Ana Sayfa  |  Yardım  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Forum Ana Sayfası  »  Şiir,Öykü ve Denemeleriniz
 »  Victoria; bir romanın duyumsattıkları

Yeni Başlık  Cevap Yaz
Toplam 4 Sayfa:   «ilk   <   1   2   3   [4] 
Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.417
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 09.04.2018- 10:42
Alıntı yaparak cevapla  


 Alıntı Çizelgesi: melnur yazmış



Hayatın anlamı...




Face'te gördüm, uzun bir yazının kısa bir bölümü. Meral Okay yazmış, yitirdiği eşi Yaman Okay için...

''Aşk kendinden vazgeçme halidir, kendi benliğini ezmeden 'biz' olabilme halidir...İnsan egosu denetlenmesi en güç şeydir. Bunu ancak aşk becerebilir, sadece aşk ile üstünden atlayabilirsiniz...''

Doğru kuşkusuz ama bu ülkede aşk'ın yaşanması konusunda aşılması epey zor olan engeller olduğu da bir gerçek ve işin trajik boyutu bu engellerin daha çok kendimiz tarafından yaratıldığıdır.

İşte Victoria!
Ve işte bomboş sayfalarla dolu bir yaşam!


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.417
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 17.05.2018- 00:10
Alıntı yaparak cevapla  


 Alıntı Çizelgesi: melnur yazmış

Yılmaz Erdoğan'ın Ekşi Elmalar'da söylediği gibi '' Şimdi'den başka bir zaman yok.''

Yoktu.

Bilemedik.




Filmin sonuna yetişebildim; Kanal 8'de. Ekşi Elmalar ve '' şimdi'den başka bir zaman yok ''repliği...

Bazen öyle oluyor; bir romanda, bir şiirde, bir tiyatro oyunu veya bir   film sahnesinde karşınıza çıkıveriyor; öylesine, sıradan bir söz öbeği sanki... Ve sanki, dünyalar taşıyor içinde!


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.417
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 28.05.2018- 09:16
Alıntı yaparak cevapla  


Şiir Serçin Kayı'nın. Önce face'te rastladım; sonra nette aradım şairinin kim olduğunu. ''Kim bilir neler yaşamıştır'' diye geçirdim içimden, bu sözleri yazan için. Aklımdan geçenler yanındayken, yakınındayken, bir el mesafesinde bulunuyorken sanki yanında, yakınında değilmiş gibi davranmış ve dokunmak için elini uzatmanın yeterli olacağını belki de aklına hiç getirmemiştir. Hani çoğu zaman hep sonradan gelir ya aklımız başımıza... Müziğin sesini de sadece sonradan duyabilmiştir. Öncesizliği   anlatabilmenin başka da bir yolu yok ki! İlle de yaşanacak; ille de o farkındalık hep sonradan gerçekleşecek, iş işten geçmişken... Yazarın ''kaybettikten sonra bulduğumuz şey, nedir o bil, nedir o bil?'' diye dertlenerek sorarken...

Ölümün saati yok

Resim Ekleme


Yanınızdaki kişiye değer verin.
Kırmayın onu.
Durup durup sevdiğinizi söyleyin.
Özel hissettirin.

En ufak bir şeyde bitti demeyin, ağlatmayın, üzmeyin.
Neden mi?
Çünkü ölümün saati yok.

Belki son sarılmanızdır, belki son görüşünüzdür.
Belki saatler sonra ona değil de artık toprağına dokunacaksınız.
O değil de toprağını öpeceksiniz.
Belki ettiğiniz kavgalara bile pişman olacaksınız.
Keşke yanımda olsa da sarılsam diyeceksiniz.

Sevdiklerinizin değerini kaybettikten sonra değil, şu an bilin.
Toprak aldığında geri vermez, çünkü ölümün saati yok..

Serçin Kayı



__________________

Bu ileti en son melnur tarafından 28.05.2018- 09:16 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.

Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.417
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 25.06.2018- 20:02
Alıntı yaparak cevapla  


Evet, ölümün zamanı yoktu ve zaman akıp geçerken hayat da sadece yaşandığı kadar olanla sınırlı olmamalıydı.

Ne yaşıyorsak oydu, hayat!
Neyi göze alabiliyorsak o kadardı!

Ne ki, yazar ''yüreğinin götürdüğü yere git'' derken yaşanılacak hayatın önüne hiçbir engel koyma demek istememiş miydi? İnsan hayatı bomboş sayfalardan ibaret olmamalıydı. Sadece bir kez geldiğimiz ve ölümden sonra da bir başka hayatımızın olmadığı bir gerçeklik yeterince ürkütücü değil miydi?

Ne yaşıyorsak o olmamalıydı, hayat!
Hayat göze alabildiklerimizin ötesinde bir anlama sahipti!

Az, biraz cesaret!



Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.417
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 17.08.2018- 11:12
Alıntı yaparak cevapla  


Gök gürültülü, kirli, kasvetli bir Ağustos sabahı. Yağmur çişeliyor hafiften.   Tek tük arabalar geçiyor evin hemen önündeki sahil yolundan. İnstegramda bir söz ilgimi çekiyor. Önder Göksel imzalı ve ''aşk kırılsan da, kızsan da gün gelip yine ona sarılabilmektir...'' diyor. Doğru mu; ilk bakışta doğru olabilmesi geçiyor insanın içinden. Umut ediyor. Ama biraz düşünüldüğünde gerçeğin hiç de öyle olmadığı anlaşılıyor. İdeal olandı, öyle olması umut edilendi ama öyle değildi ve yaşananlarla, hayatın gerçekliğiyle ilgisizdi; yaşanılan gerçeklik farklıydı!

Yaşanmış bir ilişkide kırılganlıkların ve kızgınlıkların nedenleri bertaraf edilmeden hiçbir şey olmamış gibi ona sarılabilmeyi ummak çok hayalperest ve bireysel hayatımızda karşılığı olmayan bir düşünce, bir eylemdir. Tarihsel süreçte ve toplumsal dinamiklerin etkisinde biçimlenen kişiliğimizin böyle bir eylemin gerçekleşmesine izin verebilecek bir yapıda olmaması da ayrı bir sorun. Görünürdeki bireysel ıssızlığımızın, bireysel gerçekliğin ve durmadan patlayan fırtınaların hep içte yaşanıyor olmasının nedeni de bu.

Üstelik Victoria da ölmüşken...

Sağlığında hemen her şeyi, her çeşit duyguyu sadece içte yaşamışken ve artık sevdiğine hiç de sarılma ihtimali kalmamışken...

Ya da Otto için söylenecekse, yaşamında attığı ve atmadığı her adım onu Victoria'dan uzaklaştırmışken ve sonrasında da Victoria'yı sonsuza değin kaybetmişken..

...kime ve nasıl dönülebilirdi ve sarılmak mümkün olabilir miydi?!

Hayatın mutlak gerçekliği karşısında bu kadar çaresizken yapılabilecek ne olabilirdi, bilmiyorum ama, hayat durmadan ileri akıyordu.   Hayatı geriye döndürebilmek de asla mümkün değildi. İki insanın birbirlerini bulmasının onca zorluklar ve olanaksızlıklarla dolu   olması, böyle bir dünyada yaşıyor olmamız, birbirimizi bulur gibi olduğumuzda ise anlamsız bir gurur ve ego çatışmalarıyla o sevgiyi, dostluğu, arkadaşlığı artık adını nasıl koyarsanız koyun, o duygu anlarının yaşanmasının önüne kendimizce engeller çıkarmamız anlaşılmaz bir şeydi ve böyle olduğu için de hemen her şeyi sadece içimizde yaşıyor ve yaşatıyor olurduk; bir başına ve umarsızca!

Hem sonra Cahit Sıtkı Tarancı'nın o dizeleri de umutsuzluk ve karamsarlığı durmadan çoğaltırdı:

''ne yardan geçilir, ne serden,
korkuyorum bu gecelerden
bel bağladığım tepelerden
gün doğmayabilir bir daha...''

Yağmur şiddetini iyiden iyiye arttırdı. Gökyüzüyle aynı rengi almış, grileşmiş deniz de kıyıdaki kayalara çarparak köpürüyor ve geri çekiliyor. Sonrasında bir daha, bir daha...

Dinliyorum.

Evet, sadece dinliyorum artık; görüntüler ise epeydir seçilemez bir halde ve   o görüntüleri sararıp soldukları yerde artık gerçekten seçemez oldum. Bu yüzden dinlemeye çalışıyorum. Unutmamak istiyorum çünkü.   Elimden bu kadarı geliyor! Ama ne korkunç; o sesler de giderek duyulmaz bir hale geliyor.

Bir kez daha: Victoria geri dön!


( Belki gereksiz bir son söz; Türkiye bir gericilik sarmalının etkisinde karanlık bir tünele girmişken bu küçük burjuva duyarlıklarıyla günü ve zamanı öldürmek, geçiştirmek ne kadar doğru şeklinde bir yorum yapılabilir. Elbette, katılmamak mümkün de değil ama, şu da bir gerçek, ne olursa olsun, toplumsal ve siyasal alanda ne yaşanıyorsa yaşansın, hayatın her şeye rağmen birey için tek bir kişilik anlam ifade ettiği gerçeği de yadsınamaz.Çoğumuz ya toplumsal yaşamlardan uzakta, ilgisiz,   belli bir bireyselliği yaşarken, bir kısmımızın da sanki bireysel bir yaşantımız yokmuş gibi davranması bana pek doğru gelmiyor, acıtıcı geliyor ve hüzün verici. İkisinin biraradalığı en doğru olandı kuşkusuz, ideal olan buydu ama o da bu toplumda ve tarihsel koşulların biçimlediği insan yanımızda pek de mümkün olmuyordu. Belki başka   koşullarda, başka hayatlarda bu sorunun üstesinden gelecektik ama, şimdinin gerçekliği ne yazık bu! Üstteki duygulanımlar bu perspektiften okunduğunda sanırım daha iyi anlaşılabilecektir.)



__________________

Bu ileti en son melnur tarafından 17.08.2018- 11:13 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.

Yeni Başlık  Cevap Yaz
Toplam 4 Sayfa:   «ilk   <   1   2   3   [4] 



Forum Ana Sayfası  »  Şiir,Öykü ve Denemeleriniz
 »  Victoria; bir romanın duyumsattıkları

Forum Ana Sayfası

 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.

Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Benzer konu yok

Etiketler   Victoria;,   bir,   romanın,   duyumsattıkları


Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Benzer konu yok

Etiketler   Victoria;,   bir,   romanın,   duyumsattıkları


Forum Yazılımı:   php Kolay Forum (phpKF)  ©  2007 - 2014   phpKF Ekibi



Forum Mobil RSS