Ana Sayfa  |  Yardım  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Forum Ana Sayfası  »  Ustalardan Seçkiler
 »  Sait Faik, yazmasam deli olacaktım

Yeni Başlık  Cevap Yaz
Sait Faik, yazmasam deli olacaktım           (gösterim sayısı: 1.728)
Yazan Konu içeriği

boşluk

denizcan
[devrimci]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 24.12.2013
İleti Sayısı: 2.472
Şehir: Trabzon
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Konu Tarihi: 02.05.2015- 16:01
Alıntı yaparak cevapla  


Yazmasam deli olacaktım- B. Sadık Albayrak


“Yazmasam deli olacaktım”; Sait Faik’in bu sözünü hepimiz biliriz de, hangi öyküsünde, neyi anlatmak için yazdığını çoğumuz bilmeyiz. Bağlamından kopartılmış bu söz pek hoşumuza gider. Bir yazarın işi yazmak olduğuna göre, yazmasa deli olması, işini tutkuyla yapan bir yazar için en olağan söz olsa gerektir deyip geçeriz. Bana öyle geliyor ki “yazmasam deli olacaktım” sözü bir yazarlık tavrının açıklayıcısıdır. Öyle herhangi bir yazıcının değil, insanı iyi ve kötü yanlarıyla bilen, iyiye doğru yol almasından sevinç duyan, kötüye saplandıkça derin bir üzüntüye kapılan, iyiliğin ve güzelliğin toplumsal ilişkiler içinde doğduğunu ve geliştiğini bildiği için, her yazdığında bu ilişkilerin iyiliği ve güzelliği geliştirecek yönde değişmesi gerektiğini vurgulayan bir yazarın yazarlık tutumunun anlatımıdır.

Yazı yazmak hırsı

Sait Faik’in bu tümcesi, “Haritada Bir Nokta” öyküsünün son tümcesidir. Öykünün son bölümcesi, şöyledir: “Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.” (Sait Faik, Son Kuşlar, s. 51, Varlık Yayınları, 1956, İstanbul)

Sait Faik, “Haritada Bir Nokta” arıyordu; herkesin birbirine sevgi ve saygı duyduğu, kardeşçe, arkadaşça, dostça ilişkiler içinde yaşadığı, yardımlaşma ve dayanışmanın yaşamın olağan niteliği olduğu bir ada düşü kuruyordu. Bu adada yazar, namuslu insanlar arasında yaşamanın dinginliğiyle yazı yazmaya bile gerek duymayacaktı. “Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi?” Demek ki, Sait Faik’in yaşadığı toplumda, yazı yazmak, öteki insanlardan ayrıcalık ve üstünlük kazanmak için girişilen hırs dolu bir etkinlikti. Öykünün ortalarında bunun açıklamasını buluruz: “Aklıma ara sıra esen yazı yazmak arzusunu, arzusunu değil kötü huyunu, bu tek kötü huyu muvafakiyetler, şöhretler düşünmeden, ‘Düşünürsem Allah canımı alsın!’ düşüncesile yeniden bulabilirsem kalemsiz kâğıtsız dağlara fırlayacak, balığa çıkacaktım.” (s. 49) Yazar için insanların kardeşçe yaşamayı becerdikleri bu ütopya adasında artık yazı yazmak gereksizdir. Hiçbir ayrıcalık düşünmeden, en insani itkilerle bile olsa, yazarak, yaşamın sıradan ve olağan akışının dışına çıkmak ona doğru bir iş olarak görünmez. Öykünün sonunda, yazara, “yazmasam deli olacaktım” dedirten gerçek, bu kararın yıkılışıyla daha da sarsıcı olmaktadır. Ne olmuştur da, yazı yazma isteğine “kötü huy” diyecek ölçüde, ondan uzaklaşmaya karar veren yazar, “yazmasam deli olacaktım” demiştir?

Yazarın düşledikleriyle gerçek arasındaki uçurumu ortaya koymak için yazıdan başka aracı yoktur. Düşlediklerini gerçeğe dönüştürmek için de yazı bir gereklilik olarak karşımıza çıkar. İnsanı iyi ve doğruya yöneltmek için eğitim işe yarıyorsa, yazısız bir eğitim olamayacağına göre, yazarın ve yazının insanın toplumsal niteliğinin temel geliştiricileri olduğu söylenebilir.

Sait Faik’in dostluk ve dayanışma adası

Sait Faik’in benöyküsel anlatımla yazdığı öyküdeki yazarın ondan başkası olduğunu hiç düşünmeyiz. Öyküyü onun yaşama ve yazarlığa ilişkin görüşlerinin bir açıklaması olarak okuruz. Yaşamının olgunluk çağında bu adaya inmişti, biran ütopyasını bulduğunu düşünmüştü. Adalılardan biri gibi yaşayamasa da onların arasına karışmıştı. Arkasından dedikodular eksik olmuyordu. Yoksul ve namuslu insanların adasında, düşünü kurduğu kardeşçe ilişkilerin yaşanmadığının belirtilerine bir süre görmezden gelerek direndi. Yazmayı bırakıp onların arasında sıradan bir yaşam sürdürmeyi denedi.

Öykünün başında haritadaki adada bulmayı düşlediklerini şöyle betimler: “Haritada ada görmiyeyim. İçimde dostluklar, sevgiler, bir karıncalanmadır başlayıverir. Hemen gözlerimin içine bakan bir köpek, hemen az konuşan, hareketleri ağır, elleri çabuk, abalar giyinmiş bir balıkçı, yırtık bir muşamba kokusule beraber küpeşte tahtaları kararmış, boyası atmış, ağır ve kaba bir sandal, sandalın peşini bırkmayan bir kuş, ağ, balık, pul, sahilde harikulade güzel çocuklar, namuslu kulübeler, kırlangıç ve dülger balığı haşlaması, kereviz kokusu, buğusu tüten kara bir tencere, ufukları dar sisli bir deniz…” (s. 46) Bu düşsel ada, tam bir ütopya adasıdır. Haritadaki noktadan yazarın imgeleminde yaşamın bütün zenginliğiyle yaşandığı bir yere doğru büyür, gelişir, yazarın yaşam felsefesinin ışıklarıyla canlanır.

Sait Faik şöyle devam eder: “Orada, dört tarafı su ile çevrili yerde insanların büyük, sağlam dostluklar, sağlam adaleler, namuslu günler ve gecelerle birbirlerine sokulmalarını, yardımlaşmalarını buyuran rüzgârlar, fırtınalar, deniz canavarları, kayaları günlerce, haftalarca döğen dalgalarla ancak tabiatın buyurduğu şekilde yaşanabileceğini, sıkı ve sağlam adalelerin çelimsizlere yardım için, keskin aklın daha kör, daha mülayim, daha gürültüsüz ve yavaş akla, hatta akılsıza arkadaşlık için verildiğini, çorbanın çorbasızlarla taksim edilmek için mis gibi koktuğunu öğreten, belki de öğretmeden öyle iyi, öyle mübarek anadan doğulduğunu hayal ettiren bir düşünce ile haritalardaki maviliğin ortasında, kocaman kıtaların kenarındaki büyük denizlerin bir tarafına kondurulmuş adalara bakar kurar dururdum” (s. 46-47) Sonunda, düşlediklerini yaşayabileceğini umduğu bir adaya çıkmıştır.

Pay meselesi

Yazarın düşledikleriyle gerçek arasındaki uçurumu ortaya koymak için yazıdan başka aracı yoktur. Düşlediklerini gerçeğe dönüştürmek için de yazı bir gereklilik olarak karşımıza çıkar. İnsanı iyi ve doğruya yöneltmek için eğitim işe yarıyorsa, yazısız bir eğitim olamayacağına göre, yazarın ve yazının insanın toplumsal niteliğinin temel geliştiricileri olduğu söylenebilir. Sait Faik, düşlerini insanların analarından iyi ve doğru doğabilecekleri günlere doğru geliştirse de gerçekte, bunların öğretilebileceğini, eğitimle geliştirileceğini düşünür.

Haritadaki noktadan çıkarak yazarın imgeleminde canlanan ada ile, büyükşehrin insanı alçaltan birçok ilişkisi ve yaşam sahnelerine katlandıktan sonra orta yaşında çıktığı gerçek ada arasında çok az benzerlik vardır. Yazar başlangıçta bunları eksiklikler, küçük kötülükler, katlanılabilir çirkinlikler olarak görmeye çalışır. “Onların arasına seyirci sıfatile sessizce karışarak oldukça mes’ut yaşadım. Şehre bile inmiyordum.” diye yazar. Ama nereye kadar sürdürebilir bunu. “Yalnız pay meselesinde çirkin hâdiseler geçtiğini işitiyor, onu da duymamazlığa geliyordum.”

“Pay meselesi”, insanlığın ezeli ve belki de ebedi tek sorunu olabilecek paylaşım sorunu, yazarın dayanma sınırlarını yıkacaktır. Bir sabah balıktan dönen teknedeki kaptan ve tayfalar arasında geçen balıkların paylaşım sahnesine tanık olan yazar, gördüğü haksızlık karşısında, kalem kâğıda sarılacaktır. Adaya balık mevsimi olunca gelen ve teknelerde hiçbir ücret almadan, yalnızca dönüşte birkaç balık almak için çalışan adamlardan birine yapılan gaddarlık karşısında yazarın yazmaktan başka çıkış yolu yoktur. Balıklar tayfalar arasında paylaşılmaktadır. “Üçer tane alanlar oldu. Dışardan gelen bir tane versinler diye bekledi. Yüzünde tatlı bir gülümseme ve çalışmaktan doğabilmiş hafif bir kırmızılık vardı. Bu kırmızılık pay dağıtan adamın elinde tek balık kalıncaya kadar adamın yanağında durdu. Sonra birdenbire uçtu. Yüzündeki gülümseme önce tehlikeli bir halde dondu. Sandım ki böyle, bütün ömrünce böyle donuk bir tebessümle kalıverecek adam.” (s. 50) Yalnızca balık vermemekle kalmazlar, adama bir de hakaret ederler. Balıkçı kahvesinden duruma karşı tepki gösteren birini de azarlarlar. Bu sahneyi izleyen yazar, iyi yürekli olduğunu umduğu tayfaların tepki göstermesini, durumu düzeltmesini bekler. Tam tersine, onlar da dışardan gelen adama bir balığı çok görmüşlerdir.

Okumasam deli olacaktım

Bu sahne yazarın düşlerini yerle bir eder. Yardımlaşma, paylaşma, kardeşlik hiçbirinden eser kalmadığını görmüştür. Adam, gözüken vapura doğru, “küçük adımlarla bir şarlo gibi seğirterek” uzaklaşırken yazar kâğıt kalem almaya koşar.

“Yazmasam deli olacaktım” tümcesi bu sahneden doğmuştur. Yazarın toplumsal bir haksızlık karşısında, bunu açıklama, tepkisini gösterme gücünün yoğunluğunu, derinliğini anlatır. Edebiyatımızın Sait Faik türünden büyük yaratıcıları, insanın haksızlıklar, çirkinlikler, kötülükler karşısında ezilmesinin kader olmadığını, bunun değişebileceğini göstermek için yazmışlardır. Belki de en büyük korkuları bunu yazamamak, insanlara gösterememekti.

Bugünlerde, Sait Faik’in adasına giderken, yanınızda “Haritada Bir Nokta” öyküsünü de götürün. “Pay meselesi”nin hiç olmadığı kadar toplumu ve insanı çürüttüğü bu koşullarda, “yazmasam deli olacaktım” diyen yazarlara o kadar çok ihtiyacımız var ki. “Okumasam deli olacaktım” diyen insanlara onlardan da çok ihtiyacımız var. İnsani bir toplumu kuracak bilinç ve kararlılığa her şeyden önce okur yazarlık kapısından girilir çünkü.


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.435
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 07.11.2017- 17:04
Alıntı yaparak cevapla  


Sait Faik'i severim. Bana göre Sabahattin Ali ile birlikte Türk hikayeciliğinin en önemli iki ustasından biridir. Canım öyle ister, tekrar tekrar okuduğum olur. Özellikle altını çizdiğim paragraflar...Nerede, ne zaman altı çizilmiş satırlar bunlar? '' Yalnızlık dünyayı doldurmuş'' diye başlıyor biri. Bir başkası ''Panço ne zaman dönmüş Alemdağ'ından...' diyor veya ''Omonya meyhanelerinde akşam oluyor...'' Ama nedense ve ille ''seni düşünüyorum'' demesi. ''Pançho'' diye seslenmesi. Öyle. Özellikle son hikayelerinde bir gerçeküstücülük vardır ve Pançho hiç umulmadık anlarda birdenbire çıkıverir karşımıza. Sait Faik yalnızdır ama dert de etmez ( yoksa eder mi?);   ona göre bütün insanlar yalnızdır; ''yaldızlı karyolalarda çift yatanlar bile tek''tir.

Severim Sait Faik'i; O'nda, anlattıklarında, kendimden çok şey bulduğumdan belki de...

Belki de...

Uzatmayayım, pek çok hikayesi bir başkadır benim için ama, Sarnıç da bir başkadır. Hatta ve nedense SARNIÇ'ın son paragrafı:

'' Şimdi uzun boylu, ipince bir İstanbul kızını boş bir odadan, yağan kara bakarak, hatırlıyor; kimseye anlatmayacağım, gizli, egoist bir hayatı yeniden yaşayarak saç sobaya bir-iki odun daha atıyor, kurumuş hatıralar sarnıcına gizli, bilinmez bir membadan akan şarıl şarıl su sesleri duyuyorum. Bu son hatıralarla sonuna kadar idareye çalışıyorum.''




__________________

Bu ileti en son melnur tarafından 12.11.2017- 20:12 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.

Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.435
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 18.11.2018- 02:37
Alıntı yaparak cevapla  


112’nci yaşında Sait Faik’in dünyasına bakış

İyi bir Sait Faik okuyucusu olup da insana, hayvana, doğaya zarar vermek; yaşanılan anın ne kadar özel olduğunu hissetmemek mümkün olmaktan çıkar.

Rojda Bakan


Türk Edebiyatı’nda çağdaş hikâyeciliğin kilometre taşlarından Sait Faik Abasıyanık’ı, 112. yaş günü vesilesiyle, onu daha yakından tanıyacağımız bir yazıyla analım istedik. Kuşkusuz bu yazının Sait Faik’i anlatmak için kısıtlı olacağı aşikâr. Nitekim Sait Faik, derya deniz. Bu nedenle, bu anma yazısında yalnızca hikâye değil, şiir ve roman yazarı da olan Sait Faik’in kişiliğini, şairliğini, hikâyeciliğini ve hikâyelerinde öne çıkan unsurları yakından incelemeye çalışacağız.

(...)

SAİT FAİK’İN ŞAİRLİĞİ, HİK YECİLİĞİ VE ROMANCILIĞI

Pek çok yazarın yazma süreci okurları için merak konusudur. Nasıl gözlem yaptıklarını ve olaylara-olgulara nasıl yaklaştıklarını öğrenmek, belki de onlar gibi yazabilmek isteriz. Bu başlıkta da yazarın temel motivasyonlarının ne olduğunu anlamaya çalışıp çoğunlukla hikâyeciliği ile tanınsa da şair ve romancı yönüne de değineceğiz. Çağdaş hikâyeciliğe büyük katkısı olan Sait Faik’in eserlerinde yaşadığı dönemden çokça izler var. Her yazarda vardır kuşkusuz ama ondaki gözlem gücü, dönemin sosyal hayatına da ayna olmuş. Evet iyi bir gözlemci Sait Faik; öyle ki hikayelerini okurken şaşıp kalmamak, nasıl olmuş da okuruna böylesine dokunarak yazmış diye düşünmemek mümkün değil bana kalırsa.

Eserlerinde anlattığı Burgazada yaşamının, İstanbul’un, esnafın, balıkçının adeta fotoğrafını çeker bizlere. Fotoğraf derken yalnızca görüntüden bahsetmiyorum, insanların iç dünyasını görebilmiş, bizlere de göstermiştir. Onun hikâyelerinde Ali, Ahmet, Hikmet isimlerine de rastlayabiliriz, Konstantin, Hrant isimlerine de. Yoksul insanları sevmiş, eserlerinde onların yaşamına yer vermiştir. Bazı eserlerinde toplumsal sorunlara değinmiş olsa da çoğunlukla bireyin toplum içerisindeki sorunlarını; üzüntülerini, sevinçlerini, korkularını ele almıştır. “Yazarın anlık heyecanlarını yansıtan izlenimci ve fovist** ressamların üslubunu anımsatan bir tarzı olduğu söylenir.” (Karahan, 2016: 277)
Öte yandan kendi özgün dilini oluştururken Andre Gide, Comte de Lautreamont, Jean Genet gibi isimlerden etkilendiği, kendisinden sonra gelen Ferit Edgü, Adalet Ağaoğlu, Demir Özlü gibi pek çok yazara da öncülük ettiği düşünülür. Faruk Duman, edebiyat dergisi Notos’ta yer alan “Sait Faik’in Düşünceleri Arasında” adlı yazısında, yazarın hikâye yazma sürecini, “Hikâye yazmak için oturduğum hiç vaki değildir. Hikâye yazmak içimden gelmeli ve sonra oturup yazmalıyım. Hikâyelerimi ekseri herkesin arasında, bir balıkçı kahvesinde ve evimde gece yarısından sonra annem uyurken yazarım” sözleriyle anlattığını aktarıyor. (Notos, Nisan-Mayıs 2014, 40)

Sait Faik’in hikâyeleri dili bakımından şiirsellik taşırken, şiirleri incelendiğinde onların da birer hikâye olma özelliği taşıdığını görüyoruz. Abidin Dino, 7 Haziran 1939 tarihinde çıkan S.E.S. Dergisi’nin ilk sayısında yazar hakkında, “Sait Faik Adalı Abasıyanık’ı tanımakla yeni bir ada keşfetmiş kadar sevinebilirsiniz, Adalı’nın adası dünyadan büyüktür, içinde her şey vardır. Gorki’nin Rus edebiyatına yaptığı hizmeti, Adalı, Türk edebiyatına yapacak. Fakir fukaralar anafordan futbol maçına girer gibi Sait Faik’le beraber kitaplarımıza girdiler, yuria!... Sait Faik için hikâyeci demek onu hapsetmek demektir. Sait Faik romancıdır, piyes muharriridir, her şeydir. Sırasıyla usta bir hokkabaz gibi piyesi ve romanı en ummadığınız yerinden çıkaracaktır. Sait Faik Adalı’ya abayı yaktık vesselam” demiştir. (Notos, Nisan-Mayıs 2014, 43)

Haldun Taner’in, ‘Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil’ eserinde Sait Faik hakkında söyledikleri, yazarı daha iyi tanımamıza ve anlamamıza yardımcı oluyor. “Sait Faik’i Sait Faik yapan, bütün o yüksündüğü özellikleriydi. Aylaklığıydı. Okul kaçkını başıboşluğuydu. Hiçbir ciddi işi ucundan tutamayan gelgeçliğiydi. Sonunda kendini olduğu gibi kabul etti. Dünya’daki, toplumdaki hikâyeci yerini, bilinçle aldı. Burgaz çalılıklarından çekti bir kızılcık dalı kopardı, kalem gibi yonttu, ucunu yaşama batırdı ve yazmaya koyuldu. Disiplinli yazarlar gibi, muntazam çalışmıyordu, yazma işine asılmıyordu. Eserekli yaradılışına uyarak, durup dinlenip, bazen sadece yaşayıp, yazmayı unutarak, yazmaktan ekmek parası beklemeyerek yazıyordu” demiştir. (Abasıyanık, 2013: 138)

(...)

SAİT FAİK ESERLERİNDE ÇALIŞMA İLİŞKİLERİ

‘Semaver’ öyküsünde, “Kızarmış ekmek kokan odada semaver ne güzel kaynardı. Ali semaveri, içinde ne ıstırap, ne grev, ne de patron olan bir fabrikaya benzetirdi. Onda yalnız koku, buhar ve sabah saadeti istihsal edilirdi” pasajıyla, fabrika çalışanı Ali üzerinden patronlara ve sömürüye eleştiri görülmektedir.

‘Semaver’ kitabındaki ‘Birtakım İnsanlar’ öyküsünde, Taksim’de karşılaştığı hamalın, “Ağabey, biz Tophane’deki sabahçı kahvelerinde yatarız. Hepimiz hamal, uşak gibi herifleriz. Ama namusumuzla yaşıyoruz. Ne yapalım? Beş on para kazanırız. Geceleri de kahveciye beş kuruş verir, köşede uyuruz. Ne yapalım? Otellere para mı dayanır? En aşağısı otuz kuruş. Otuz kuruşla iki gün geçimimiz var” demesi, zor çalışma koşulları ve alınan ücret ile ihtiyaç karşılamanın mümkün olmadığı durumlara dair düşünmeye sevk ediyor.

‘Son Kuşlar’ eserindeki ‘Dondurmacının Çırağı’ öyküsü çocuk işçileri merkezine alıyor. Bu öyküde, o çocukların on yedi saat çalışıp beş saat uyumasından hayretle bahseder. Dondurma dükkânı sahibinin yaz sezonunda yoğun çalışıp mükâfatını aldığını, geri kalan zamanlarda “yedi ay sırtüstü yattığını” ifade ediyor. Ancak çırakların durumunu, “Ama İmrozlu çırakların sabahın saat beş buçuğundan gecenin saat birine kadar çalışmalarının onlara ne mükâfat sağladığını size rakamla değil de başka bir şekilde anlatayım:

Çocukların aldığı mükâfat, her hafta papaz efendinin dükkânı tütsüleyip okuduğu dua karşılığının tam yarısıydı” cümleleriyle aktarıyor.

Sait Faik’in genellikle emekçi kesimle bir duygudaşlık içerisinde olduğu, kalburüstü memur kesiminden, tüccarlardan ve işverenlerden hoşlanmadığı, onların emekçi ve yoksullara yönelik tavırlarını eleştirdiği görülür.

https://ilerihaber.org/icerik/112nci-yasinda-sait-faikin-dunyasina-bakis-91657.html


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.435
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 19.11.2018- 01:52
Alıntı yaparak cevapla  


Uzatmayayım, pek çok hikayesi bir başkadır benim için ama, Sarnıç da bir başkadır. Hatta ve nedense SARNIÇ'ın son paragrafı:

'' Şimdi uzun boylu, ipince bir İstanbul kızını boş bir odadan, yağan kara bakarak, hatırlıyor; kimseye anlatmayacağım, gizli, egoist bir hayatı yeniden yaşayarak saç sobaya bir-iki odun daha atıyor, kurumuş hatıralar sarnıcına gizli, bilinmez bir membadan akan şarıl şarıl su sesleri duyuyorum. Bu son hatıralarla sonuna kadar idareye çalışıyorum.''
diye yazmışım.

Bak şimdi!

Gecenin bu saatinde üstelik!


Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası  »  Ustalardan Seçkiler
 »  Sait Faik, yazmasam deli olacaktım

Forum Ana Sayfası

 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.

Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Sait Faik'in ölüm yıldönümü... melnur 2 1021 11.05.2017- 23:36
Konu Klasör Bir garip Şeyh Sait tartışması: melnur 0 2250 21.11.2013- 06:58
Konu Klasör Bu Deli Gerçeği Söylüyor Asın! vurguni 0 1188 03.01.2015- 10:17
Konu Klasör Putin: Kimyasal iddiası deli saçması melnur 0 2358 31.08.2013- 15:39
Konu Klasör Deli Gaffar'dan Kemal Kılıçdaroğlu yazısı munzur 2 1844 12.06.2016- 10:42

Etiketler   Sait,   Faik,   yazmasam,   deli,   olacaktım


Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Sait Faik'in ölüm yıldönümü... melnur 2 1021 11.05.2017- 23:36
Konu Klasör Bir garip Şeyh Sait tartışması: melnur 0 2250 21.11.2013- 06:58
Konu Klasör Bu Deli Gerçeği Söylüyor Asın! vurguni 0 1188 03.01.2015- 10:17
Konu Klasör Putin: Kimyasal iddiası deli saçması melnur 0 2358 31.08.2013- 15:39
Konu Klasör Deli Gaffar'dan Kemal Kılıçdaroğlu yazısı munzur 2 1844 12.06.2016- 10:42

Etiketler   Sait,   Faik,   yazmasam,   deli,   olacaktım


Forum Yazılımı:   php Kolay Forum (phpKF)  ©  2007 - 2014   phpKF Ekibi



Forum Mobil RSS