Ana Sayfa  |  Yardım  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Forum Ana Sayfası  »  Kitap Okumaları ve kitap tanıtımları
 »  Yanardağ'dan karşı iddianame: Liberal İhanet

Yeni Başlık  Cevap Yaz
Yanardağ'dan karşı iddianame: Liberal İhanet           (gösterim sayısı: 1.707)
Yazan Konu içeriği

boşluk

denizcan
[devrimci]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 24.12.2013
İleti Sayısı: 2.472
Şehir: Trabzon
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Konu Tarihi: 12.11.2014- 12:44
Alıntı yaparak cevapla  


Yanardağ'dan karşı iddianame: Liberal İhanet

Merdan Yanardağ son kitabında, liberal ve 'sol liberal' aydınların Türkiye'de adım adım İslamcı faşizan bir rejim kurulmasına verdiği ideolojik desteği gözler önüne sererken, 2002'den beri liberal aydınların Türkiye'nin ilerici güçleri hakkında yazdığı ideolojik iddianameye bir karşı iddianame ile yanıt veriyor.

Resim Ekleme

A. Meriç Şenyüz - İleri

Ergenekon yargılaması boyunca savcılığın deli saçması iddianamesinin yanı sıra gazetelerde, televizyonlarda, dergilerde, akademide bir başka iddianame daha yazıldı. 1908'in, Cumhuriyet Devrimi'nin, 1968'in, sosyalist hareketin (kısacası Türkiye'de ilerici olan ne varsa hepsinin) ülkedeki bütün musibetlerin sorumlusu olarak sanık sandalyesine oturtulduğu bir dönem yaşandı. Silivri mahkemelerinde iddianameleri yazanlar F-Tipi savcılardı. İdeolojik iddianameleri ise bir çoğu kartvizitinde 'eski solcu' ibaresini taşıyan, bununla 'değer kazanan' liberaller yazdı. Bu ideolojik iddianamelerle, yurtseverlik ve anti-emperyalizmi milliyetçilik, halkçılık ve kamuculuğu ceberutluk, laiklik ve aydınlanmayı ise totalitarizm olarak 'mahkum ettiler'. Tüm bu ideolojik kuşatmanın nihayetinde ise Türkiye, tarihinin en milliyetçi, en ceberut, en totaliter rejimlerinden biriyle yönetilir hale geldi. İşte Merdan Yanardağ tam da şimdi yapılması gerekeni yapıyor ve 2002'den Haziran Direnişi'ne kadar, AKP iktidarının muhaliflerine 'ideolojik iddianamelerle' saldıranlara bir 'karşı iddianame' ile yanıt veriyor.

Yanardağ, AKP'nin son dönemlerinde, artık dinci-faşizan bir rejim kurmak için farklı bir ideolojik koltuk değneğine çok da fazla ihtiyacı kalmayınca bir kenara attığı, rüzgar ters döndüğünde 'yandım Allah' diyerek muhalefete geçen liberallere, ülkenin uçurumun eşiğine sürüklenmesindeki sorumluluklarını, paylarını hatırlatıyor.

Haziran Direnişi sonrasında, liberal ideolojik kuşatmanın artık dağıldığını, kimsenin liberallere eskisi gibi itibar etmediğini, hükümete yamanma avantajını da yitiren bu kesimin artık bir ideolojik savaşımın kritik hedeflerinden biri olmaktan çıktığını düşünebilirsiniz belki... Ancak Liberal İhanet'te ülkeyi uçurumun kenarına sürükleyen süreçte bu aydınların oynadığı meşum rolün ayrıntılarını, kendi geçmişine ihanet edenlerin şecerelerini ve halka karşı büyük suçların dökümünü bulacaksınız. Unutmayalım diye... Bugünler geçince 'liberalizm' yine 'özgürlükçü' maskesiyle ortaya çıkıp, gericiliğe payanda olma rolünü yerine getirmesin diye, bu suç dosyalarına, bu düşünsel hesaplaşmaya, bu karşı iddianameye, ihtiyaç var.

Yanardağ, bu ihtiyacı ideolojik bir öncü savaş yürütme gerekliliği olarak tarif etmiş. Liberal İhanet'i oluşturan dokuz bölüm de işte bu öncü savaşın dokuz kurşunu olarak işlev görüyor. Kitabın 'Liberalizm ve Sol Liberalizm' başlığını taşıyan birinci bölümünde, bir ideoloji ve siyasal tavır olarak liberalizmin Fransız Devrimi'ne uzanan kaynakları ortaya konurken, AKP iktidarına destek veren liberallerin bu ideolojinin kendi tarihsel geleneklerine aykırı bir tutum içinde oldukları teşhir ediliyor. Batıda liberal düşüncenin, en azından başlangıçta, aydınlanmacılığın bir tamamlayıcı unsuru olarak ortaya çıktığı belirtilirken Türkiye'de ise liberalizmin ortaya çıkışından itibaren gericilikle kol kola gelişmesi ortaya konuyor. Yanardağ, bu bölümde yeni toplumsal rıza üretmekte zorlanan burjuvazinin önceki çağın kültürü ve ideolojisine iltica ettiği tespitinin altını çiziyor. Postmodern felsefe ve sol liberalizm tam da bu noktada ortaya çıkıyor, Aydınlanma ve modernitenin sol görünümlü ama aslında gerici eleştirisi, giderek tutuculaşan burjuvazinin dünyayı içine soktuğu yeni Ortaçağ'ın düşünsel altyapısını oluşturuyor. Yanardağ, içinde bulunduğumuz dönemde yeni bir gerici tarihsel blokun oluşturduğunu saptıyor ve bu bloğa karşı ideolojik bir öncü savaş yürütme çağrısında bulunuyor.

'Liberalizm ve Ergenekon' başlıklı ikinci bölümde Gramsci'nin pasif devrim kavramından hareketle, AKP'nin Ergenekon davasından itibaren yürüttüğü dönüşüm sinsi karşıdevrim olarak çözümleniyor. Bu sinsi karşıdevrimde liberal ve sol liberallerin özellikle de Taraf çevresinin rolü bütün boyutlarıyla ortaya konuyor.
Liberal İhanet'in 'Liberal İdeolojik terör ve Antiemperyalizm' başlıklı bölümünde liberal ideolojik kuşatma dönemi boyunca yurtseverlik, ulusalcılık, milliyetçilik ve hatta ırkçılık kavramlarının nasıl birbirine karıştırıldığı, her türlü anti-emperyalist tepkinin bir çeşit ırkçılık olarak etiketlendirildiği etkili örneklerle gözler önüne serilirken bu kavramlar bilimsel bir perspektifle yerli yerine oturtuluyor.

'Liberalizm ve Demokrasi Eleştirisi' başlıklı dördüncü bölüm ise, liberalizme ve 'demokrasiciliğe' sosyalist perspektifli bir teorik eleştiriyi barındırıyor. Bu bölümde, pozitivizme ve moderniteye karşı en köklü ve onu aşma kapasitesine sahip tek bilimsel eleştirinin Marksizm tarafından yöneltildiği aktarılıyor. Kitaba yöneltilebilecek belki yegane eleştiri, çalışmanın ideolojik omurgasını oluşturma potansiyeline sahip olan bu bölümün biraz kısa tutulması ve yeterince derinleştirilmemesi olarak gösterilebilir.

Kitabın bundan sonraki bölümleri, Türkiye’yi dipsiz bir karanlığa doğru sürükleyen AKP rejiminin Murat Belge, Mehmet Altan, Baskın Oran, Cengiz Çandar, Hasan Cemal, Ufuk Uras, Ümit Kıvanç, Halil Berktay gibi propogandancılarının suç dosyalarını birbir ortaya döküyor. Liberallerin suç dosyası kabarık; halka yalan söylemek, çıkar için iktidara yardaklanmak, geçmişlerine ve hatta kendi mevcut değerlerine ihanet etmek, siyasal İslam'a biat, çürüme, entelektüel haysiyetin bir kenara atılması gibi suçlarla uzayıp giden bir liste...

Kitap, Türkiye'de ilericilik ve gericilik arasında son bir hesaplaşma yaşanmasının kaçınılmazlığını ortaya koyan bir sonsözle sona eriyor. 30 yılın gazetecisi ve 40 yılın devrimcisi Merdan Yanardağ'ın son kitabı Liberal İhanet, Türkiye'de siyasetle ilgilenen herkesin kitaplığında yer almayı hak eden bir çalışma olarak düşünsel hayatımızdaki yerini alıyor.

Künye: Liberal İhanet, Merdan Yanardağ, 263 s., Kırmızı Kedi Yayınları, 2014


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

umut
[umut yarın]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 12.09.2013
İleti Sayısı: 3.226
Şehir: Gizli
Durum: üye uzaklaştırılmış

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 18.11.2014- 21:27
Alıntı yaparak cevapla  


Merdan Yanardağ: Liberaller hiçbir şey olmamış gibi dolaşamayacak

Gazeteci-yazar Merdan Yanardağ, son kitabı "Liberal İhanet" hakkında soL'un sorularını yanıtladı. Yanardağ, "liberallerle hesabımızı kapatacağız" derken, sağıyla ve soluyla liberalizmin miadını doldurduğu görüşünde.

Resim Ekleme

Çıkar çıkmaz ses getiren ve kısa zamanda ikinci baskısı yapılan kitabınız, adı üzerinde, liberal ihaneti teşhire, hesaplaşmaya ayrılmış. İnsanlığın, sizin teknolojik dediğiniz yeni bir ortaçağa itildiği koşullarda, ülkemizdeki gerici dönüşümde payı olan aydınları, dünyada örneği görülmemiş boyutta ihanetle suçluyorsunuz. Bu kavramları ve saptamaları biraz açarak başlayalım...

Öncelikle kitap hakkındaki değerlendirmeleriniz nedeniyle teşekkür ederim. “Liberal İhanet”, üçüncü baskıya ulaştı, sanırım devam da edecek. Sizin de ifade ettiğiniz gibi bu kitabı yazmaktaki temel amacım, Türkiye’nin “demokratik” gerekçelerle siyasal islamcılara teslim edilmesinde temel rol oynayan, önemli bir bölümü sol kökenli olan liberallerle hesaplaşmaktı. Dahası, liberalizm ve sol liberalizmi felsefi, ideolojik ve siyasal bakımdan mahkum etmekti.

Zor bir işe giriştiğimin farkındayım. Çünkü iktidarın gücünü arkasına alan; başta medya olmak üzere entelektüel, siyasal ve kültürel üretim ortamını büyük ölçüde kontrolünde tutan; dahası sınır tanımayan bir şirretlikle bu ortamı terörize eden liberallerle bu çapta bir hesaplaşmaya girişmek kolay değildi. İnsanlar entelektüel ve siyasal bir linçle karşılaşmaktan korkuyordu. İşte ben bu döneme son vermeyi amaçladım. Bu anlamda kitabın amacına büyük ölçüde ulaştığını sanıyorum.

Kitapta yöntem olarak, sadece teorik düzeyde değil; somut olay, olgu ve kişiler (örnekler) üzerinden de bir tartışma ve teşhir gerçekleştirmeyi seçtim. Sonuç olarak bu çalışma, liberallerin 12 Eylül 1980’den sonra gelişen ideolojik inisiyatifinin bir anlamda sona erdiğini ilan ediyor.

'FAŞİZME GİDİŞTE LİBERALLERİN İHANETİ BELİRLEYİCİ'

Gerek AKP gerekse Cumhurbaşkanı Erdoğan, meşruluklarını ve güçlerini sandıkta ifadesini bulan çoğunluk desteğine dayandırıyor. Bu açıdan bakılırsa, nicel açıdan ihmal edilebilir bir kesimi oluşturan liberal, sol-liberal kesimlerin desteğini neden önemsiyor, neden iktidara katkıda bulunmalarının üzerinde duruyorsunuz?
Türkiye son 30-35 yılda dünyada örneği az görülen boyutta bir aydın ihaneti yaşadı. Tarihimizin bu en büyük, yaygın ve alçaltıcı aydın ihanetiyle entelektüel ve ahlaki bir hesaplaşma gerçekleştirmeden Türkiye’de temiz bir gelecek kurmamız mümkün değil. Toplum ve zihinler kirletildi. Bu kirlenmede en büyük payı bu toprakların ilerici güçleri ve sol aldı. Sol, liberalizmle lekelendi.

Türkiye’nin gerici dönüşümünde liberal siyasetçi ve aydınların sadece pay sahibi olduğunu düşünmüyorum. Bu yaklaşım, onların işlediği suç için çok hafifletici bir açıklama olur. Tam tersine Türkiye’nin bu gerici ve faşizan gücün eline düşmesinde sağı ve soluyla liberallerin ihaneti belirleyici oldu.

Çünkü, imam hatip tedrisatından geçen görgüsüz, bilgisiz, donanımsız, yarı cahil bir kadronun, iki yüzyıllık bir aydınlanma ve modernleşme geleneği olan, ciddi bir devrimci birikime sahip ülkeye liberal aydınların yaşamsal desteği olmadan el koyması imkansızdı. Liberaller, siyasal islamcıların bu açığını kapattı. Onları dünyaya, Türkiye’yi demokratikleştirecek bir güç olarak sundular. Ortada bir tehlike bulunmadığını, ülkenin demokratikleştiğini belirterek toplumun ilerici kesimlerinin direniş refleksini kırdılar. Gezi isyanı ve Haziran Direnişi bu illüzyonu dağıttı. Liberal İhanet, bu isyanın en önemli gerekçelerinden birini ortaya koymayı da amaçlıyor.

'HİÇBİR ŞEY OLMAMIŞ GİBİ DOLAŞAMAYACAKLAR'

Murat Belge, Ufuk Uras, Baskın Oran, Ömer Laçiner, Hasan Cemal, Yıldıray Oğur, Ümit Kıvanç gibi isimler geçiyor kitabınızda. Bu örnekleri ihanetin özneleri olarak tanımlamış, gerici iktidarın toplumdan onay almasını sağladıklarından ve herkesi ihanete zorladıklarından bahsetmişsiniz. Oysa kendileri bir demokrasi ve özgürlük mücadelesi verdikleri kanısındalar. Kitap bu zıt argümanları tartışmaya açabilir mi?
En büyük sahtekarlık, “özgürlük mücadelesi verme” gerekçesi. Türkiye’nin gericiliğe teslim edilmesinde belirleyici rol oynayan liberal ve sol liberaller, bugün ortaya çıkan vahim tablo karşısında basit bir “yanıldık” ya da “aldatıldık” gerekçesine sığınmaya çalışıyor. Daha da önemlisi, kendilerinin AKP iktidarına destek verdikleri dönemde de samimi olduklarını, amaçlarının demokratikleşmeyi sağlamak olduğunu ileri sürüyorlar.

İhanet ihanettir. Hangi gerekçeye dayanırsa dayansın bunun başka bir açıklaması olamaz. Cehenneme giden yol da iyi niyet taşlarıyla döşenebilir. Kitapta sizin saydığınız isimlerden daha fazlası var. Her biri ibret verici bir portre çiziyor. Bu yüz kızartıcı ihanetin özneleri, artık hiçbir şey olmamış gibi bu ülkede dolaşamayacak.

Kaldı ki, AKP iktidarı, kurulu düzene kapağı atmayı düşünen, küresel kapitalist sistemin safına geçmeye çalışan ve en fazla “iyliksever bir kapitalizm” öneren tükenmiş bazı eski solculara “entegre olma” fırsatını sundu.

'YANILDIK DİYENLER, SALAKLIKLARI İÇİN ÖZÜR DİLESİN'

Gericiliğin yedeğine düşen sol liberaller, Tahtakale esnafı kurnazlığıyla siyaset yapan kasaba yobazlarının izlediği siyasette demokratik gerekçelerle iktidardan pay alma fırsatının önlerine geldiğini gördüler. Gericiliğe inanarak, yani samimiyetle hizmet etmek tarih önünde daha ağır bir suçtur. Üstelik bazıları kullanıldıktan sonra buruşuk bir peçete gibi bir kenara atıldı.

“Yanıldık” diyenler dönüp toplumdan ve bugüne kadar “ulusalcı, derbeci, ergenekoncu” diye hakaret ettikleri, yani kendileri gibi yanılmayan insanlardan kendi salaklıkları nedeniyle özür dilemelidir.

Örneğin Hrant Dink ve Danıştay cinayetlerinde Cemaat'in ve dolayısıyla iktidarın rolü ortaya çıkınca, Ergenekon gibi davalarda kanıt olarak ortaya konan akıl ve mantık dışı belgelerin düzmece olduğu tartışılmaz şekilde belirlenince sus pus olan liberallerin, daha ilk günden itibaren bu duruma/gerçeğe işaret eden, bu nedenle rejimin ağır saldırısına uğrayan insanlara bir özür borcu olmalı. Ortada tam bir rezalet var.

'TARAF TİPİK BİR OPERASYON PROJESİYDİ'

Taraf gazetesi örneğinden başlayarak, liberal ihanette medyanın rolüne de değinmişsiniz. Bir gazeteci olarak, nasıl değerlendiriyorsunuz medyayı?
Yukarıda da belirttiğim gibi; Türkiye’de entelektüel, edebi ve siyasal ortam liberalizmle lekelendi. Küresel sermayenin neoliberal yağma politikalarına ülke ve toplum teslim edilirken, piyasa haydutluğu için “özgürlükçü” gerekçeler üretildi. Bütün bunları, çoğu hödük, köylü kurnazı ve dar kafalı olan İslamcılardan çok liberaller, özellikle soldan gelen liberaller yaptı.

Bu kirlenmenin siyasal ve toplumsal bedeli, kültürel ve tarihsel sonuçları hem Türkiye hem de insanlık için çok ağır oldu. İşte bu ihanetin en büyük aracı medyaydı. Başta gazeteler ve televizyonlar olmak üzere, medya ortamı bu yıkıcı ihanetin en önemli alanıydı. Bunlar arasında Taraf gazetesi tipik bir operasyon projesiydi. Polis istihbaratının bir bülteni gibi çıktı.

Dolayısıyla kitapta, esas olarak medya ortamında gelişen ihaneti, dönekliği, olayları, ortaya atılan tezleri ve öne çıkan isimleri de mercek altına aldım.

'KAVGA EMEKÇİ HALK İLE TÜRKİYE GERİCİLİĞİ ARASINDA'

Aydınlanmayı, laikliği savunmadan, bunlara türlü gerekçelerle saldıranlarla hesaplaşmadan, gelecek kurulamaz diyorsunuz. Bu hesaplaşma noktasını belirgin kılmak üzere kalın bir hat çizerseniz, tarafları nasıl bir genel ayrışmaya tabi tutarsınız?
Türkiye’nin aydınlanmacı, cumhuriyetçi, yurtsever, devrimci ve sol güçleri ile bu güçlerin doğal yatağı olan başta işçi sınıfı ve emekçi halk kesimleri olmak üzere, çalışan sınıfların aynı tarafta olduğunu düşünüyorum. Bu güçler aşağı yukarı Gezi eylemleri ve Haziran Direnişi günlerinde sokağa/alanlara çıkan toplum kesimleridir. Bu güçler, 200 yıllık bir birikime ve geleneğe sahip olan tarihsel ilerici damarı temsil eder. Jön Türklerden, İttihat Terakki’den, Kuvai Milliye’den, TKP’den, TİP’ten, 68’den, 15-16 Haziran 1970’den, Dev-Genç’ten süzülüp gelir ve Mayıs-Haziran 2013’e akar.

Diğerleri ise siyasal islamcılıkla buluşan, geleneksel Türkiye gericiliğine, muhafazakarlığına ve sağcılığına yaslanan güçlerdir. Tarihsel bakımdan gericileşen sermayeye dayanır, emperyalizmin işbirlikçisidir. Kitapta, liberaller ve büyük sermaye çevreleriyle birlikte “yeni gerici tarihsel blok” olarak adlandırdığım cepheyi oluşturuyorlar. İşte Türkiye’nin dönüşümünü gerçekleştiren, Cumhuriyeti tasfiye eden bu yeni gerici tarihsel blokun ideolojik sözcülüğünü, liberaller ve sol liberaller yaptı.

'LİBERALLER KENDİ HAYATLARINA İHANET ETTİ'

İhanet edenleri tanımlıyorsunuz. Peki, ihanet edilenler kimler ya da neler?
İhanet edilen öncelikle bu ülke ve toplumdur. Halktır, emekçilerdir… Bu toprakların ve insanlığın bütün ilerici birikimi ve değerleridir. Sosyalist harekettir, soldur ve bütün bir devrimci tarihimiz ve birikimimizdir. Dahası, ihanet edilen liberallerin kendi hayatlarıdır. Üstelik bu ihanetin çoğu kez bir çıkar ve satın alınma ilişkisi içinde gerçekleşmiş olması, son derece yüz kızartıcıdır. Alık liberallerin ve saf aydınların sayısı aslında çok fazla değildir. Etyen Mahçupyan’ın dramına bakar mısınız; kendisine “Ermeni dölü” diye küfür edenlerin hükümetine danışmanlık yapıyor ve cumhuriyeti birlikte yıkmaktan söz ediyorlar.

Döneklerin sola akıl vermeye devam etmelerine son verilmesini isterken, bunun nasıl mümkün olabileceği konusunda öneriniz de var mı?
Liberaller ya solun yakasından düşmeli –ki bu olasılık çok zayıftır- ya da sol, yakasını siyasal ve entelektüel bir enkaza dönüşen bu liberallerden kurtarmalıdır. Onlar bütün primlerini “eski solcu” olmak üzerinden yaptı. Çünkü eskiden de olsa solcu olmanın değeri bu ülkede hala çok yüksek. Çünkü solcu olmak, önsel olarak ülke siyasetine, sosyolojisine, edebiyatına, dünya gündemine hakim olmak demektir. Tarihsel bir birikimi temsil etmek demektir...

Türkiye öyle bir dönem yaşadı ki, yurtseverlik ya da emperyalizme karşı olmak “milliyetçilik” ve “ulusalcılık” diye aşağılandı. Laikliği savunmak neredeyse ayıp sayıldı, darbecilikle eşit bir tutum olarak gösterildi. Cumhuriyetin ya da insanlığın tarihsel birikimi ve ilerici kazanımlarından söz etmek, statükoculuk diye mahkum edildi. Emek-sermaye çatışmasından söz etmek, demode bir tutum olarak gösterildi. Buna karşılık, demokratikleşme etnik ve dinsel kimliklerin serbestisine indirgendi ve solculuk sayıldı.

İşte bütün bunların üzerinden siyasal islamcı ve faşizan dönüşüm projesine toplumsal ve ideolojik rıza/onay üretilmek istendi. Bu, akıldışı bir durumdu. Sol, bu liberal meczuplara aldırmadan tarihsel referanslarına geri dönmelidir. Çünkü sol ancak kendi tarihsel, sınıfsal, felsefi ve ideolojik temelllerine basarak kendisini zenginleştirip yeniden üretebilir.

'BİR DÖNEM KAPANIYOR'


Yaşanılan dönemin bir belgesi olma amacı gözeten bir dil kullandığınız kitabın son cümleleri, “liberallerle görülecek hesabımızı kapatacağız” iddiası taşıyor. Kitaptaki son bölümün başlığıyla soralım o zaman: Nasıl bir nihai hesaplaşma?
Bu dönem tarihsel olarak kapanıyor. Siyasal islamcı hükümet gerçekte siyasal ömrünü doldurmuş durumda ve bu nedenle ancak baskı, zor ve hile yoluyla ayakta kalmaya çalışıyor. Dinciler, muhafazakar sağcılar ve liberaller arasında oluşan “gerici tarihsel blok” artık sürdürülemez durumda.

Toplum tarihsel bir hesaplaşma kavşağına doğru akıyor. Bu ülke kendisini paçalarından yakalayıp bir önceki çağın değerler dünyasına çekmeye çalışan bir yükle yoluna devam edemez. Dahası, islamcı faşizan rejimi yeni bir sermaye birikim modeli olarak kullanmak isteyen, bunu yapmaya çalışırken toplumun bütün ahlaki ve kültürel değerlerini çürüten bir güçle adil ve aydınlık bir gelecek kuramaz.

Geçen yüzyıldan devreden bir sorundur bu. Türkiye, gericilikle hesaplaşmasını ve dinciliğin eleştirisini tamamlamamış, tam tersine cumhuriyetin kurucu güçleri belli bir aşamada gericilikle uzlaşmıştır. Açık olan bu hesabın, bu defterin artık kapatılması gerekiyor. İki taraf için de geçerli bu. Bugün ülkede yaşanan siyasal ve toplumsal gerilimin nedenini burada aramak gerekiyor.

'ÖRGÜTSÜZ BAŞKALDIRILAR GERİCİ DİKTATÖRLÜKLERLE SONUÇLANIR'

Bu hesaplaşmaya sol hazırlıklı girer ve tarihin çağırısına doğru yanıt verirse ülke ileriye doğru büyük bir atılım gerçekleştirebilir. Gezi böyle bir isyandır, ancak örgütsüz ve programsızdır. Büyük halk kitleleri alanlarda solla buluştu ama henüz birleşemedi. Sol nasıl bir tarihsel kavşakta durduğumuzu, önümüzdeki fırsatları ve riskleri tam olarak göremedi.

Yeni bir toplumsal dalganın geleceğini düşünüyorum. Sol, bu ülkenin devrimci güçleri bu kez hazırlıksız, pusulasız, fenersiz yakalanmamalı. Çünkü örgütsüz, öndersiz ve programsız bütün başkaldırılar ve isyanlar ne kadar büyük, sarsıcı ve kitlesel olurlarsa olsular yenilgiyle sonuçlanmaları kaçınılmazdır. Daha da önemlisi böyle programsız ve örgütsüz başkaldırılar gerici diktatörlüklerle sonuçlanır. Nitekim Gezi’den sonra aynı şey oldu.


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

denizcan
[devrimci]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 24.12.2013
İleti Sayısı: 2.472
Şehir: Trabzon
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 22.11.2014- 15:34
Alıntı yaparak cevapla  


Empatinin sınırları-Metin Çulhaoğlu  


İlginç rastlantılar insanı farklı düşüncelere, hatta “empati denemelerine” yöneltebiliyor…

Böyle bir durum 18 Kasım Salı gecesi başımıza geldi. Rastlantı, Merdan Yanardağ’ın son kitabını (Liberal İhanet) okurken ara verip bir film izlememizle ortaya çıktı. Biliyorsunuzdur: Merdan kitabında şu malum AKP yardakçılarını anlatıyor; AKP destekçiliğini nasıl gerekçelendirdiklerini örnekliyor. Tabii hepsini değil de “sol kökenli” olanları, hatta bugün de solda olduklarını iddia edenleri…

Okurken düşündük: Bu kadarını nasıl yutabildiler? Teorik ve siyasal donanımsızlık mı desek yaşanan süreci okuyamamak mı? Ya da kestirmeden “cehalet” ve “enayilik” deyip geçmek daha mı doğru olur?

Ama önce “empatiyi” denedik; kendimizi onların yerine koyup “herhalde şöyle düşündüler” diyorduk ki…

Televizyondaki film başladı.

***

Bart Layton’ın “The Imposter” (sahtekâr, kendisini başka biri gibi yutturmaya çalışan kişi) adlı filmiydi.

ABD’de 11 yaşında bir çocuk ortadan kaybolur. Üç yıl geçer, çocuktan hiç haber yoktur. Sonra, İspanya’da bir sahtekâr “ben kaybolan çocuğum” diye ortaya çıkar. Birtakım işlemler sonucunda kişinin gerçekten kayıp çocuk olduğuna karar verilir. Ama en önemlisi, ailesi ve yakınları da “Tamam, bu o” derler…

Gelgelelim sahtekâr, kaybolan çocuktan neredeyse on yaş büyüktür. Saçları siyah, gözleri koyu renk, Cezayir asıllı bir Fransız’dır. Anadilinin İngilizce olmadığı da besbellidir. Oysa kaybolan Amerikalı çocuk sarışın, mavi gözlüdür ve ana dili de İngilizcedir.

Sahtekâr, birileri tarafından kaçırıldığını, üç yıl boyunca ağır işkence gördüğünü, kendisine başka çocuklarla birlikte defalarca tecavüz edildiğini anlatır.   Bu ifadeler üzerine bilimsel tahliller sökün eder: Bunca işkence ve travma sonrasında çocuk anadilini aksanlı konuşmaya başlayabilir… Göz renginin birtakım enjeksiyonlarla değiştirilebildiğine ilişkin deneyleri unutmayalım… Yaşadığı travmanın çocuğu yaşça çok daha büyük göstermesi normal sayılmalıdır vb.

Uzatmayalım, ustaca çekilen “yarı belgesel” filmdeki en kritik nokta, kaybolan çocuğun özellikleriyle “ben oyum” diyen kişinin özellikleri arasındaki açık benzeşmezliktir. Hani insana “filmin inandırıcılığı açısından sahtekâr rolünü bari kaybolan çocuğa biraz olsun benzeyen birine verselerdi” dedirtecek cinsten. Ancak, kritik nokta buradadır. Yönetmen Layton’ın açık benzeşmezlikle ilgili soruya verdiği yanıttaki gibi:

“Eğer bir şeyi çok fazla istiyorsanız, onun olmadığına ilişkin tüm kanıtlara rağmen o şeyin olduğuna kendinizi ikna edebilirsiniz…”

İşte size AKP’nin peşine takılan sol liberallerle “empati” kurma fırsatı…

“Asker vesayetinin son bulduğu, artık ‘darbe’ lafının edilmediği gerçekten demokratik bir Türkiye’yi o kadar istiyor, böyle bir Türkiye yaratacak yapıyı o kadar arzuluyorlardı ki AKP’ye de ‘İşte bu o’ diye sarıldılar…”

Gerçi AKP’nin kimi bağdaşmazlıkları, yamukları vardı, ama… Kaçırılıp üç yıl çekmediği çile kalmayan bir çocukta nasıl önceden pek düşünülemeyecek değişiklikler olabiliyorsa, 80 yıl ezilmiş, horlanmış, dışlanmış, “çepere itilmiş” bir akımda da benzer arazlar görülebilirdi…

Yoksa bu oydu, ta kendisiydi…

***

İkinci örnek gene sinemadan:

Yönetmen Daniel Vigne’in 1982 yapımı “Martin Guerre’nin Dönüşü” adlı filmi de “The Imposter”la benzer bir kurguya sahiptir. 16. yüzyıl Fransa’sında Martin Guerre savaşa katılmış, kendisinden on yıl kadar hiç haber alınamamıştır. Sonra Martin Guerre olduğunu söyleyen biri ortaya çıkıverir. Gerçekten Guerre olup olmadığına ilişkin kuşkular vardır; ama geride bıraktığı karısı “Evet bu Martin” der…

Demesi gerekir, çünkü onun da arzuları vardır…

Özetle,   bir yanda ha bire bastıran arzular, öbür yanda da sahtekârlar varsa, her şey olabilir.

***

Neticede, Merdan’ın kitabının ardından biri hemen o gün izlenen diğeri ise hatırlanan iki film bizi de tereddüde yöneltti: Acaba “empati” mi kursak? Kendimizi çocuğu kaybolan aile ya da kocası on yıldır ortada olmayan kadına benzer biçimde liberallerin yerine koyup onları anlamaya mı çalışsak?

Ama kısa sürdü; Merdan’ın kitabında ilerleyip başka örnekler de akla gelince filmi falan unuttuk ve yargımızı verdik:

Ne empatisi yahu? Filmlerdeki karakterler ayrı, ama bu adamlar düpedüz enayi!  

Enayilikle de empati kuracak halimiz yok ya…


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

umut
[umut yarın]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 12.09.2013
İleti Sayısı: 3.226
Şehir: Gizli
Durum: üye uzaklaştırılmış

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 29.12.2014- 08:35
Alıntı yaparak cevapla  


'Demokratik' emperyalizme zamanlı bir tokat
Osman Çutsay


Medyanın iki merkezinden, İstanbul ve Ankara, çok uzakta da iyi habercilik yapılacağını çalıştığı gazetede epeydir bizlere kanıtlayan soL yazarı arkadaşımız Ahmet Çınar, geçen yazısında bir dönemi kapatan kitabına yönelik olarak Merdan Yanardağ’ı gündeme getirdi. Basit ama gerçekten zekice bir sorunun önünü açtı Çınar: “Liberal İhanet” kitabında açıkça suçlanan isimler, Merdan Yanardağ’a yanıt vermiyordu. Resmen yok sayıyorlardı bu ağır suçlamaları. Belki birileri bir yerlerde biraz söylenmiş ve bir şeyler çiziktirmiştir, ama ortada henüz bir “yalanlama”, bir “tekzip”, etkili ve derinlemesine bir “itiraz”, açılmış bir tartışma yok gerçekten. Kaçıyorlar.

Neden?

Suçüstü yakalandıkları için mi, yoksa havanın döndüğünü gördükleri için mi?

Galiba şu: Bu kitap, bir hegemonya döneminin bittiğini gösteriyor, dolayısıyla Türkiye tarihinin faşist darbeleri aratmayacak ve hatta onlardan çok daha cüretkâr bir gericilik dönemini hazırlayan liberal çeteler, bavulları daha hızlı toplamaya başladı. Suçlananlar, açıkça isim ve adresleri verilerek yapılan, her biri diğerinden daha doğru ve utandırıcı suçlamaları bu kadar aleni görmezden ve duymazdan gelemezdi yoksa. Tıpkı geleneksel Türk gericiliğinin Kürt halkını ve tarihini inkar suçu gibi: Eğer sözü edilmezse, her konunun zaman içinde toprağın altında unutulacağına inanıyorlar. Susarak, suskunluğa gömerek ölüme mahkum edilebilecek bir mesele karşısında olduğumuzdan eminler. Sözünü etmezlerse, kendilerini doğrudan hedef alan ve hedef ilan eden bu çok hoş kitabın, etkisiz kalacağına inanıyorlar.

Bu güruhun hep olmayacak dualara amin dediğini, ama geniş yığınları da, en azından sola bulaşmış “kullanılmaya teşne ahmak uşaklar” üzerinden inandırabildiğini biliyoruz. İslamcı suç örgütlerinin (“AkParti”) Ankara’yı bu kadar kolay ele geçirmesinde, sadece AsParti, TÜSİAD ve büyük bürokrasinin doğrudan çabası yok, asıl önemlisi “Belge’li Birikim Gericiliği”nin 40 yıldır solumuzu felç eden çabaları da var. Bu acentanın sol içindeki mesaisi olmasaydı, çok daha acısı, solumuz bu cehalet çetesine kollarına açarak (“onlar da solcu, onlar da marksist”) hüsnü kabul göstermeseydi, Türkiye ve Türkiye devrimci hareketi bugün çok daha farklı noktalarda olabilirdi.

Merdan Yanardağ’ın kitabı (“Liberal İhanet”), bu niteliğiyle çok daha önemlidir: Solun açtığı kapılar, emperyalist demokrasiyi yücelten bu çöplere gösteremediği reddiye, Türkiye’nin bitirilişinde, böyle sözde entelektüel gerçekte ise kanlı “demokratik” acentaların nihai tahrip hizmetinde tayin edici bir rol oynamıştır. Yanardağ, bu öyküyü hatırlatıyor.

Ahmet Çınar’ın dikkati çerçevesinde düşünürsek, hiçbiri hayatında tek bir satır yeni ve sol bir tez geliştirememiş entel sürünün, Yanardağ’ı muhatap alabilecek cürete sahip olmadığını söylememiz gerekiyor. Mehmet Baransu ile Murat Belge-Tanıl Bora, T24’ün gericilikte birbiriyle yarışan “arslanları” ve Aydın Engin’li Cumhuriyet gazetesi arasında temel bir fark bulunmuyor. Dolayısıyla Baransu’nun şu andaki durumu neyse, Yanardağ’ın, her satırı ayrı bir kavga nedeni olması gereken kitabı karşısındaki suskunlukları da ondandır. Karşıdevrim ortamının bir patlamaya dönüşmesinden korkuyor olmalılar. Ortalığın daha da karışmasından ne kadar korktuklarını, Hasan Cemal, Ruşen Çakır, Nuray Mert gibi en ucuz kalemlerin haline bakarak anlayabiliriz. Bu korkaklığın bir başka nedeni de, maalesef devrimci solumuzun severek yuttuğu zokanın sonucu olarak yaratabildikleri entel havanın tam bir balon olduğunun ortaya çıkmasıdır. Ömürleri boyunca, ciddiye alınabilecek bir entelektüel kapasiteye sahip olmadılar. Ama aldatabildiler ve bir “entel yanılsamayı” solumuza yutturabildiler.

Asıl önemlisi, bütün bunları birleştirerek düşündüğümüzde, acentalığını yaptıkları Avrupa’nın pek demokratik gerici kurumlarından ve “entellerinden” almayı umdukları yardımdır. Batı’dan destek bekliyorlar. Bunun, şimdilik gelmediği görünüyor ve bu nedenle şaşkınlar... Bunların hiçbir şeye, hiçbir yanıtı yok. Aydın niteliğini hak edecek hiçbir donanımları olmadığı, sadece piyasanın ve piyasa gericiliğinin demokrasi adını verdiği sosyal düzenin vidaları, yani birer sıradan “teknokrat” oldukları ortaya çıkmış bulunuyor. Tek bildikleri, sosyalizmin bu coğrafyanın tek şansı olduğunu ileri süren devrimci yurtseverleri milliyetçilikle damgalayıp yok saymak.

Bu, var. Avrupa’nın, bu teknokrat sürüye yardımcı olamayacak kadar çürüdüğü gerçeği de var. Reel sosyalizm döneminde savaş yaşamamış Avrupa’nın korkunç bir kapanma tuzağı, katıksız milliyetçi iktidarlar ve savaş dönemine açıldığı gerçeği de var. Bir felaket hızla yaklaşıyor. Bu felakete neden olan “teknokratsia”, bizim solun nedense aydın saydığı “Avrupalı demokratlar”, acaba patlayan sorunlara yanıt bulabilir mi? Avrupa’nın üzerinde korkunç bir felaket dolaşıyor ve bu felaketi hazırlayanlar, Avrupa aydını diye etiketlenen emperyal teknokratlardır. İsteyen Frankfurt Okulu’ndan veya daha önceki reel sosyalizm düşmanı “solculuklardan” başlayabilir. İyi..

İyi ve Merdan Yanardağ, bunları bütün bayağılıkları ve çıplaklıklarıyla sahneye itmiş bulunuyor. Böyle bir tartışmaya girecek ne yüzleri ne donanımları var; bu açık. Tayyip Erdoğan, Murat Belge’nin başbakanı ve cumhurbaşkanıdır. Bunlar birbirine yakışır. Ama Berlin’deki Merkel-Gabriel koalisyonu da Almanya’nın sözde sol tüm entellerine, başta da ahı gitmiş vahı kalmış, ne dediğini kendisinin de anlamadığı Jürgen Habermas tipolojisine yakışmaz mı? Aydının öldüğü, teknokratsianın ise 1989’da nihai egemenliğini ilan ettiği Avrupa’da saatler böyle çalışıyor: Fransa, İtalya ve diğer Orta Avrupa ülkelerindeki iktidar-muhalefet oyunları ve oyuncuları da birbirinin izdüşümüdürler. Türkiye’de ise, buna paralel olarak, Birikim gericiliği 12 yıldır iktidardadır. Tayyip’in asıl entel ve paralel çetesi bunlardır. Merdan Yanardağ yeni kitabıyla bunu en son ve en etkili bir biçimde ilan etmiş oldu. Elbette görmezlikten gelecek, suskunluğa gömecekler.

Mesele başka yerde: Emperyalist demokrasilerden, Batı’dan, bizim topraklarımızdaki gerçek devrimcilere, sosyalist bir hükümetle kaderimizi değiştirmeye kararlı devrimcilere köklü saldırıların gelmesi yakındır. Almanya, sadece Türkiye egemenlerinin kaderini elinde tutmuyor, Türk gericiliğinin sol içindeki şubeleriyle de etkisini sürdürüyor. SPD, Yeşiller, büyük bölümüyle Sol Parti ve hatta bazı komünistler, sendikalar, sol ve demokratik vakıflar, özellikle de Rosa Luxemburg Vakfı denilen “ocak”, korkunç hesaplar içinde yeni dönemin gereklerine hazırlanıyor. Emperyalist demokrasilerin teknokratları, Türkiye’deki sosyalist bir yükselişe karşı “intikam tugayları” halinde yeni görevler eşiğindedir.

Birleşik Haziran umudumuzun daha da güç kazandığı dünden beri bir nokta çok açık: Türkiye’de devrim yapmak isteyen solculara asıl saldırılar, bizimkilerin büyük bir hatayla solcu saydığı partilerden, kurum, sendika ve sanat çevrelerinden gelecek. Ama bunların bile Yanardağ’ın kitabına verecek bir yanıtları yok. Thomas Piketty’nin ortaya saçılan kitabına bir göz atıldığında hemen anlaşılır. Batı’nın en cüretli çıkışı, böyle “sosyal demokrat istatistik romanları” (Georg Fülberth) olabiliyor.

Kapitalizme uşaklığı demokratlık sayan, bunda da pek haksız görülemeyecek olan Thomas Piketty türü teknotratsia, bizim Merdan Yanardağ’a ne yanıt verecek o istatistik çöplerinden başını kaldırıp. “Biz kapitalizme karşı değilik ki, kardeşim!” mi diyecek ve Yanardağ ile Ahmet Çınar’ı sosyalist yönelimleri nedeniyle eleştirecek? Aydın düşmanı Batı teknokratsiası, merkezi planlama yoksa sosyalizmin de olamayacağı doğrusunu, bakalım bu yeni dönemde hangi entel şapkalarından hangi entel tavşanları çıkarıp pazarlayarak göğüslemeye çalışacak?

Yepyeni bir dönem açılmış bulunuyor ve bu dönemin ağır entelektüel görevlerinin altından kalkabilecek 98’lilerin de art arda sahnedeki yerlerini aldıklarını görüyoruz. Dünya gericiliğinin, Türk ve Avrupa gericiliğinin işinin çok zor olduğu anlaşılıyor. Yalçın Küçük’ten başlayarak çok geniş bir “halledilmesi gereken kafalar” listesi önünde kara kara düşünüyorlar.

Bir rakipsizliği kabul etmiş durumdalar. Sözleri bitti. Daha doğrusu o gerici sözlerini solumuzun içindeki bazı eski dostlarına bile sosyalizm çerçevesinde kabul ettirmeleri mümkün değil; olmuyor artık. Yalçın Küçük nefretlerinde yerden göğe haklıdırlar: Gerici ilericiden nefret etmeyecek de ne yapacak?

40 yıldır süren kıran kırana bir mücadelenin son metrelerindeyiz. Patlama veya fırtına öncesi sessizliği yaşıyoruz. Bir şeyi biliyoruz: Türkiye çöker ve tarihten silinirken, sözü geçen o 40 yılda genç ve çok deneyimli bir sosyalist aydın kuşağı da yetişti. Merdan Yanardağ bu kuşağın seçkin isimlerindendir ve son kitabıyla Birleşik Haziran Hareketi’ni birçok açıdan yeniden zırhlamış bulunuyor. 1980 öncesinde Direniş Komiteleri ve Demokrat gazetesinden beri varlığını bir biçimde sürdüren korkunç bir gediğin, yeni dönemde ve Birleşik Haziran sürecinde etkili olmasının önünü önemli ölçüde kesmiş bulunuyor. Yalanlanamamasının, tekzipsizliğinin, itirazsız kalmasının bir nedeni de burada aranabilir: Emperyalist demokrasinin uşakları (“teknokratsia”) çok korkuyor.

Sonuçta, dikkatle bakınca, sadece bizdeki uşakların değil, asıl emperyalizmin veya Batı’nın merkezi çaresizliğini/yanıtsızlığını görüyoruz. İyi. Çok iyi.


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.894
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 19.02.2018- 10:11
Alıntı yaparak cevapla  


Yanardağ: Liberaller yolunu döşedikleri cehennemi kurbanlara bırakıp kaçıyor!

Murat Belge'nin ülkeyi terk etme isteği ortaya çıkınca, Merdan Yanardağ'ın 'Liberal İhanet' kitabı yeniden gündeme geldi. Geçmişte AKP'yi destekleyen liberaller, ideolojik hegemonyalarının çöküşünün acısıyla Yanardağ'a karşı Belge'nin arkasına dizildi.

ABC Haber Merkezi


Kendisini "Sosyalist Kültür Dergisi" diye tanımlayan Birikim'in kurucularından ve bu çevrenin önde gelen isimlerinden biri olan Prof. Dr. Murat Belge, karanlığa sürüklenmesine katkıda bulunduğu Türkiye'deki misyon ve miadını doldurduğuna kanaat getirmiş olacak ki, ülkeyi terk etme kararı aldı. Bu gelişmenin ardından gazeteci Merdan yanardağ'ın 2013 sonlarında kaleme aldığı ve 2014 yılında yayımlanan "Liberal İhanet" adlı önemli kitabı yeniden gündeme geldi.

Murat Belge'nin de köklü bir eleştiriye tabi tutulduğu 'Liberal İhanet' kitabıyla ilgili olarak Kırmızı Kedi Yayınevi'nin sosyal medya hesaplarından paylaştığı bir anımsatma mesajı, dönekleri ve liberalleri adeta ayağa kaldırdı. İngiltere'ye gitmek isteyen bu nedenle de Oxford Üniversitesi'nden 'akademik sığınma' talep eden Belge'yi korumak, yine liberal mahalledeki isimlere düştü.

Öyle arlaşılıyor ki, özellikle liberal solcular vicdanen çok rahatsız. Tarih önünde yanıldıkları ortaya çıktı. Yaşam kendilerini yanlışladı. Bunu biliyorlar. Ancak, önemli bir bölümü özeleştiri yapma basiretini, dürüstlüğünü ve olgunluğunu bir türlü gösteremiyor. Yanıldıklarını kabul etmek zor geliyor. Tam tersine, her fırsatta arsızca devrimci ve yurtsever aydınlana, laikliği ve insanlığın ilerici birikimini savunan çevrelere karşı saldırıya geçip çirkeflaşma yolunu seçiyorlar.   Bu liberal çevre, "laikçi" diye alay etmeye kalktığı insanların haklı çıkmasını bir türlü kabullenemiyor. Onları hırçınlaştıran şeylerden biri de, liberal ideolojik hegemonyanın yıkılması ve liberal ahlakın çöküşü oluyor.

'Demokrasi yoluyla şeriat gelirse' buna karşı çıkmayacağını, ancak o düzende de yaşamayağını belirten sol liberal Murat Belge'nin Türkiye'den bir nevi kaçmaya çalıştığı ortaya çıkınca, bununla ilgili sosyal medyada çok şey yazılıp çizildi. Bütün dönek solcu ve liberaller gibi, AKP ve Fethullahçı Çeteye özgürlükçü ve demokratik gerekçelerle destek veren Belge'nin, Türkiye'yi gericiliğe teslim eden 'liberalizm' kariyerinden örnekler tekrar akıllara geldi.

Kırmızı Kedi Yayınevi bu gelişme üzerine, yayıncısı olduğu ABC Gazetesi ve Tele1 TV Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ'ın, liberallerin sola, kendi değerlerine ve halka nasıl ihanet ettiğini örnekleriyle anlattığı, ağırlığını "yetmez ama evetçi" dönekler ve sol liberallerin oluşturduğu simge isimlerin ideolojik-politik bir eleştiriye tabi tutulduğu "Liberal İhanet" kitabını okuma önerisi olarak sundu. İşte bu noktada kıyamet koptu.

Resim Ekleme  

Sosyal medyada 'Murat Belge linç ediliyor' diyerek, kalan soluklarıyla savnmaya geçen bu liberal çevre, Belge'nin -ne olduğu devrimci ve yurtsever aydınlar tarafından gayet iyi bilinen- ismi üzerinden reklam yapıldığını savundu. Belge gibi liberallerin ihanetini yüzlerine her fırsatta vuran aydınlara ve sosyalistlere karşı akıl almaz bir kampanya başlattıldı. Ancak, sikletten düştükleri için olsa gerek bu kampanya etkili olmadığı gibi, kimseyi ikna da edemedi.

Kırmızı Kedi'nin "Yetmez ama Evet dediler, şimdi arkalarına bakmadan kaçıyorlar! Liberal İhanet’i tekrar okumanın zamanı…" spotuyla vverdiği okuma önerisi üzerine, liberaller yayınevine ve Yanardağ'a karşı saldırıya geçti. Öyle ki, Belge'yi kollamak adına, yayınevinin kullandığı görsele bile kulp taktılar. Görselde Belge'nin rakı içerken çekilmiş bir fotoğrafı yer alıyordu. Hiçbir özel kasıt taşımayan bu fotoğraf ile Belge'nin bugünün egemen değer yargıları karşısında hırpalanmak isteğini ileri sürdüler. Anlşılan sosyalistlerle kendilerini karıştırıyorlardı. Kadınladrın örtünmesinin onları erkeklerle eşitlediği ve özgürlüştirdiği gibi gerici zırvaların savunulduğu yazılara, daha yakın zamana kadar sayfalarında yer veren Birikim dergisi de bu tartışmaya katıldı.

Resim Ekleme

Murat Belge'nin 'sığınma' haberinin yayılması üzerine, başlatılmasına katkısının olmadığı bir tartışmanın öznesi haline gelen Merdan Yanardağ ise, yine sosyal medya hesabından bir mesajla yanıt verdi. Yanardağ, "Murat Belge İngiltere'ye göç ediyormuş.. Liberallerin ihaneti böyle bir şey işte.. Yaratılmasına yaşamsal destek verdikleri bu cehennemi onunla savaşı göze alanlara ve kurbanlara bırakıp kaçarlar.. Olayın bu noktaya geleceği belliydi" diye yazdı.

Resim Ekleme



Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.894
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 19.02.2018- 10:13
Alıntı yaparak cevapla  


BİRiKİM'DE MÜSLÜM YÜCEL CİNLİĞİ

Bu gelişmelerin üzerine Birikim Dergisi, T24 gibi sol liberal ve liberal yayınlar, savunmaya ve yer yer karşı saldırıya geçti. Birikim'de Müslüm Yücel, "Türkiye’yi Karanlığa Gömen Adam Murat Belge!" başlığıyla yazdığı bir yazıda, Murat Belge'nin ülkeden kaçış iddiasını 'beyin göçü' olarak tarifledi... Geçerken, Merdan Yanardağ'ın Aydınlık gazetesi ve Ulusal Kanal'dan tanındığını da belirterek, onun İşçi Partisi-Vatan Partisi geleneğinden gelen bir ulusalcı olduğunu ima edip, önsel olarak çok ucuz bir cinlik yaparak güya "lekelemeye" çalıştı.

Oysa, kendisini tanıyanların bildiği gibi, sosyalist bir gazeteci ve aydın olan Yanardağ, Aydınlık gazetesi ve Ulusal Kanal'dan dolayı tanınan biri olmadığı gibi, siyasal ve entelektüel bakımdan Aydınlık (PDA - İşçi Partisi) geleneğiyle hiçbir ilgisi de yok. Bu durum, bir sakıncası olup olmadığıyla da ilgili değil, gerçek böyle.. Yanardağ'ın Aydınlık ve Ulusal Kanal ile ilişkisi şöyle;, 1992'de Aziz Nesin'in imtiyaz sahipliğinde sol ve muhalif kesimlerin ortak gazetesi olarak, "Onbinler AŞ" adlı inisiyatifin kontrolünde çıkarılan günlük Aydınlık gazetesinin kurucularından biri olan Yanardağ, bu gazetenin bir yıl boyunca yayın koordinatörlüğünü yaptı. Bu gazete Yanardağ ayrıldıktan bir süre sonra kapandı ve daha sonra İşçi Partisi'nin yayın organı olarak haftalık dergi şeklinde yayınlandı. Yıllar sonra Kanal Türk'e AKP iktidarı 2008'de el koyduktan sonra ise kısa bir dönem Ulusal Kanal'da dışarıdan program yapan Yanardağ, bu durumu, meslek yaşamının diğer aşamaları gibi, gazetecilik kariyerinin parlak kesitleri içinde saydı. Ancak, Yanardağ'ın 32 yıllık meslek yaşamını ve tanınmışlığını bununla sınırlamaya kalkışmak, siyasal bakımdan hiç ilgisi bulunmadığı halde, "Aydınlıkçı" olduğunu ima etmek, tam bir yalan ve çarpıtma.

Müslüm Yücel'in yaptığı şey, "Ama siz de ulusalcısınız" demeye getirerek alıs tartışma alanından kaçma ucuzluğundan başka bir şey değil. Müslüm Yücel bu yolla Yanardağ'ın, liberalleri tarih önünde ideolojik ve politik bakımdan mahkum ettiği "Liberal İhanet" kitabındaki eleştirilerini değersizleştirmeye çalışıyor. Ama olmuyor. Buna karşılık Yücel, Belge'yi açıkça savunma yürükliliğini gösteremiyor. AKP'yi desteklediği dönemi atlayarak yazıyor. Yücel'in bu tutumu, Gün Zileli'nin, geçmişinde Aydınlık hareketinin liderlerinden biri olduğundan hareketle Birikim çevresini mahkum etmeye çalışmak gibi bir saçmalık oluyor.

Sosyalist ve yurtsever aydınlar, hiçbir zaman Belge'yi Türkiye'yi tek başına karanlığa gömecek çapta bir isim olarak görmediği halde, başlığından itibaren saptırmalarla, demogojiyle dolu olan söz konusu yazıda Yücel, Belge'nin kaçışıyla ilgili olarak 'iş aramak' tabirini özellikle kullanıyor. Kaldı ki, Murat Belge, Merdan Yanardağ'ın 'Liberal İhanet' kitabında adı geçen çok sayıda isimden sadece biri.

Yücel'in yazısında dikkat çeken asıl önemli yan ise, Belge'yi ancak belli rezervlerle savunması ve müktesabatına sahip çıkmaktan kaçınmasıydı. Öyle ki, Müslüm Yücel, Birikim çevresi ve Belge'nin yakın geçmişte Erdoğan-AKP iktidarına   destek verdiğinden hiç söz etmediği gibi, -belli ki utanıyor- örtük şekilde bu mirası reddediyor. Hisli ve vicdanlı bir liberal olduğu anlaşılan Müslüm Yücel, döneklerin ve sol liberallerin özgürlükçü ve demokratik nedenlerle Erdoğan-AKP iktidarına, dolayısıyla zamanında Fethulha0çı Çeteye yaşamsal bir destek vererek bu günkü dinci-faşizan rejimin yolunu döşedikleri gerçeğinin tartşılmasından kaytarıyor.

'ÇAPLI BİR LİBERALE ÇAPSIZ GÜN ZİLELİ'DEN DESTEK'

Liberallerin halka, ülkeye, emekçilere, sola ve kendi ayatlarına karşı ihanetinin belgelendiği ve tarih önünde mahkum edildiği bir gerekçeli hüküm niteliğindeki Yanardağ'ın 'Liberal İhanet' kitabını diline dolayanlardan biri de, hayli geç bir yaşta anarşizmi keşfeden, gerçekte yeni yetme bir liberal olan Gün Zileli'ydi. Zileli, Yanardağ'ın 2014'te yayınlanmış ve defalarca yeni baskısı yapılmış kitabını okumadığını, "Kitabı görmedim" diye ifade ederken, "Bu arada Kırmızı Kedi'nin kitapla ilgili reklamı gerçekten içler acısı" dedi. Yanardağ'ın, kendisini 'liberter' (anarşist) sanan bu liberale yanıtı ise sert oldu:

"Gün Zileli adlı, kendisini anarşist sanan bilgisiz bir liberal, 2014'te çıkan, okumadığı 'Liberal İhanet' kitabım hakkında zırvalamış. Bugünkü mezhepçi faşizan rejimin yollarını döşeyen Murat Belge'ye sahip çıkmış. Belge'nin talihsizliği.. Çaplı bir liberale bir çapsızdan çıkan destektir!"

Belge'yi savunanlar, onun ve liberallerin halka karşı işlediği suçlara da ortak olduklarının farkında değildi. Örneğin, Artvin Hopa'da doğayı korumak için (HES'lere karşı) 12 Haziran 2011 tarihinde yapılan bir mitinge polisin müdahalesi sonucu yaşamını yitiren, ÖDP ve Haltevleri üyesi öğretmen Metin Lokumcu için, "AKP'nin oylarını düşürmek için bu garibanın bu kadar heyecanlanmasına gerek yoktu. Kendisi değil belki, ama onun çevresinin çevresi Ergenekoncuydu" diye yazan Belge'nin bu sözlerini nedense hiçbiri hatırlamadı. (Buraya bir not düşelim; Hopa'da söz konusu mitingin düzenlendiği tarihte R. Tayyip Erdoğan da Rize'deydi ve dönüşte karayoluyla bu ilçeden geçecekti. Dolayısıyla miting, kaçınılmaz olarak dönemin başbakanını da protesto eylemine dönüşmüştü.)

Merdan Yanardağ, 'Liberal İhanet' kitabı üzerinden başlatılan ve hala devam eden tartışma üzerine sosyal medya hesabından (Twitter) sırasıyla şu mesajları paylaştı:
•M.Belge'nin ülkeyi terk etme meselesinden sonra 'Liberal İhanet' kitabım etrafında bir tartışma başladı, K.Kedi Yayınevi'nin Twitter mesajında kullandığı, kasıt taşımayan 'Rakı içen Belge' fotoğrafı üzerinden güya etik tartışma yapılıyor. Bu ucuzluk, asıl tartışmadan kaçmaktır.
 
•Dinci faşizan rejimin yollarını döşeyen liberallerin bana ve Kırmızı Kedi Yayınevi'ne karşı Murat Belge'nin arkasına dizilmesi, yetmez ama evetçi bu çevrenin hala tarihe ve halka karşı işlenen suçun içinde olduğunu gösteriyor. Liberal hegemonya yıkıldı. Yıktık! Hazmedilemeyen bu.
 
•Daha önce cevap vermeye gerek bile duymadığım, liberal kampın yeni mensubu Gün Zileli, solu terk etmenin insanı cahilleştirdiğinin somut enkazı olarak M. Belge vakasında yeniden ortaya çıktı. Siyasal islam ve dinci faşizme karşı mücadele yerine işbirlikçilik yapanlar utanmıyor.
 
•Tarih metodolojisi tartışması yaptığım bir konuşmadan sonra konuyu hiç anlayamayın, yarı aydın Gün Zileli, yetersiz İngilizcesi ile yalan yanlış çevirdiği (tanıkları var) bir kitabı referans göstererek bana saldırmıştı. M. Belge vakasında da aynı şeyi yapıyor. Yeni yetme liberal!
 
•Liberal ideolojik hegemonya ve ahlakın çöküşüne tanıklık ediyoruz. Siyasal İslama "demokratik" gerekçelerle verilen desteği savunamayanlar, M. Belge olayında, bazı devrimcilere, "Ama siz de ulusalcısınız" demeye çalışıyorlar. Tam bir sefalet. Birikim'de yazan Müslüm Yücel gibi.

Resim Ekleme

http://www.abcgazetesi.com/yanardag-liberaller-yolunu-dosedikleri-cehennemi-kurbanlara-birakip-kaciyor-79345h.htm



__________________

Bu ileti en son melnur tarafından 19.02.2018- 10:13 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.

Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.894
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 05.03.2018- 14:11
Alıntı yaparak cevapla  


Murat Belge'nin ülke dışına çıkmak istemesi üzerine kendisine yöneltilen eleştiriler, başta S. Nişanyan olmak üzere iflah olmaz liberaller tarafından tehdite varan açıklamalara yol açmıştı. Solun önemli bir kesimi de bu liberal şaşkınlığa gereken yanıtı vermişti. Daha önce M.Çulhaoğlu bir yorumda bulunmuş muydu bilmiyorum ama son yazısı yine Murat Belge ve o isme eklediği D.Perincek üzerinden farklı bir yere gitmiş.

“Sosyal medya linçi” deniyor ve Murat Belge bu furyanın soldaki son mağduru olarak gösteriliyor. Deniyor ki Belge ülkeden ayrılmak istediği için medya linçine maruz kalmıştır. Oysa kendisi…

Belge’ye sempati duyanlar, kendisinin Türkiye’de sol düşüncenin gelişimine düşünceleriyle, yazılarıyla, yayınlanmasına ön ayak olduğu çevirilerle yaptığı katkıları hatırlatıp “linç” diye tanımladıkları eleştiri ve suçlamalara karşı çıktılar.

Belge “linç” meselesinde yalnız değil. Bir başka isim, Doğu Perinçek de ezeli “linç” hedefleri arasında. Son dönemdeki tespit ve değerlendirmeleriyle şimşekleri daha fazla çekmiş, sosyal medya “linçinden” nasibini almıştır.

Ancak, Belge nasıl “sahipsiz” değilse Perinçek de değildir. Onun da savunucuları (isterseniz “epigonları”) çıkmıştır ve doğaldır. Bu savunularda, aynı Belge olayında olduğu gibi, Perinçek’in bu ülkedeki sol düşünce ve harekete özel katkılarından, ilk kez kendisinin açtığı düşünülen kapılardan özellikle söz edilmiştir.    

Şimdi, tuhaf olan şu ki bütün bunları duyan da Türkiye’de sol düşünce ve hareketin kurucu babalarının halen yaşadıklarını, sol düşüncede sadece iki kamp olduğunu ve bu kampların iki kurucu, yani Belge ve Perinçek tarafından temsil edildiğini sanır…

Ne alakası var?

***

Tekrar edelim: Gerek Belge gerekse Perinçek savunusu adına söylenenlere bakılırsa Türkiye’de solcular pek çok şeyi onlardan öğrenmiş, başka türlü ulaşılamayacak kaynaklardan gene Belge ve Perinçek sayesinde yararlanabilmiştir.

Konumuz bu tevatürdür ve daha ötesi değildir…''

http://ilerihaber.org/yazar/kurucu-babalik-ve-haddini-bilme-uzerine-82538.html

M.Çulhaoğlu böyle söylemiş ve sonra başka bir yerden devam etmiştir. M.Belge ve D.Perincek içinöteden beri sol-sosyalist hareketin içinde bulunduğu, M.Belge'nin Birikim aracılığıyla   D.Perincek'in ise Aydınlık, İşçi Partisi ve Vatan Partisi üzerinden farklı bir yorumu sahiplendikleri söylenebilir. M.Çulhaoğlu'nun iddia edildiğini söylediği ''sol düşüncenin gelişimine katkı verdikleri'' saptamasına hiç rastlamadım. Çulhaoğlu öyle diyorsa, öyledir. Zaten yazısının devamını bu bağlam üzerine oturtmuş. Aynı konuya başka bir yerden bakılacaksa Belge ve benzeri tayfa için en doğru tanımlama M.Yanardağ tarafından getirilmiştir. Bu liberal çevreleri anlatan çok iyi bir saptamadır ''Liberal İhanet.'' Ve doğrudur. Bu liberal tayfa ülkenin bu hale gelmesinde sorumlulukları vardır. Cumhuriyetin iğdiş edilmesinde, devletin tek adam devletine dönüşmesinde ve yarım yamalak da olsa var olan hukuk-adalet anlayışın tamamen ortadan kaldırılmasında pay sahibidirler. AKP gibi bir partinin tek başına asla gerçekleştiremeyeceği gerici değişimler bu liberaller,   Kürt hareketi ve kuyrukçu anlayışların ortak çaba ve katkısıyla olabilmiştir; yoksa...

Evet, iyice anlaşılmalı, bu zevat, bilimsel sosyalizmi savunurken döndükleri ve liberalizmi keşfettikleri için eleştirilmiyorlar. Yanlış anlaşılmamalı, her aydının bilimsel sosyalizmi   savunma zorunluluğu, hayata ML tasavvurdan bakabilme koşulu yok; olamaz da zaten. Mümkün değil. Bu liberal zevata gösterilen yoğun tepkinin nedeni de bir yerde bu değil. İsteyen reformist olur, siyasal devrimin gerçekleşmesini kapitalizmin-demokrasinin gelişmesine paralel olarak bir anlamda kendiliğindenci bir sürece bağlayabilir. Veya Perincek'de olduğu gibi devrimin doğrudan sosyalizm devrim değil de, MDD'ci bir devrim anlayışı ile gerçekleşeceğini ileri sürebilir, bu süreci Kemalist devrim olarak kodlayabilir ve geleceğin sınıfsız toplumuna ancak bu yolla ulaşılabileceğini savunur. Bir yerden sonra bu tür farklılıkların bir önemi yoktur. Çünkü Türkiye solu aşağı yukarı 12 Mart faşist darbesinden sonra bu ideolojik farklılaşmayı mahkum etmiş, Türkiye'nin önünde ML anlamda bir sosyalist devrim olduğu gerçeğini perçinlemiştir. Türkiye yoksulunun kurtuluşu ne aşamalı devrim kuramlarında yatmaktadır ve ne de marksizmin sağ revizyonist yorumlarında...

Tekrar edelim, Liberal İhanet ve benzeri eleştiriler bu liberal tayfaya yönlendiriliyorsa bunun nedeni sola ideolojik yönden saldırmaları değildir. Altını kalın bir çizgiyle çizelim, ihanetlerin nedeni bu ülkeye AKP gibi bir partinin, bir siyasi anlayışın yerleşmesine ''yardım ve yataklık etme suçu''nu işlemiş olmalarındandır. 'Liberalleri eleştiriyorsunuz, neden ulusalcıları eleştirmiyorsunuz'' zevzekliği hala söylenebiliyorsa, insan ne diyeceğini şaşırıyor. Bu kadar mı eğitimsiziz, bu kadar mı bilgisiziz, bu kadar mı anlama sorunluyuz? Yoksa...

Evet, yoksa liberal tayfanın ihanetine Kürt ulusalcılığına kuyrukçuluk yaparak ve doğrudan veya dolaylı olarak katılmış olmak mı?

Yorumum, ''liberaller için ihanet diyenler, ulusalcıları unutmasın'' seslenişin altında hala anlamama sorununun yattığıdır. O kadar uzun bir dönem kuyrukçuluk yaptılar ki, zihinleri karardı bu zevatın. Anlamıyorlar!


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.894
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 05.03.2018- 19:13
Alıntı yaparak cevapla  


''Kendi ikili dünyalarında yaşasınlar, öyle mutlu oluyorlar, ilişmeyeyim'' diyorum olmuyor. Her yazdıkları, her yaptıkları yorum her şeyden önce yorum olmuyor, çünkü yazılanları da anlamıyorlar; yazılanı anlayamayan bir zihnin çözümleme kapasitesi olabilir mi? Mümkün değil. Bu yüzden internette, özellikle Troçkist makalelerde buldukları alıntıları alıyorlar, altına üstüne bir şey yazıyorlar, ve sonuçta bir çözümlemede bulunmuş oluyorlar. Zihin bu, yöntem bu, bir de anlayamama sorununu ekleyin, işte yılardır sol sempatizanların zihnini karatmaya çalışan bataklık buradan türedi. Egolar böyle tatmin ediliyor. Tıpkı bir dönem Kürt milliyetçilerine hoş görünme adına onların siyasi aklını ve üsluplarını kullandıkları gibi...

Veda buradaki yazımın bir bölümünü almış ve altına da ''AKP ye Yardım ve yataklık etmekle bugün AKP nin izlediği politikaları desteklemek arasında her hangi bir fark varmı???
Yardım ve yataklık etme suçu ile izlenen politikaları desteklemek suçlarının hangisi sizce ağır???''



Üstteki yazıya böyle bir karşı-yanıt geliyorsa bu zihnin konuyu anladığı iddia edilebilir mi? Yine anlamamış ve yine etkin kuyrukçuluk yaptığı dönemden kalma üslupla yanıt vermiş. :)


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.894
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 08.03.2018- 13:56
Alıntı yaparak cevapla  


Geçenlerde internette Demir Küçükaydın'ın bir yazısına rastladım.   Yarım ağızla Murat Belge'ye kendisinin de karşı olduğuna değinirken arkasından '' bu ulusalcılar karşıysa o zaman Murat Belge'yi savunurum'' mealinde abuk subuk bir yorumda bulunmuş. Bu adamlarda utanma duygusu da yok. Murat Belge'ye karşı çıkanları ''ulusalcı'' olarak nitelemek, ''AKP-Ergenekon...'' ittifakı olarak göstermek nasıl bir acziyettir ve nasıl bir kararmış zihindir, anlayabilmek gerçekten zor.

Adını duymuşluğun vardır, tanımam etmem. Varsa bir kitabını da okumadım. Öyle bir yazı-yorumla karşılaştığımda bendeki ilk izlenim, bu adamın eski bir sosyalist olduğu, reel sosyalizmin çözülüşüyle şimdi bir ''özeleştiri'' verdiği, savrulduğu, demokratikleşmeyi önceliğine aldığı ve kayıtsız koşulsuz bir kuyrukçu tavrı benimsediği şeklindeydi. İnternette bir iki makale okudum hakkında, yazılanlar bu yoruma da uygundu...

Bu adamlar liberallerin bir başka versiyonu mu yoksa onlardan bir farkları yok mu?

AKP'nin devleti ele geçirmesinin sorumluluğunu taşıyanlara yönelik eleştirileri göğüslemeye çalışmak başka nasıl yorumlanabilir ki?

Hepsi oradaydılar.

Murat Belge bu yüzden yalnız değildir.

O dönemi biraz araştırın, Anayasa referandumuna boykot çekenleri biraz eşeleyin göreceksiniz: evet, hepsi oradaydılar!


Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası  »  Kitap Okumaları ve kitap tanıtımları
 »  Yanardağ'dan karşı iddianame: Liberal İhanet

Forum Ana Sayfası

 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.

Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör 'Zekeriya Öz hakkında iddianame hazırlanabilir' che21 4 1232 10.01.2014- 18:28
Konu Klasör Zaafiyet Yok Tabi, İhanet Var... Ralu 5 1091 11.10.2015- 13:35
Konu Klasör Yalçın Küçük. Kısa İhanet Tarihi spartakus 1 1424 11.09.2015- 13:38
Konu Klasör Sınıfa karşı sınıf, düzene karşı devrim! proleter 0 2293 06.01.2014- 22:50
Konu Klasör Karşı-devrime karşı devrim denizcan 1 1996 10.12.2014- 12:00

Etiketler   Yanardağdan,   karşı,   iddianame:,   Liberal,   İhanet


Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör 'Zekeriya Öz hakkında iddianame hazırlanabilir' che21 4 1232 10.01.2014- 18:28
Konu Klasör Zaafiyet Yok Tabi, İhanet Var... Ralu 5 1091 11.10.2015- 13:35
Konu Klasör Yalçın Küçük. Kısa İhanet Tarihi spartakus 1 1424 11.09.2015- 13:38
Konu Klasör Sınıfa karşı sınıf, düzene karşı devrim! proleter 0 2293 06.01.2014- 22:50
Konu Klasör Karşı-devrime karşı devrim denizcan 1 1996 10.12.2014- 12:00

Etiketler   Yanardağdan,   karşı,   iddianame:,   Liberal,   İhanet


Forum Yazılımı:   php Kolay Forum (phpKF)  ©  2007 - 2014   phpKF Ekibi



Forum Mobil RSS