmiştir; kısaca aktaralım. Kuzey Kıbrıs’ta başlangıçta “federe devlet” olarak adlandırılan ayrı siyasal birimin yeni ortaya çıktığı yıllardı. Ecevit’in akıllara ziyan oksimoron buluşuyla söylenirse, “barış harekâtı”nın üzerinden sadece üç dört yıl geçmişti. Resmi bir ziyaret için oradaydık. Kıbrıslı Türkler “anavatan”a bakarak birtakım devlet kurumları yaratıyorlar, ama onları adlandırırken oraya pek bakmıyorlar ve çoğunun hayranı olduğu Ecevit’in öztürkçeciliğine öykünüyorlardı. Böyle ortaya çıkmış kurumlardan biri de “Devlet Planlama Örgütü” idi. Bizim heyetin başkanlığını yapan zat ise bu tür sözcüklerle hiç başı hoş olmayan, dolayısıyla böylesi komünistliklere prim vermemekle övünen bir muhteremdi. Konuşurken hep “Devlet Planlama Teşkilatı” diyordu. Sonunda, o örgütte çalışan Kıbrıslılardan biri dayanamamış, “Beyefendi, görebildiğim kadarıyla, siz hâlâ Ankara’dan Lefkoşa’ya gelemediniz!” diyerek pek efendice bir dokundurmada bulunmuştu.  

Aslında bu yazıya başlarken niyetim, girizgâhı kısa tutup, asıl konuya ilişkin birkaç önemli nokta üzerinde durmaktı. Anlaşılan, haftalardır konuşamamanın getirdiği eksiklik, yazarak yahut yazarken gevezelik etme türünden bir eğilim ortaya çıkardı ve asıl konuya hâlâ gelemedik. Eskiden, bir kasideye başlarken, asıl konuya gelmeden önce giriş olarak bir beyit yazılır ve buna “”girizgâh, daha doğrusu, “gürizgâh” denirmiş ya, bizimki pek tuhaf bir kasideye benzedi galiba. Yine de, asıl muradımızın ne olduğunu hiç yazmamak olmaz.

Her zaman yazıp söyleriz de, özellikle son günlerde, çok daha büyük bir sıklıkla söylemeye başladık; üstelik, hemen hemen hep bir ağızdan. Hatta, ben daha geçen haftaki yazımda, Napoléon’a yakıştırılan “para, para, para” sözüne öykünerek “örgütlenmek, örgütlenmek, örgütlenmek” demekten bile geri durmadım. Bunları şaşkınlık, karamsarlık, çıkışsızlık türü sözcüklerle anlatılabilecek bir ortamda yazıp söylüyorsak ve bu neredeyse büyülü mertebesine yükselttiğimiz sözcüğün aşağı yukarı aynı önemlilik düzeyinde kullanılışının üzerinden yüz yılı aşkın bir zaman geçmişse, biraz daha üzerinde durmak, biraz daha ayrıntıya girmek, biraz daha yeni açıklıklar getirmek, belki de buradaki “biraz daha”ları “çok daha” ile değiştirmek gerekir.

Tamam, öyledir de, bir başka gereklilik daha var: Neyi, ne zaman ve nerede açmanın, derinleştirmenin, ayrıntılandırmanın doğru olacağını; yoksa, yapılanın yararsız, zaman kaybettirici, bazı durumlarda ise tehlikeli bir zevzekliğe dönüşebileceğini bilmek.

Hem bu uyarıcı notu hem de yazının sona doğru yaklaştığını dikkate alarak birkaç değinmeyle ve   bazı sorularla devam edelim.

Biri, öğrenmek ve öğretmekle ilgili. Öyle ya, pek çok konuda olduğu gibi örgüt ve örgütlenme alanında da bir “tabula rasa” ile karşı karşıya değiliz, üzerine her şeyi kaydedebileceğimiz boş bir plak yok elimizde. Tam tersine, oldukça gelişkin bir teori ve pratik birikimi bulunuyor. Kimlere ve nelere borçlu olduğumuzu unutmadan, “çok şükür” diye de ekleyebiliriz. Bu birikimin ayırt edici ve özsel öğelerini kavramadan girişilecek her türlü çaba ve eylem, ya başarısızlığa mahkûm olacaktır ya da başarısı büyük ölçüde rastlantılara bağlı kalacaktır. O birikimin öğrenilmesi ve öğretilmesi açısından, her türlü öğrenme/öğretme çabasında olduğu gibi, en çok başvurulmuş, dolayısıyla en çok sınanmış yöntem ise tekrardır.

Ancak, yukarıda iki yerde geçen tarih göndermelerinde kullanılan zaman biriminin yıllar ya da onyıllar değil yüzyıllar oluşunun da ima ettiği gibi, söz konusu birikimin geçmişi çok uzundur. Bunun akla getirdiği, biri kolaylaştırıcı öbürü güçleştirici iki özellikten söz edilebilir. Kolaylaştırıcı olanı, o birikimin birçok sınavdan geçmiş ve kökleşmiş oluşu ile zenginliğidir. Güçleştirici denebilecek yanı ise onca uzun zaman boyunca ortaya çıkması çok doğal olan eskime ve yıpranma payı ile bunun yarattığı geliştirici yeniliklerin yapılması gereğidir.

Öyleyse, bir yandan bildiklerimizi gözden geçirerek doğru öğrenip öğrenmediğimizi sınamak, bir yandan nerelere, hangi ek açıklıkları getirmek ve hangi yeni soruların yanıtı olabilecek ne tür yeni bilgiler üretmemiz gerektiğini kavramak zorundayız, demektir.

Üstelik, bunu salt bir öğrenme/öğretme ve bilgi üretme süreci değil, aynı zamanda, bir somut   iş çıkarma ve dönüştürme eylemi olarak ele alma zorunluluğu da ortadadır.

Önümüzdeki dönemde bütün bunları ve benzer başlıkları bir biçimde ele alıp irdelemenin gerekli olduğunu sanıyorum. Kuşkusuz, tümünü ve her birini burada ele alamayız; bazıları, bu platformun amaçları ve hedef aldığı kitle açısından uygun düşmeyebilir. Bununla birlikte, toplumsal mücadeleyi geliştirip ilerletmek ve dayanakları sağlam bir iyimserliği egemen kılmak bakımımdan, eski ve yeni bütün anlamlı soruları sormak, olabildiğince doyurucu yanıtlara ulaşmak ve bu doğrultuda hızla örgütlenmeyi becerebilmekten başka bir yol görünmüyor.  


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

umut
[umut yarın]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 12.09.2013
İleti Sayısı: 3.226
Şehir: Gizli
Durum: üye uzaklaştırılmış

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 16.11.2015- 10:19
Alıntı yaparak cevapla  


Geçmiş olsun!
Kemal Okuyan


2013’ün Haziran günlerinden bugüne Türkiye komünist hareketine karşı sürdürülen düşünsel terör şiddetini kaybetmişe benziyor. Geçicidir, toparlanıp yine saldırmayı deneyeceklerdir. Büyük fırsatı kaçırdılar, gayri şansları yok.

“Flamasız, bayraksız, partisiz”di Gezi’deki formülasyonu bu saldırının. Tutmadı, park forumlarını fetişleştirerek gerçek örgütlenme ve siyaset zeminini parçalamayı denediler. Dört kez sandık kurulan 2014 ve 2015’te “tatava yapma bas geç”le başlandı, Selo Başkan’la devam edildi, “Meclise”yle, “İnadına”yla tamamlandı.

İş o hale geldi ki, komünistler bu ülkede bir kez daha “bayrak gösterme” noktasına kadar geriye çekilmek zorunda kaldılar.

Şimdi o noktanın önemi daha iyi anlaşılıyor.

Saldırının ardından, bereketli Türkiye toprağı, üzerini silkeleyip ayağa kalkanlara tanık oluyor. Sayıları çok az belki ama ayağa kalktıkları için dikkat çekiyor, kendilerini izleyenlere güç ve heyecan aşılıyorlar. Ve görüyorlar ki, o bayrak orda dikilidir, düşmemiştir. Onlar adına, onlar için…

Kimdir bu ayağa kalkanlar?

Ayağa kalkanlar ilkesizlikten, teslimiyetten bıkan, düzen içi dengelere oynayan solculuğa kafası yatmayanlardır.

Ayağa kalkanlar sermayenin refah, özgürlük ve çözüm palavralarından midesi bulananlardır.

Ayağa kalkanlar “ben işçiyim, bu düzenle işim olmaz” diyenlerdir.

Ayağa kalkanlar onurlu-yurtsever aydınlar, kafası dik gençler, boyun eğmeyen kadınlardır.

Ayağa kalkanlar “bizi ne hale düşürdüler” diye sorgulayan Alevi emekçiler, AKP’yi nereye koyacağını bilemeyen politikalardan usanan Kürt devrimcilerdir.

Sayıları azdır, sayıları çoğalmaktadır, sayıları hızla çoğalmanın eşiğindedir.

Velhasıl, sosyalist düşünce ve eylem, bu ülke tarihinde kendisine karşı girişilen en ağır saldırılardan birini atlatmıştır. Herkese geçmiş olsun.

Sosyalizmin bu topraklardan tasfiyesini umanlara da geçmiş olsun! Bir daha komünist hareketi bu noktaya geriletme şansı bulamayacaklar. “Her inişin bir çıkışı vardır” bir sürücü deyişidir; siyasetteyse bu geçerli değildir. Siyasette iniş ve çıkışların toplamı sıfır etmez, onları sıraya koymak da mümkün değildir. Ama bilinmelidir ki, sosyalizm mücadelesi bir daha 2014 yılındaki irtifa kaybını yaşamayacak.

Ellerinde antikomünizm adına ne varsa, bu iki yıl boyunca onları tepe tepe kullandılar. Devam edecekler, düzenin solunu cilalamaya, sahte umutlar yaratmaya… İnandırıcılık sorunları giderek katmerleşecek. Emperyalizmi ve gericiliği az biraz sorgulamayı, kamu çıkarlarını bir nebze olsun düşünmeyi unuttular, tersine emperyalizmle, gericilikle, piyasayla özgürlük geleceğini vaaz ettiler. Düzenin sol kanadı kırılmaya hazır, beklemektedir.

Düzen sağıylaysa işimiz daha kolaydır. Oradan gelecek her türlü hamleye alışkındır devrimci sol. Sağın özgürlük-demokrasi türküleriyle saldırabildiğini AKP sayesinde gördük; artık buna da şerbetliyiz.

Bütün bu yaşananlar Türkiye toplumunun büyük bölümünü çökertmiş ama kimi kesimlere bağışıklık kazandırmış, ülke sathına savaşçı antikorlar serpiştirmiştir. Örgütlü komünistler bunların sayısını azımsama hatasına düşmemelidir. Son tahlilde “yaygın örgütsüzlük”, örgütlü günahların eseridir. Komünist hareketin bir daha “bayrak göstermek”le yetinmemesi için ayağa kalkanlar ciddiye alınmalı, önemsenmeli ve yalnızlıktan kurtarılmalıdır.

Onların yalnızlığı, komünist partinin de yalnızlığıdır.

Bu yalnızlık kırılırken bilinmesi gerekenler vardır:

Yalnızlık, aynı zamanda dilde tutukluk demektir. Örgütle örgütsüzlük örgütlülükte buluşacaksa ortak bir dile kavuşmak durumundadırlar. Örgütlü komünistlerin dili inadın, derin düşüncenin, yaratıcılığın, bilimin, sanatın dilidir. Bu anlamda korunmalıdır. Ama bu dil aynı zamanda tutuk, anlaşılmaz ve etkisizdir. Bu açıdan değişmelidir. Komünistler çift kişilikli olmadıkları gibi, çift dilli de olamazlar. Ancak komünistler aynı dili daha etkili, yalın ve anlaşılır kullanmayı pekâlâ öğrenebilirler. İşte fırsat… Bugün ayağa kalkan örgütsüzlerin örgütlülere yardım edebileceği konulardan biri tam da budur. Yardım edebilirler çünkü onlar da bir bakıma yalnızdır.

Ama öğretecekleri çok şey vardır çünkü onlar henüz yerde kımıldamayanlara daha yakınlardır.

Yalnızlığa özlem duyulmamalıdır. Komünist hareket saldırıları kuru kalabalıklara direnerek püskürttüyse, bunu örgütlü halkın gücüne inanarak yaptı. Örgütlü bir halk, aynı zamanda bağrında öncü örgütü yaşatan bir halktır. “Kitlelerle suda balık” alerjisi, çoğalma isteğini köreltmemeli, komünist parti içini ve dışını genişletmelidir. Bugün ayağa kalkanlarla bütünleşmeyi beceremeyen bir siyasi öznenin halktan, emekçiden söz etmeye hakkı olmayacaktır.

Komünist hareket dip noktasından çıkarken, tek tek bütün komünistler kendilerini yeniden kurmak, “sonuna kadar direnme”nin her daim geçerli yanlarıyla, farklı koşullarda ayak bağı olabilecek yönlerini ayrıştırmak durumundadır. Kendini kasarak savunma pozisyonu, öngörülenden daha önce terk edilmek zorunda kalınmıştır. Bu bir karar ya da tercih konusu değildir. Kol kola girerek daha fazla fire vermeyi engellediğimiz bir dönemden daha fazla kişinin elini tuttuğumuz, ayağa kalkanlarla buluştuğumuz bir döneme geçiyoruz. Ama unutmayalım, büzüşerek görünmez kıldığımız her türlü boşluk ve zaaf kişisel ve de kolektif düzeyde görünür hale gelecek. Bunlardan derhal kurtulmalıyız.

Yalnızlaşırken, doğruda durmanın, direnmenin, inat etmenin hazzını yaşadığımız doğrudur. Yalnızlığı benimsediğimizden değil. “Yalnız, tek başına kalabiliriz ama bizi tecrit edemezsiniz” diyerek meydan okurken, bugüne işaret ediyorduk. Şimdi “ben de ayağa kalktım, boyun eğmedim” özgüveniyle komünist partinin kapısını çalanların tamamı bir yandan ülkenin-toplumun hali için derin bir acı çeken, bir yandan da sözünü ettiğimiz hazzı paylaşanlardır. İşte özen gösterilmesi, üzerinde durulması gereken bir diğer meselemiz de budur: Parti insanları dönüştürür, öğretir, eğitir ama bundan böyle onlara “yalnız”lıklarını paylaşacakları bir ortam sunamaz.

Buna gerek yok. Çünkü saldırıyı püskürten yalnız partinin kendisi değil, ayağa kalkan ve kalkacak olan herkestir. Ayağa kalkanları içeriye çekmeyeceğiz, buna ihtiyacımız yok. Hep birlikte dışarıya!

Ve son olarak iyi olan ve mutlaka değerlendirilmesi gereken nedir biliyor musunuz?

Ayağa kalkanlar “solda birlik” değil “solda dirlik” demekte; ittifak, işbirliği değil tutarlı ve kararlı politikalar istemekte; bir dahaki seçime değil örgütlü mücadeleye randevu kesmekte.

Bu sağlık işaretidir. “Bir daha aynı noktaya gerilemeyeceğiz” iddiasının garantisidir. Bugün sokakta, işyerinde, mahallede karşımıza çıkıp ellerini uzatanlar zaten solun birlik vs. adına sisteme bağlanmasına kafa tutan, buna ikna olmayan, başka bir çıkış arayanlardır. Parti bu arayışa asla ihanet etmeyecek, kendisini bataklığa çekecek adımlardan kaçınacaktır.


Bu yazı Boyun Eğme'nin 7. sayısında yayınlanmıştır.


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

hakkı
[vatanız]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 08.08.2014
İleti Sayısı: 1.232
Şehir: İzmir
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 16.11.2015- 10:56
Alıntı yaparak cevapla  


Hakkı durmadan bulanık suda balık avlamaya çalışıyorsun. Çok şey söylemeye çalışırken aslında hiçbir şey söylemiyorsun. Sorduğun sorunun cevabı komünistler için verilmiş. Ne arayışı içindesin?

Manifesto=Komünist
Örgütlenme=leninist öncü.

-----------------------------------------
Bulanık suda balık avlamak .Çok haklısın balık başka nasıl suda avlanır ki.

Komünist manifesto 1848 de yazıldı o zaman ortada daha elektirik enerjisi bile yoktu hele bilgisayar hayal bile edilemezdi. Çalışan nüfusun büyük bölümü üretimde idi işsizlik   % 30 di okur yazar nüfusu parmakla gösteriliyordu.
Şimdi bu programlamı çıkacağız düşmanın karşısına.

Bize soracakları ilk soruyu sana söyleyeyim -SB ne oldu. Çin ne oldu.Ne diyeceksin.
İlk soruda sınıfta kaldın.

Onun için yeni sorulara cevap verecek yeni program gerek.

Leninist öncü bu sadece ben hiç bir şey yapmayacağım sosyalizmi de ciddiye almıyorum demenin başka bir sözü.
Burası 1905 in Rusya sı değil .
Leninist öncü bir partide yok zaten. Olmak isteyende yok. O tarih 1989 da kapandı.

Ben değil ama sen bulanık suda balık aradığın belli oluyor.


Yeni Başlık  Cevap Yaz
Toplam 19 Sayfa:   «ilk   <   5   6   7   [8]   9   10   11   >   son» 



Forum Ana Sayfası  »  Marksizm ve sosyalizm üzerine teorik açıklama ve tartışmalar
 »  Örgüt...Örgüt...Örgüt...

Forum Ana Sayfası

 Bu konuyu 2 kişi görüntülüyor:  2 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.

Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Ergenekon diye örgüt yok NOLAN 3 2444 04.02.2014- 20:17
Konu Klasör Örgüt ve Hareket-Metin Çulhaoğlu denizcan 1 2181 31.12.2014- 20:29
Konu Klasör PKK ve 9 örgüt birleşme kararı aldı denizcan 6 1994 15.03.2016- 13:33
Konu Klasör Büyük siyaset ve örgüt-Kemal Okuyan denizcan 0 1243 03.04.2016- 09:34
Konu Klasör PARTİ VE ÖRGÜT TEORİSİ-Aydın Giritli melnur 4 1183 12.05.2017- 20:11

Etiketler   Örgüt.Örgüt.Örgüt.


Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Ergenekon diye örgüt yok NOLAN 3 2444 04.02.2014- 20:17
Konu Klasör Örgüt ve Hareket-Metin Çulhaoğlu denizcan 1 2181 31.12.2014- 20:29
Konu Klasör PKK ve 9 örgüt birleşme kararı aldı denizcan 6 1994 15.03.2016- 13:33
Konu Klasör Büyük siyaset ve örgüt-Kemal Okuyan denizcan 0 1243 03.04.2016- 09:34
Konu Klasör PARTİ VE ÖRGÜT TEORİSİ-Aydın Giritli melnur 4 1183 12.05.2017- 20:11

Etiketler   Örgüt.Örgüt.Örgüt.


Forum Yazılımı:   php Kolay Forum (phpKF)  ©  2007 - 2014   phpKF Ekibi



Forum Mobil RSS