Ana Sayfa  |  Yardım  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Forum Ana Sayfası  »  Siyasi Gündem ve siyasi tartışmalar
 »  TKP'de bölünme ve bir dönemin sonu

Yeni Başlık  Cevap Yaz
Toplam 5 Sayfa:   [1]   2   3   4   5   >   son» 
TKP'de bölünme ve bir dönemin sonu           (gösterim sayısı: 8.585)
Yazan Konu içeriği

boşluk

solcu
[kemal]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 24.01.2014
İleti Sayısı: 1.793
Şehir: Ankara
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Konu Tarihi: 06.09.2014- 14:24
Alıntı yaparak cevapla  


TKP'de bölünme ve bir dönemin sonu

Siyasi parti isimlerinde "komünist" kavramına yönelik yasağın sürdürüldüğü belirli siyasal koşullar altında, temsil etmediği bir siyasi geleneğin ismini alarak, komünizme sempati duyan kitleleri ve TKP geleneğinden gelen kitleyi kapsama yolundan niceliksel bir büyüme sağlayan "Sosyalist İktidar" hareketi, içine yuvarlandığı parti krizinden bölünerek çıktı. Bölünmeden doğan her iki grubun da TKP ismini kullanmama kararını almasıyla birlikte, "SİP/TKP dönemi" sona ermiş oldu.

Resim Ekleme

2000 yılında "Komünist Parti" adıyla başlayan ve 2001 Kasımında "TKP" adıyla devam eden bu dönemin verilerini anlamadan bugünkü bölünmeyi anlamlandırmak mümkün değildir. Bu sürecin çeşitli yönlerinin aydınlatılması, emekçi sol hareketimizin saflarında yanıt bekleyen bir soru durumundadır.

I. İLKESEL AÇIDAN

Sosyalist İktidar (Gelenek), '80 öncesi TİP reformizmi içinden gelen, ancak bir grup olarak 12 Eylül gericiliği koşullarında ortaya çıkan bir propaganda çevresiydi. Saflarına gelen gençlere ilkin "devrimci demokrasi eleştirisi" adı altında Türkiye devrimci hareketinin eleştirisini ve reddini öğreten, faşist diktatörlük gerçekliğini yadsıyan, kadrolarını konformist ve düzen içi bir siyasal çizgi temelinde eğiten bu grup, partileşerek SİP adını aldı. SİP, 2000 yılına kadar esasen bir küçük burjuva aydın çevresi olarak kaldı. 19 Aralık zindan katliamı döneminde ise "devrimci demokrasinin siyaseten tasfiye olduğu" (1) saptamasını yaparak, meydanı kendileri için boşalmış sayarak, "siyasal atılıma" geçti. "Türkiye Komünist Partisi" adını alarak komünist adını legal alanda ilk kez kullanan parti oldu. Bununla aydın gençliğin olduğu kadar, eski TKP geleneğinden gelen kitlenin bir kısmının da sempatisini kazandı.

Anayasa Mahkemesi'ne yapılan kapatma başvurusunda görüş bildiren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu; "Davalı siyasi parti, programı ve tüzüğüyle, eylemlerinde sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğinin ve herhangi bir diktatörlüğün savunulmadığı ve amaçlanmadığı anlaşıldığından yukarıda açıklanan Anayasa ve yasa hükümlerine aykırılık bulunmamaktadır" demişti.

Burjuvazinin en sınıf bilinçli temsilcilerinden birisi olan Kanadoğlu, yanılmıyordu. Gerçekten de "TKP", proletarya diktatörlüğünü savunmuyordu. Türk burjuva devletinin zor yoluyla yıkılmasını ve işçi-emekçi sınıfların devrimci iktidarının kurulmasını da savunmuyordu. Kanadoğlu bu duruşun kökenleri konusunda da açıktı: "Batı Avrupa Komünist partilerinde başlayan Euro komünizm akımı ve daha sonra Doğu Avrupa ülkeleriyle Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla bu ülkelerde başlayan demokratikleşme hareketlerinin dünya komünist hareketi ve komünist partileri üzerinde önemli etkileri olmuştur. Son yılların bu önemli ideolojik ve siyasal değişikliklerinin etkisi, davalı partinin tüzüğünde, programında ve eylemlerinde açıkça görülmektedir." (2)

Burjuva sınıf iktidarına karşı işçi-emekçi sınıfların devrimci diktatörlüğünü savunmayan, bunun somut pratik ifadesi olarak da mevcut burjuva devlet aygıtını yıkma hedefi bulunmayan bir partinin, iktidara parlamenter yollarla gelmeyi program edinmiş bir partinin, tümüyle düzen içinde örgütlenen bir partinin, sırf adında "komünist" kavramı geçiyor diye kapatılmasına gerek yoktu. Kanadoğlu'na göre, Komünist Partisi yasağı biçimsel değil, özseldi; özü itibariyle komünist olmayan partiler, adında komünist kelimesi geçse dahi kapatılmamalıydı.

İşte, henüz kuruluş aşamasında, burjuvazinin yetkili organlarının 2001 TKP'si ile ilgili yargısı buydu.

Bu aynı zamanda, TKP'nin de en büyük çelişkisini oluşturdu. Adıyla radikal çağrışımlar oluşturan ve aydın gençlik kitlelerini heyecanlandıran bu parti, pratiğiyle her seferinde uyandırdığı bu özlemleri buzlu sularda boğdu.

Marks, "Benden çok önce, burjuva tarihçileri sınıflar arasındaki mücadelenin tarihsel gelişmesini açıklamışlardı, burjuva iktisatçıları ise bu mücadelenin ekonomik anatomisini sergilemişlerdi. Benim özgün katkım; (1) sınıfların varlığının yalnızca üretimin gelişiminin belli tarihsel aşamalarıyla bağlı olduğunu sergilemek; (2) sınıf mücadelesinin zorunlu olarak proletaryanın diktatörlüğüne varacağını [ve] (3) bu diktatörlüğün kendisinin, bütün sınıfların kaldırılmasına ve sınıfsız topluma geçiş aşamasından başka bir şey olmadığını göstermekti." (3) der.

Marksist hareketi, sosyal demokrasiden ve bütün diğer düzen içi soldan ayıran kalın duvar, proletarya diktatörlüğünün savunulması ve bu doğrultuda bir pratik sergilenmesidir. Dolayısıyla, lafızda "sosyalist iktidarı" savunsa da mevcut devlet aygıtını yıkmayı hedeflemeyenlerin "komünist" sıfatını hak etmeleri mümkün değildir –ki TKP örneğinde, devletle herhangi bir ciddi çatışmadan dahi sakınılmıştır.

II. PROGRAM VE GERÇEK SİYASAL YAŞAM

Program yönünden, TKP, hem Türkiye siyasal rejiminin bir faşist diktatörlük olduğu gerçeğini, hem de Kürt ulusu üzerindeki sömürgeci boyunduruğu yok sayan bir perspektife sahipti. Bu gerçek çelişkilerin üzerinden atlanarak bir sosyalist iktidar kurulacaktı. Ne var ki, TKP gerçek siyasal yaşama katıldıkça "saf sosyalist devrim" teorisi pratiğe uymadı. Pratikte, sosyalizm lafızını bir kenara atan ve ulusalcılık zemininde siyaset yapan, "sosyalist iktidarı" seçim kazanarak kurmaya çalışan bir TKP vardı. Bu çelişki Gezi/Haziran günlerinde en uç noktasına vardı ve TKP'de yaşanan bölünmenin ana nedenlerinden birisi oldu. Ayrışmanın ilk olarak duyurulduğu ve Okuyan grubuna ait bir açıklamada şöyle deniliyordu: "Haziran direnişi manipülatif bir biçimde tartışmanın merkezine oturtulmaktadır. Buna göre, Türkiye'nin içine girdiği yeni dönemde partinin devrimcileşmesi gereği ortaya atılmakta, 'yeterince devrimci olmadığımız' iddia edilmekte... Partinin ülke siyasetinde biricik olan sosyalist devrimci konumlanışını sorgulamaktan sadece tasfiyecilik çıkar."

Baş/Çulhaoğlu grubu TKP programına sıkı sıkıya bağlı olduklarına yemin billah etseler de gerçekte TKP'nin yadsıdığı "halkçı" bir yönelime girmişlerdi. Bu da "biricik sosyalist devrimciliğin" terk edilmesine ve Türkiye siyasal koşullarına temas eden bir program yöntemine kapı açabilirdi. Zira, Türkiye'de sosyalist devrimin yolunu açacak yegane güzergah, faşist diktatörlüğün yıkılarak politik özgürlüğün kazanılmasından geçmektedir. Haziran Başkaldırısı gibi merkezinde "politik özgürlük" talebinin durduğu bir ayaklanmayla sahici bir ilişki kurulacaksa, devlet-halk çelişkisi zemininde ve özgürlük talebiyle siyaset yapmaya doğru belli bir yönelimin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Fakat bu yönelim, tam da Okuyan-Güler grubunun, Gelenek dergisi zamanından beri "devrimci demokratlık", "halkçılık", vb. kavramlarıyla mahkûm ettiği hattır. Nitekim Baş-Çulhaoğlu grubunu da aynı kavramlarla itham etmekten geri durmamışlardır. "Halkın TKP'si" ile "KP" arasındaki ayrışmanın henüz flu kalmış nedenlerinden birisi budur.

Emperyalizmin işbirlikçisi faşist bir diktatörlüğün hüküm sürdüğü, yani tekellerin en azılı en vahşi kesimlerinin, büyük yığınların söz, eylem, örgütlenme özgürlüğünü yok eden açık terörcü diktatörlüğü altında bulunan bir ülkede eğer politik özgürlük sorununu yok sayarsanız, bırakın sosyalist devrimi, herhangi bir devrime ya da devrim girişimine öncülük etmeniz mümkün olamaz.

HTKP PM üyesi ulusalcı Ender Helvacıoğlu'nun iddia ettiği üzere, "kapitalizm mi, sosyalizm mi sorusu Türkiye'nin gündeminde olmadığı" (4) için de değil! Sosyalizme giden yol ancak faşist diktatörlüğün tepelenmesiyle açılabileceği için. Politik özgürlüğü sağlayacak bir işçi emekçi iktidarı altında ancak sosyalist devrimin maddi güçleri hazırlanabileceği için. Tersinden, faşist diktatörlük gerçeğinin üzerinden parende atan bir "sosyalist iktidar" programı pratikte devrimci eylem değil, lafazanlık üreteceği için.

III. BAZI AYIRICI ÖZELLİKLER

Hiç kuşkusuz, program yöntemi, bir partinin siyaset tarzının dayandığı temeldir. Bu iki düzey arasında güçlü bir ilişki vardır. Gerçekten devrimi hedefleyen bir partinin program yöntemiyle, düzen içi bir partinin program yöntemi taban tabana zıttır.

2001 TKP'sinin siyaset tarzı, mevcut devlet düzenini yıkmaksızın, onun çerçevesi içinde, onunla ciddi çatışmalardan bilinçli olarak sakınılarak yürütülen bir siyaset tarzıdır. Gezi'ye kadar olan dönemin verilerini anımsayalım.

19 Aralık zindan katliamında devrimci tutsaklar yakılırken, tecrit hücrelerine atılırken, TKP "Nazım Hikmet'e vatandaşlık verilsin" talebiyle imza kampanyası yapıyor, Aydemir Güler "devrimci demokrasi siyasetten tasfiye oldu" yazıyordu.

2004'te İstanbul'da NATO Zirvesi yapılır, Okmeydanı'nda militan devrimci bir direniş sergilenirken TKP, Sarıyer ormanlarında kamp düzenliyordu.

Ergenekon operasyonları başladığında TKP, hapsedilen burjuva milliyetçi-faşist katilleri savunur duruma düştü, "ulusalcıların direnci kırılıyor" açıklaması yaptı.

Bu 14 yıl boyunca, TKP, diktatörlükle Kürt ulusu arasındaki hiçbir siyasal savaşımda taraf olmadı, mesafesini koruyarak sosyal şoven bir siyaset yürüttü. Kürt "sorunuyla" tek ilişkisi, demokratik yurtsever hareketin eleştirilmesi oldu.

TKP, güçlerini ısrarla sokaklardan uzak tuttu. Gençliğini hiçbir sokak çatışmasına sokmadı. Herhalde en çarpıcı örneği, 1 Mayıs 2013'te devrimci sosyalist güçler Taksim'de direnirken, TKP'nin "kitlemizi o kargaşaya sokamayız", "anlamsız alan inatlaşması" vb. diyerek iktidarın icazetli alanı Kadıköy'e gitmesiydi.

Bu örnekler, TKP'nin ismi ile siyaset tarzı arasındaki çarpıcı çelişkinin birer dışa vurumuydu. Bu zıtlık, her seferinde kitlesel hayal kırıklıkları ve uzaklaşmalarla sonuçlandı.

Bedel ödemeyi göze almayan bir siyaset tarzı, TKP'nin en çarpıcı özelliklerinden birisi oldu. Gerçek bir komünist partisinin yolunun üzerinde hapishaneler de vardır, mezarlıklar da. Bu sınıf savaşımının getirdiği bir kaçınılmazlıktır. 15 yıllık bir dönem boyunca, yerel bir iki istisnayı saymazsak, TKP hapishanelerle hiç tanışmadı.

TKP, gerçek yığınağını parlamenter alana yaptı ve seçimlerde oy desteğini büyütmeye odaklandı. İlk yıllarında bu yönlü bir nicel büyüme de yakaladı. Ancak "oy pusulasında TKP'yi görmek" motivasyonuyla verilen oyların bir sınırı vardı. Bu sınırın ötesine ancak siyasal mücadele tarzıyla ulaşılabilirdi. TKP siyaseti dönem boyunca CHP'nin soluk bir kopyası olmanın ötesine geçemediği için seçmenler de aslı varken suretini tercih etmediler. AKP-CHP kutuplaşması tırmandıkça, TKP oyları da düştü.

SİP ismiyle girilen 1999 seçimlerinde 37 bin oy alan parti, isim değişikliğinin ardından TKP ismiyle 2002'de 50 bin, 2004'te 87 bin, 2007'de 80 bin, 2009'da ise 87 bin oy aldı. Bu nicel büyüme eğilimi 2011 seçimlerinde, üstelik oyları 500 bine çıkartma hedefi konulmuşken, tersine döndü. TKP 2011'de 61 bin, 2014'te ise 51 bin oy aldı.

"500 bin oy" sloganlı 2011 seçim çalışmaları, TKP'yi parlamenter düzlemde bir güç haline getirmeye yönelik özel bir kampanyaydı. Ancak bir kırılma anına dönüştü. Seçimlerin hemen ardından yapılan olağanüstü kongre de gerçek bir çözümleme yapmadan genel geçer söylemlerle üye tabanını oyaladı. Bugünkü ayrışmaya giden parti krizinin tohumları 2011'de atıldı. Siyaset tarzını sokakta kurmayan, yığınağını parlamenter alana yapan bir parti açısından oy tabanının giderek daralıyor oluşu kuşkusuz gerçek bir krizdir. Bu durumda ya sokağa yığınak yapan bir siyaset tarzına doğru bir yönelim oluşacak ya da parlamentarist doğrultuda bir derinleşme yaşanacaktır. TKP'nin olağanüstü kongresi her ikisine de karar veremediği için TKP 2011 Temmuzu'ndan sonra türbülansa girdi.

IV. …VE GEZİ

Haziran Ayaklanması, TKP'yi bu koşullarda yakaladı. Milyonların siyaset sahnesine çıktığı Haziran günlerinde TKP, ayaklanmayı yasal bir mitingi yönetir gibi yönetmeye çalıştı. Her alanda kitle güçlerini barışçıl gösteriler biçiminde kattı. Bayraklarını dalgalandırmayı, "Boyun Eğme" tişörtlerini dağıtmayı, harekete buradan rengini vermeyi esas aldı.

Barikatlarda, çatışmalarda yoktu. Haziran'ı takip eden ve barikat direnişleriyle dolu bir yıl boyunca da TKP hiçbir direnişte yer almadı. Yalnızca 1 Mayıs 2014'te (bir önceki yılın özeleştirisini vermeksizin) bir katılım sergilediler.

TKP Gezi'de bulundu, kitlesini oraya taşıdı, ama o kadar. Ne ayaklanma gerçeğiyle somut bir ilişki kurdu, ne de bu hareketi devrimcileştirebilecek bir pratik duruş sergiledi. Bu durumun, parti tabanındaki "Gezi gençliği" arasında yarattığı rahatsızlık, birikmiş çelişkilerin fitilini ateşleyen bir rol oynadı. Erkan Baş grubu kendisini Gezi dinamiğiyle ifade etmeye ve bu hareketle daha somut bir ilişki kurmaya yöneldi. Okuyan grubu ise oluşmuş parti statükosunu "sokak" yönünde zorlayacak böyle bir eğilimden rahatsızlık duydu. İç krizin Kemal Okuyan'ın MK'dan istifasına ve Sol gazetesinden uzaklaştırılmasına kadar vardığı belli bir aşamasında, partinin bölünme süreci başladı.

"Atılım Kongresi" grubu, krize, Gezi'yle mesafesini daha da açarak yanıt verdi. Kemal Okuyan, Kongre konuşmasında, "Haziran'ın bir devrim olmadığını defalarca söyledik. Aynı zamanda kendi içinde 'devrimci dinamikleri' de barındırmıyordu. … Haziran'ı farklı vektörlerdeki toplumsal dinamiklerin toplamı olarak değerlendirirsek ve partinin bunları içselleştirmesi gerektiğini söylersek, parti komünist karakterini yitirir!" diyordu. Haziran'ın bir devrim olduğunu iddia edene bugüne değin rastlamamıştık, fakat bir halk ayaklanmasıydı ve hiç kuşkusuz devrimci dinamikleri içeriyordu. Bu dinamikleri içermek ancak TKP'nin reformist karakterini zorlayabilirdi…

Aydemir Güler ise "TKP'nin ne yapıp yapamadığını barikat düzeyine indiren akıllar TKP için şaşırtıcıdır" diyordu. Ayaklanma dönemlerinde bir partinin, hele de "komünist" iddialı bir partinin barikatlardaki varlığına bakarak değerlendirilmesi kadar doğal ne olabilir? Barikat çarpışmalarının damgasını vurduğu bir halk ayaklanması döneminde, hemen her çatışmalı eylemde "biz yokuz" deyip kenara çekilen bir partinin hayatın tartısındaki yeri budur.

Erkan Baş grubunun (HTKP) Gezi'yi, Haziran'ı referans alması ve ayağını sokağa basmaya yönelmesi bir olumluluk olmakla beraber, TKP'nin programı, teorisi ve siyaset tarzına herhangi bir eleştiri yöneltmemesi, hatta tersine kendisini bunların gerçek sürdürücüsü sayması, yaşanan ayrılığın (en azından henüz) bir ilke ayrılığı olmadığını ortaya koymaktadır. Burjuva faşist cumhuriyetin sözüm ona "kazanımlarını" (!) koruma gibi garabetleri üst perdeden savunmaya devam etmektedir. TKP'nin Kürt sorunundaki çizgisiyle bir hesaplaşmaya gitmeden "Demirtaş'a açık mektup" gibi hamlelerle bir farklılık izlenimi vermektedir.

Daha çok partinin merkezi kurumlarını etrafında toplayan Kemal Okuyan grubu (KP) ise yaşanan bölünmeden, örgüt yöneticilerine bu kadar geniş bir inisiyatif alanı bırakmama "dersini" (!) çıkartmış, merkezi parti bürokrasisini sıkıca örgütleyerek bu krizi atlatabileceğini zannetmektedir. TKP'nin siyasal çizgisinin gerçek mirasçıları ve sürdürücüleri onlardır. Keskinleşen sınıf çelişkileri ve süregelen ayaklanma koşullarının bu grupta yeni krizler yaratması kaçınılmazdır.

"TKP tüzel kişiliğini güvenilir bir heyete emanet eden" SİP/TKP grubunun 14 yıllık serüveninden çıkan en temel sonuç şudur: Türkiye-Kürdistan coğrafyasında "Komünist Partisi" olmak ancak devrimcilerin giyebileceği ateşten bir gömlektir. Yargıtay'a isim tescil ettirmekle Türkiye'nin "Komünist Partisi" olunmaz. Komünist Partisi hüviyetini devrimci savaşımın zemininde ve hiçbir burjuva yasasına tabi olmaksızın kazananlar ise devrimin zaferi amacına bağlanmış mücadelelerini yirminci yılında büyüterek sürdürmektedir.

Haydar Özkan
YÖN


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

solcu
[kemal]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 24.01.2014
İleti Sayısı: 1.793
Şehir: Ankara
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 06.09.2014- 14:32
Alıntı yaparak cevapla  


Haydar Özkan adlı şahıs modaya uymuş TKP'ye veryansın etmiş. TKP'ye çatan bu şahıslar komünizmi bu kadar iyi biliyorlar, hangi örgütlerin komünist sayılabileceği konusunda bilgiler verseler de böyle bir komünist partinin nasıl olabileceğini görebilsek!

Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

yorum2006
[yorumcu]

Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 15.08.2013
İleti Sayısı: 783
Şehir: Gizli
Durum: Gizli

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 07.09.2014- 20:15
Alıntı yaparak cevapla  


Bu ülkede provokatörler tükenmez. Öyle anlaşılıyor ki, bu adam da bunlardan birisi. Bunların işi gücü kafa karıştırmak ve komünist her harekete çelme takmaktır. Herkese tepeden bakmak, en keskin lafları kullanmak, yeri midir değil midir diye irdeleme yapmaksızın ustalardan rasgele alıntı yapmak bunların vaz geçilmez taktiği.

Legal bir partinin söyleceği şeyler vardır, söyleyemeyeceği şeyler vardır. Bunu yeri geldiğinde hep dile getirdim. Her şeyi söyleyemiyoruz diye legal olanakları kullanmaktan vazgeçmek de olmaz.

Bu arada bu efendi TİP'e de reformist diyor, bunu söylemek için insanda biraz utanma bile olmaması gerekir. TİP zorunluluktan ortaya çıktı ve 1960 sonrası bu ülkede sosyalizmin bayrağını yeniden yükseltti. Emekçilere komünizmin sesini duyurdu. Çok önemli bir görev gördü. TİP'in reformizmle hiçbir ilgisi yoktur.

SİP/TKP'nin de legal platform gereği usturuplu ifadeler kullanması kaçınılmaz. Kanadoğlu da demokrat bir hukukçu olduğundan, TKP kapatılmasın diye kendince zorlama yapıyor. Bu provokatör, onun parti kapatılmasın diye iyi niyetle hazırladığı bir yorumdan "Marksist" analiz çıkarmaya çalışıyor.

Bu yazdıklarım işin bir yönü. Söylemek istediğim bir konu da günümüzde dünyadaki komünist partilerinin söylemleri. Türkiye dünyadaki tek ülke değildir. Dünyanın her tarafında komünist hareketler ve komünistler var. Legal partiler içinde devrimi silahla yapacağız, silahla proleterya diktatörlüğü kuracağız diyen yok. Neden acaba? Sakın dünya günümüzde 19. yüzyıldan ve 20. yüzyılın başından bambaşka bir noktada olmasın? (İllegal bazı gruplar var tabii. Ancak bunlar da legal dergiler çıkarmıyor veya legal dergilerde legal partilere silahla devrim yapıp proleterya diktatörlüğü kuracağız demedikleri için saldırmıyor.)


__________________

Bu ileti en son yorum2006 tarafından 07.09.2014- 20:16 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.

Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.978
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 08.09.2014- 16:38
Alıntı yaparak cevapla  


Bu Haydar Özkan adlı şahsın yazısını nasıl yorumlamak gerek? Bu arkadaş bu yazıyı neden kaleme almış? Ne anlatmak istiyor? TKP üzerinden komünist bir partinin nasıl olması gerektiğini mi? Yoksa kuyrukçuluk yapmayan herhangi bir siyaset veya partinin solcu-sosyalist-komünist olunamayacağını mı? Komünist olmanın yolunun illegal ve kuyrukçu olmaktan geçtiğini mi; ne anlamalıyız bu yazıdan?

Benim kişisel düşüncem eğer bu arkadaş tipik bir kürt ulusal sempatizanı değilse, kuyrukçu olduğudur? Kuyrukçu olduğu için, kuyrukçu olmayan tüm siyasetlere karşı olduğu, bu konuda en tutarlı ve ilkeli gördüğü ''Gelenek-SİP'' hareketine neredeyse ''düşmanlık'' derecesinde bir kin ve öfke duyduğudur. Bu yazıyı okurken benim aklıma bunlardan başka bir şey gelmiyor?

Açık seçik söylemiş zaten; ''TKP, diktatörlükle Kürt ulusu arasındaki hiçbir siyasal savaşımda taraf olmadı'' demiş. Sınıf mücadelesinden yana olması gereken bir sol-sosyalist-komünist partinin sorunlara sınıfsal bakması gerektiğinin bir zorunluluk olduğunun farkında değil. Kürt halkının her türlü demokratik ve kültürel haklarını savunmanın bir ulusal harekete biat anlamına gelmeyeceği, sosyalistlerin bu sorunu emek mücadelesine tabi kılarak yürütmesinin varlık nedeni olduğu da görmezlikten gelinmiş. Kaldı ki, ''diktatörlük''ten kastı bir anlamda AKP diktatörlüğü ise, AKP'ye karşı yürütülen muhalefetin her anında TKP'nin bulunduğu, kürt ulusal hareketinin ve özellikle Demirtaş'ın çeşitli açıklamalarında ve özellikle Gezi'nin başlangıcında Erdoğan hükümetinin nasıl da yanında yer aldığı ortadayken, böyle bir konunun bu şekilde ele alınması da yazarın kuyrukçuluğunun tipik bir belirtisi olarak da ileri sürülebilir. Diktatörlüğü ve meşruiyetsizliği tescil edilmiş olan bir kişinin meclisteki yemin töreninde CHP'nin gösterdiği duyarlığı bile gösteremeyen bir siyasal harekete kuyrukçuluk ve biat'ın solcu olmanın gereği olarak algılanması ise bir başka ucube.

Şimdi bu yorumun yazılanlarla ne ilgisi var? diye de düşünülebilir? ''Yazar bir yorum yapmış, çeşitli iddialar ileri sürmüş, bunları bir kenara bırakarak, yazar hakkında ileri geri konuşmak yazıda ileri sürülenleri görmezlikten gelmek değil midir?'' diye bir soru da sorulabilir. Ama ileri sürülenler o kadar saçma sapan şeyler ki, bu saçma sapanlığın ortaya çıkmasını sağlayan şeyin ne olduğunu da ortaya koymak gerek, diye düşünüyorum. Bu yazıda ileri sürülenlerin hemen hepsi SF'de kürt ulusal hareketinin kendini solcu sanan milliyetçilerinden ve kuyrukçularından geliyor zaten. Bu yazının onlardan farkı biraz daha derli toplu gözükmesidir, o kadar! Yoksa anlatmaya çalıştığı şey açısından SF'de yazılıp çizilenlerden hiç bir farkı yok.

Kürt milliyetçiliği ve kuyrukçuluk öyle bir hal aldı ki, kuyrukçu olmayan her siyaset sosyal şoven, reformist, CHP zaten faşist, AKP ise kürt hareketinin ülkeye barış ve demokrasi getireceği bir ''bileşen'' dönüşmüş. Böyle bir algıya sahip olan ve işlevi böyle bir algı yaratmak olan ve bu algıdan kürt hareketine yarar geleceğini uman bir zihinden başka türlü yorum beklenebilir mi?


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.978
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 08.09.2014- 16:56
Alıntı yaparak cevapla  


 Alıntı Çizelgesi: solcu yazmış



Anayasa Mahkemesi'ne yapılan kapatma başvurusunda görüş bildiren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu; "Davalı siyasi parti, programı ve tüzüğüyle, eylemlerinde sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğinin ve herhangi bir diktatörlüğün savunulmadığı ve amaçlanmadığı anlaşıldığından yukarıda açıklanan Anayasa ve yasa hükümlerine aykırılık bulunmamaktadır" demişti.

Burjuvazinin en sınıf bilinçli temsilcilerinden birisi olan Kanadoğlu, yanılmıyordu. Gerçekten de "TKP", proletarya diktatörlüğünü savunmuyordu. Türk burjuva devletinin zor yoluyla yıkılmasını ve işçi-emekçi sınıfların devrimci iktidarının kurulmasını da savunmuyordu. Kanadoğlu bu duruşun kökenleri konusunda da açıktı: "Batı Avrupa Komünist partilerinde başlayan Euro komünizm akımı ve daha sonra Doğu Avrupa ülkeleriyle Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla bu ülkelerde başlayan demokratikleşme hareketlerinin dünya komünist hareketi ve komünist partileri üzerinde önemli etkileri olmuştur. Son yılların bu önemli ideolojik ve siyasal değişikliklerinin etkisi, davalı partinin tüzüğünde, programında ve eylemlerinde açıkça görülmektedir." (2)





Bu konu bizim sözde sol-sosyalist forumlarda çokça dillendirilir. Ama ilginçtir, yasallığa çıkmış olan sosyalist partilerden hiç birine bu şekilde bir sözde ''eleştiri'' yöneltilmez. Garip değil mi? EMEP, ÖDP, SDP'den tutun aklınıza gelen her türlü ( yasallığa) çıkmış örgüt ve partilerin tamamı program ve tüzüklerinde ''suç unsuru'' sayılabilecek hiç bir ifadeye yer vermezler. Vermemeliler çünkü! Eğer yasal alana çıkacaksınız, görünür hale gelecekseniz bunun başka hiç bir yolu yok. O zaman neden bu eleştiri diğer örgüt ve partilere yöneltilmez de TKP'ye yöneltilir? ( Yanıtı bir üstteki yorumda. Önce öyle bir giriş yapma gereği duymamın nedeni buydu.)

Aslında soru şu: Yasal alana çıkmak, devrimci sosyalist mücadeleden sapma anlamına mı geliyor? Eğer öyleyse ki, yazarın söylemek istediğinden bu anlam da çıkıyor, o zaman bütün bu açıklamalara da gerek yok. Kısaca yasal alana çıkan hiç bir örgüt ve partinin komünist olamayacağını ileri sürer ve bunu da gerekçelendirirsiniz? Tabi bu arada 1917 Şubat' burjuva devriminden sonra Lenin'in partisinin yasal hale gelmesini de açıklamak durumunda kalacaksınız? SBKP kuruluşundan beri neden illegal bir parti olarak varlığını sürdürdü, neden Şubat devriminden sonra yasal alana çıktı, buna neden gerek gördü ve aradan yüz yıl geçtikten sonra Türkiye koşullarında dahi olsa bir sosyalist hareketin neden yasal alanı kullanmayacağını açıklamak bu konuyu gerçekten çözümlemek isteyen bir zihnin yapması gereken çalışma olurdu? Yazar bunu yapmamışsa, aklımıza ''neden?'' sorusu gelmemeli mi? ( Tekrar olacak, nedeni ilk yorumumum içinde var.)


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.978
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 08.09.2014- 17:13
Alıntı yaparak cevapla  


Sabih Kanadoğlu ''TKP'nin program ve tüzüğünde 'suç unsuru' yok demiş.Elbette öyle diyecek. Çünkü program ve tüzükte ''suç unsuru'' olabilecek hiç bir şey yazmaz. Yasal alana çıkıyorsan, program ve tüzükte bunu engelleyecek açıklamalara yer verilmez. Bu sadece TKP'ye özgü bir şey değil ki. Tüm yasal örgütler, dernekler ve partiler için geçerlidir. Program ve tüzük'ün yasal hale uygun bir şekilde düzenlenmiş olması o örgüt, dernek ve parti için   bilimsel sosyalizmin en temel tezlerinin reddi anlamına gelir mi? Böyle bir şey olabilir mi? Böyle saçma sapan bir iddiadan söz edilebilir mi? Böyle bir iddia öne sürülerek gerçekler saptırılabilir mi? Yapılan budur. Bilerek veya bilmeden, milliyetçilikleri veya kuyrukçulukları nedeniyle kendileri gibi olmayan, kendileri gibi davranmayan, biat etmeyen ve sınıfsal mücadeleyi ulusal mücadelenin ardına takmaktan asla çekinmeyen bu zihinler için gerçeğin ne olduğunun hiç bir önemi yok ki! Onlar gerçeği ne kadar çarpıtır ve ne kadar kendi işlevlerine uygun bir hale getirirlerse o işlerini o kadar iyi yaptıklarını sanıyorlar. Bu iddialar, bu suçlamalar da hep bu yüzden ileri sürülüyor. Bir üstte söylemeye çalıştım, bu konunun muhatabı sadece TKP olmamasına rağmen, yasallığa çıkan her parti için aynı gerçeklik söz konusu iken, bu suçlamanın sadece TKP'ye yöneltilmiş olması, bu suçlamaların neden yapıldığını göstermekle birlikte, ve aynı zamanda program ve tüzükte yazılamayan sosyalist gerçekliğin en temel tezlerinin dolaylı yoldan da olsa söylenmesinin ve savunulmasının önünde engel değilken bu şahıslar bu gerçeği de görmezlikten gelmekte, ve yandaşlarına gerçeklikle ilgisi olmayan yalanları dayatmaya çalışmaktan başka bir iş yapmamaktadırlar.

Alıcısı çoksa her malın ucuzunu, kötüsünü ve sahtesini piyasaya süren birtakım zevat ortaya çıkacaktır! Bu da öyle bir şey!





Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.978
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 08.09.2014- 17:36
Alıntı yaparak cevapla  



 Alıntı Çizelgesi: kim yazmış

Burjuva sınıf iktidarına karşı işçi-emekçi sınıfların devrimci diktatörlüğünü savunmayan, bunun somut pratik ifadesi olarak da mevcut burjuva devlet aygıtını yıkma hedefi bulunmayan bir partinin, iktidara parlamenter yollarla gelmeyi program edinmiş bir partinin, tümüyle düzen içinde örgütlenen bir partinin, sırf adında "komünist" kavramı geçiyor diye kapatılmasına gerek yoktu. Kanadoğlu'na göre, Komünist Partisi yasağı biçimsel değil, özseldi; özü itibariyle komünist olmayan partiler, adında komünist kelimesi geçse dahi kapatılmamalıydı.

İşte, henüz kuruluş aşamasında, burjuvazinin yetkili organlarının 2001 TKP'si ile ilgili yargısı buydu.

Bu aynı zamanda, TKP'nin de en büyük çelişkisini oluşturdu. Adıyla radikal çağrışımlar oluşturan ve aydın gençlik kitlelerini heyecanlandıran bu parti, pratiğiyle her seferinde uyandırdığı bu özlemleri buzlu sularda boğdu.

Marks, "Benden çok önce, burjuva tarihçileri sınıflar arasındaki mücadelenin tarihsel gelişmesini açıklamışlardı, burjuva iktisatçıları ise bu mücadelenin ekonomik anatomisini sergilemişlerdi. Benim özgün katkım; (1) sınıfların varlığının yalnızca üretimin gelişiminin belli tarihsel aşamalarıyla bağlı olduğunu sergilemek; (2) sınıf mücadelesinin zorunlu olarak proletaryanın diktatörlüğüne varacağını [ve] (3) bu diktatörlüğün kendisinin, bütün sınıfların kaldırılmasına ve sınıfsız topluma geçiş aşamasından başka bir şey olmadığını göstermekti." (3) der.

Marksist hareketi, sosyal demokrasiden ve bütün diğer düzen içi soldan ayıran kalın duvar, proletarya diktatörlüğünün savunulması ve bu doğrultuda bir pratik sergilenmesidir. Dolayısıyla, lafızda "sosyalist iktidarı" savunsa da mevcut devlet aygıtını yıkmayı hedeflemeyenlerin "komünist" sıfatını hak etmeleri mümkün değildir –ki TKP örneğinde, devletle herhangi bir ciddi çatışmadan dahi sakınılmıştır.  



Yazar burada köylü kurnazlığına ve demagojiye başvuruyor ve söylemek istediklerine kılıf uydurma çabası içine giriyor. Yasal alana çıkmış bir komünist partinin hem devrim ve hem de proleter diktatörlük fikrinden kopacağı varsayımıyla sosyalist bir gerçeği öne sürerek gerçek dışı bir olguyu kanıtlamaya çalışıyor. Bu sööyledikleriyle TKP'nin devrim düşüncesini savunmadığı ve proleter diktatörlüğü reddettiğini kendince kanıtlamaya çalışıyor. Gerekçesi ne? Sabih Kanadoğlu'nun savunası ve Anayasa Mahkemesi'nin partinin kurulmasına   ''olur'' vermesi. Anayasa Mahkemesi siyasal devrimi programına alan ve proleter diktatörlüğü tüzüğüne yazan bir partiye izin verir mi? Elbette vermez. TKP'ye izin verildiğine göre TKP siyasal devrim perspektifine sahip değil, proleter diktatörlüğü de savunmuyor!

Mantık bu!

Dediğim gibi, piyasada talep fazla olursa her türlü malın kötü kopyasını üreten sahtekarlar ortaya çıkar ve piyasa kötü mallardan geçilmez olur. Bu da öyle bir şey. Oysa program ve tüzüğe yazılmayan, yazılmaması gereken pek çok sosyalist ilke dolaylı yoldan savunulur. Az biraz merak eden yayınlardan, yönetici durumunda olanların kitaplarından, çeşitli söyleşilerdeki açıklamalardan bunu çok rahat bir şekilde görebilir. Biraz çaba yeterli oysa!

Mesele görmek istenip istenmediğidir.

( Görülmek istemiyor, kuyrukçu değilsen, her türlü karalama, her türlü yalan dolan ve her türlü suçlama bu zihin için meşru hale geliyor. Gerçeği bileni de bilmeyeni de sonuçta aynı yolun yolcusu haline geliyor.)



Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.978
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 08.09.2014- 17:58
Alıntı yaparak cevapla  



 Alıntı Çizelgesi: kim yazmış
TKP, güçlerini ısrarla sokaklardan uzak tuttu. Gençliğini hiçbir sokak çatışmasına sokmadı. Herhalde en çarpıcı örneği, 1 Mayıs 2013'te devrimci sosyalist güçler Taksim'de direnirken, TKP'nin "kitlemizi o kargaşaya sokamayız", "anlamsız alan inatlaşması" vb. diyerek iktidarın icazetli alanı Kadıköy'e gitmesiydi.

Bu örnekler, TKP'nin ismi ile siyaset tarzı arasındaki çarpıcı çelişkinin birer dışa vurumuydu. Bu zıtlık, her seferinde kitlesel hayal kırıklıkları ve uzaklaşmalarla sonuçlandı.

Bedel ödemeyi göze almayan bir siyaset tarzı, TKP'nin en çarpıcı özelliklerinden birisi oldu. Gerçek bir komünist partisinin yolunun üzerinde hapishaneler de vardır, mezarlıklar da. Bu sınıf savaşımının getirdiği bir kaçınılmazlıktır. 15 yıllık bir dönem boyunca, yerel bir iki istisnayı saymazsak, TKP hapishanelerle hiç tanışmadı.

TKP, gerçek yığınağını parlamenter alana yaptı ve seçimlerde oy desteğini büyütmeye odaklandı. İlk yıllarında bu yönlü bir nicel büyüme de yakaladı. Ancak "oy pusulasında TKP'yi görmek" motivasyonuyla verilen oyların bir sınırı vardı. Bu sınırın ötesine ancak siyasal mücadele tarzıyla ulaşılabilirdi. TKP siyaseti dönem boyunca CHP'nin soluk bir kopyası olmanın ötesine geçemediği için seçmenler de aslı varken suretini tercih etmediler. AKP-CHP kutuplaşması tırmandıkça, TKP oyları da düştü.

SİP ismiyle girilen 1999 seçimlerinde 37 bin oy alan parti, isim değişikliğinin ardından TKP ismiyle 2002'de 50 bin, 2004'te 87 bin, 2007'de 80 bin, 2009'da ise 87 bin oy aldı. Bu nicel büyüme eğilimi 2011 seçimlerinde, üstelik oyları 500 bine çıkartma hedefi konulmuşken, tersine döndü. TKP 2011'de 61 bin, 2014'te ise 51 bin oy aldı.

"500 bin oy" sloganlı 2011 seçim çalışmaları, TKP'yi parlamenter düzlemde bir güç haline getirmeye yönelik özel bir kampanyaydı. Ancak bir kırılma anına dönüştü. Seçimlerin hemen ardından yapılan olağanüstü kongre de gerçek bir çözümleme yapmadan genel geçer söylemlerle üye tabanını oyaladı. Bugünkü ayrışmaya giden parti krizinin tohumları 2011'de atıldı. Siyaset tarzını sokakta kurmayan, yığınağını parlamenter alana yapan bir parti açısından oy tabanının giderek daralıyor oluşu kuşkusuz gerçek bir krizdir. Bu durumda ya sokağa yığınak yapan bir siyaset tarzına doğru bir yönelim oluşacak ya da parlamentarist doğrultuda bir derinleşme yaşanacaktır. TKP'nin olağanüstü kongresi her ikisine de karar veremediği için TKP 2011 Temmuzu'ndan sonra türbülansa girdi.    



Amaç kuyrukçuluğun gereğini yapmak olunca aklına gelen her ''eleştiriyi'' yazısının içine boca etmiş. 2013'te ''kitlesini Taksim'e sokmamış''mış! Kaç kez bu konuyu yazdık çizdik. Tekrar yazmanın bir anlamı da yok. Zaten yazarın önceki mantığına göre TKP kitlesini 2013'te Taksim'e soksaydı, komünist parti mi sayılacaktı? Hani bu parti proleter diktatörlüğü savunmuyordu, hani devrim gibi bir siyasal perspektifi yoktu? Yoksa kitlesini çatışmadan uzak tutmasının anlaşılabilir bir yanı olması gerekmiyor mu, yazarın mantığına göre? Hayır öyle değil. Yazar gerçeği aramak peşinde değil. Oturmuş klavyenin başına TKP'ye nasıl vururum, nasıl suçlar, karalarım diye aklına gelen her şeyi sözcüklere dökmüş.


 Alıntı Çizelgesi: kim yazmış
TKP, gerçek yığınağını parlamenter alana yaptı  



Böyle diyor hazret! Böyle diyor da, neden şaşırıyor? Yazara göre proleter diktatörlüğe ve siyasal devrime program ve tüzüğünde yer vermeyen bir parti komünist olamayacaksa, ve bu bağlamda TKP sırf bu nedenle komünist değilse, parlamenter alana yoğunlaşmasının yazara şaşırtıcı gelmemesi gerekirdi. Yazar bu toplara da girmemeliydi o zaman! Ama dedim ya, oturmuş klavyenin başına nasıl suçlarım, nasıl kara çalarım diye çırpınıp duruyor.

( Sosyalist siyasetin özellikle Haziran'dan sonra daha çok sokak temelli olması gerektiğine inanıyorum. Sadece TKP'nin değil, bu konuda her sol-sosyalist parti-dernek, örgütün önemsemesi gereken bir konu bu. Ne kadar gerçekleştiriliyor, gerçekleştirilmesi için yapılması gereken şey ne, bu konuda hangi siyasi araçlar geliştirilmesi tartışılmalıdır. Şunu söyleyebilirim. Bu konuda en çok kafa yoran parti de TKP'dir. Öylesine ki, TKP'nin KP ve HTKP olarak ikiye yarılması bile bu konu bağlamında ortaya çıktığı görülüyor, sorunu bütün somutluğuyla bilmesek dahi... Burası apayrı bir konu. TKp ne yapıyor, başka örgütler ne düşünüyor ne yapıyor, nesnel gerçeklik partilere hangi olanakları veriyor başlıbaşına tartışılması gereken bir konu. Buralara bakarak bir partinin devrimci olup olmadığına karar verilemez. Yazar bu koşullarda bir polis otosunun kurşunlanmasını veya üç beş kişi ile banka camlarının kırılmasını devrimci siyasetin gereği olarak görüyorsa zaten bu tartışma bu yazarın boyunu aşıyor demektir.)


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.978
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 08.09.2014- 19:52
Alıntı yaparak cevapla  


Yazar son olarak konuyu Gezi'ye getirmiş ama ondan önce üzerinden atlanılmaması gereken bir cümle de kurmuş:

''Ergenekon operasyonları başladığında TKP, hapsedilen burjuva milliyetçi-faşist katilleri savunur duruma düştü, "ulusalcıların direnci kırılıyor" açıklaması yaptı.''

Bu saatten sonra bu arkadaşın yazısını hiç ciddiye almamak gerekirdi, ''başlık yazısı için ''kuyrukçu hezeyanları'' denilip geçilebilirdi ama, bu yazı ciddi olduğunu düşündüğümüz bir haber sitesinde yayınlanmışsa, (Yön) nedense ciddiye alınmış muamelesi yapmak durumunda kalınıyor. Şu kurduğu cümle bile kuyrukçuluğun ne menem bir şey olduğunu ortaya koymuyor mu? TKP Ergenekon operasyonları başladığında bu operasyonların bir cemaat-AKP operasyonu olduğunu, devletin bağırsak   temizleme operasyonu olmadığını, AKP'nin '' devlette işi biten üç-beş faşist eskisini vitrine koyarak gerçekte devlette kendi yapılanmasının önünü açmak istediğini'' sürekli yazdı durdu. O zaman neler yazılıyordu, AKP'ye destek kimler tarafından veriliyordu? Sonuç ne oldu; kim haklı çıktı? Şimdi, bunca gerçek ortaya çıkmışken, hala aynı suçlamalar etrafında TKP düşmanlığı yapmaya çalışmak kuyrukçu olmanın ötesine geçmenin dışında bir anlam taşımaz. Yazar ben elime kara boyamı alıp süreyim de mutlaka inandırabileceğim birileri çıkar diye düşünmüş olmalı. Hiç kuşkusuz inanacak birileri mutlaka çıkacaktır da, kuyrukçuluk adına bu kadar üfürükçülüğün sol bir zihinden çıkmış olabileceğine de kaç kişi inanıyordur acaba? Mümkün mü böyle bir şey?

Evet, yazar son olarak konuyu geziye getirmiş. TKP'nin kitlesini geziye getirdiğini ama '' Ne ayaklanma gerçeğiyle somut bir ilişki kurdu, ne de bu hareketi devrimcileştirebilecek bir pratik duruş sergiledi.'' diyerek buradan da TKP'yi suçlayacak bir şeyler çıkarmış. Keşke bunu yaparken bir iki cümleyle de olsa ''hareketi devrimcileştirmek'' derken ve 'ayaklanma pratiği''nden söz ederken yapılması gerekenlerin neler olabileceğini de Haziran direnişi bağlamında açıklayabilseydi? Üstelik program ve tüzüğüne göre devrimci, komünist olmayan bir yapıdan parlamenter mücadele dışında bir eylemlilik beklentisi de garip kaçmıyor mu? Kaldı ki, Haziran direnişi kendiliğinden bir kalkışmaydı, ve sosyalist solu oldukça hazırlıksız da yakalamıştı. Bugünden geriye bakıldığında sosyalist solun bu örgüt yapılarıyla, bu ''etkisizlikleriyle'' yapmış olduklarından başka ne yapabilirlerdi sorusuna yanıt verebilmek de o kadar kolay değil. Yazar da yanıt vermiyor zaten, o sadece TKP'yi suçlama derdinde.!

( Geziye girmişken insan bir iki sözcük de o ayaklanma sürecinde ve özellikle başlangıcında kürt hareketinin AKP'ci tavrına da bir parantezle değinmez mi?)

Bütün bunlardan sonra söylenilmesi gereken şu: Yazar aklınca, başlığa da yazdığı gibi TKP'yi bölünmeye götüren süreci analiz etmek istemiş gibi bir algı yaratmaya çalışıyor. Belki de gerçekten bu süreci analiz etmek için klavyenin başına oturmuş olabilir. Ama kuyrukçuluk böyle bir şey. Kuyrukçuluk, kuyrukçuluk dayattığı önyargılar sonuçta böylesine saçma sapan bir yazının ortaya çıkmasına yol açmış. Son söyledikleri ise içini kemiren kurdun artık tutulamaz bir halde dışa vurumu olmuş.


 Alıntı Çizelgesi: kim yazmış
"TKP tüzel kişiliğini güvenilir bir heyete emanet eden" SİP/TKP grubunun 14 yıllık serüveninden çıkan en temel sonuç şudur: Türkiye-Kürdistan coğrafyasında "Komünist Partisi" olmak ancak devrimcilerin giyebileceği ateşten bir gömlektir. Yargıtay'a isim tescil ettirmekle Türkiye'nin "Komünist Partisi" olunmaz. Komünist Partisi hüviyetini devrimci savaşımın zemininde ve hiçbir burjuva yasasına tabi olmaksızın kazananlar ise devrimin zaferi amacına bağlanmış mücadelelerini yirminci yılında büyüterek sürdürmektedir.  



Evet, kuyrukçuluk yapmazsan kuyrukçulardan yalan yanlış her türlü suçlamayı alırsın. Çok merak ediliyorsa TKP'nin devrimci bir parti olduğunu, komünist bir parti olduğunu bir kez daha yineleyelim. Türkiye'de siyasal devrim perspektifini dillendiren bir kaç özne varsa onlardan biri de TKP'dir. Bu anlamda devrimci sosyalist öncü olduğu iddiasındadır. Bu öncülük iddiası kuşkusuz TKP'nin tekelinde de değildir. Kim dillendiriyorsa, kim bu konuda bağımsız siyasetin gereğini savunuyor ve bunun gereğini yapıyorsa, kim halkı siyasetle buluşturmanın gereği üzerine kafa yoruyorsa ve koşullara uygun siyasi araçlar geliştirilmesi gereğinin altını çiziyorsa, kim sınıf mücadelesinin ulusal hareketinin ardına yedeklemiyorsa, kuşkusuz bu siyasetlerin de kendileri açısından öncülük iddiaları saygı gerektirir. Ama kuyrukçu siyasetler için böyle bir şey söylenebilir mi?

Bir şey daha, bölgemiz emperyalizmin cirit attığı bir bölge. Bir solunun anti-emperyalist olma zorunluluğu bu bölgede ve ülkemizde çok daha anlamlı ve gereklidir. TKP anti-emperyalist bir partidir ve bölgede emperyalizmin her türlü müdahalesine ''amasız-mamasız'' karşı çıkmaktadır. Kuyrukçu siyasetler için aynı şeyleri söyleyebilmek mümkün müdür? Kim komünist, kim anti-emperyalist bu kadar derine gitmeye de gerek yok? En basitinden bir solcu için anti-emperyalist olmak temel bir ilke değil midir? Basit bir soru; emperyalizmin bölgedeki taşeronu, ülke içinde ise gerici faşist bir düzen yaratmaya çalışan ve bu konuda bir hayli yol alan AKP hükümetine karşı mücadele etmeksizin solculuk iddiasında bulunabilmek mümkün müdür? Kimin ne olduğuna karar vermek mi istiyorsunuz, bakılması gereken yerleri iyi saptamak gerekiyor. Yazarın yazısında bunlar yok. Olması da mümkün değil.

Bu yazının ne için kaleme alındığını ise, ilk yorumumda yapmıştım.

( Bu yazı ikinci kez yazılmak zorunda kalındı. İlki sitedeki kesintiden dolayı uçtu gitti. İkinciyi yazmak biraz zor geldi, ancak bu kadar oldu. TKP'deki bölünme konusunda benim de eleştirilerim var. Yazar bu konuyu önyargısız yazabilseydi ki, kuyrukçular için mümkün değildir, bu konu sürdürülebilir olurdu, ama işte bu zihniyetin amacı üzüm yemek değil ki!)


Yeni Başlık  Cevap Yaz
Toplam 5 Sayfa:   [1]   2   3   4   5   >   son» 



Forum Ana Sayfası  »  Siyasi Gündem ve siyasi tartışmalar
 »  TKP'de bölünme ve bir dönemin sonu

Forum Ana Sayfası

 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.

Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Cengiz Çandar bir dönemin bitişini ilan etti özgür 1 1667 04.10.2013- 14:03
Konu Klasör Bölünme üzerine, korkulmamalı mı? melnur 1 175 12.04.2018- 05:06
Konu Klasör Leninist strateji ve ‘Sosyalist Bölünme’ dayanışma 0 2173 07.09.2014- 20:08
Konu Klasör Bildiğimiz AKP’nin Sonu umut 1 1264 22.03.2015- 10:03
Konu Klasör Bildiğimiz AKP’nin Sonu umut 3 1329 15.03.2015- 17:43

Etiketler   TKPde,   bölünme,   bir,   dönemin,   sonu


Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Cengiz Çandar bir dönemin bitişini ilan etti özgür 1 1667 04.10.2013- 14:03
Konu Klasör Bölünme üzerine, korkulmamalı mı? melnur 1 175 12.04.2018- 05:06
Konu Klasör Leninist strateji ve ‘Sosyalist Bölünme’ dayanışma 0 2173 07.09.2014- 20:08
Konu Klasör Bildiğimiz AKP’nin Sonu umut 1 1264 22.03.2015- 10:03
Konu Klasör Bildiğimiz AKP’nin Sonu umut 3 1329 15.03.2015- 17:43

Etiketler   TKPde,   bölünme,   bir,   dönemin,   sonu


Forum Yazılımı:   php Kolay Forum (phpKF)  ©  2007 - 2014   phpKF Ekibi



Forum Mobil RSS