Ana Sayfa  |  Yardım  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Forum Ana Sayfası  »  Siyasi ve İdeolojik Söyleşiler
 »  Türk ordusu AKP'ye desteğini çekmiştir

Yeni Başlık  Cevap Yaz
Türk ordusu AKP'ye desteğini çekmiştir           (gösterim sayısı: 1.535)
Yazan Konu içeriği

boşluk

ayhan
[....]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 05.12.2013
İleti Sayısı: 1.092
Şehir: Tekirdağ
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Konu Tarihi: 21.08.2015- 19:51
Alıntı yaparak cevapla  


Türk ordusu AKP'ye desteğini çekmiştir

Resim Ekleme

Yalçın Küçük Odatv'ye konuştu.

Yalçın Küçük gündemdeki gelişmeleri Odatv'den Deniz Hakan ve Okan İrtem'e değerlendirdi. Ordu'nun Yüksek Askeri Şura'yla beraber AKP çizgisinden çıktığına ilişkin görüşünü "Türk Ordusu, yüksek komutanlık, bu şurayla beraber, bana göre şüpheli olan bir iktidarın vasalı olmaktan çıkmıştır"şeklinde açıklayan Küçük, "şu anda AKP’nin iktidarının iki dayanağı kalmıştır, biri mhp, öbürü chp. Hâlâ dans ediyorlar, şu anda toplumda, Türkiye’de, Yalçın Küçük’ün MHP ve CHP’nin AKP’nin bir parçası olduğu tezi kabul gördü" ifadelerini kullandı.

İşte Deniz Hakan ve Okan İrtem'in Yalçın Küçük'le yaptığı o söyleşi:

Deniz Hakan: Hocam, yakın tarihli önemli gelişmeler var. Suruç katliamı, Türkiye’nin IŞİD karşıtı koalisyona katılmayı kabul etmek zorunda kalması, Erdoğan’ın Kürt savaşı, TSK’nın yeni komuta kademesinin belirlenmesi, koalisyon görüşmelerinin çıkmaza girmesi ve erken seçime gidilme yolunun açılması ve en son Erdoğan’ın bir anlamda “rejim değişti” açıklaması… Hepsini konuşacağız, ama sonuncusundan başlayalım mı, Erdoğan çıkıp “İster kabul edilsin, ister edilmesin, Türkiye’nin yönetim sistemi değişmiştir. Şimdi yapılması gereken bu fiili durumun hukuki çerçevesinin yeni bir Anayasa ile netleştirilmesidir,” dedi ve çok yerinde olarak da “Bu, darbedir” yorumları aldı. Sizin bir yasanız var: Devalüasyonları rejim değişikliklerinin izlediğini söylüyorsunuz. Şimdi bir devalüasyon, sizin teşhisiniz ile bir “yarı devrim”, bir de “darbe açıklaması” olarak yorumlanan bir açıklama var. Nasıl yorumluyorsunuz.

Yalçın Küçük: Bir defa, Erdoğan’ın bu sözünü epilepsiyle açıklayabiliriz. Birdenbire ortaya çıkıyor ve “l’Etat, c’est moi, ben devletim, bu değişti, haberiniz olsun,” diyor. Bir, böyle düşünebiliriz. Bir de böyle düşünmeyebiliriz, çünkü deviation’a bakmalıyız, o çocuk, küçük çocuk, Davutoğlu ne diyordu dün, “Devlet Başkanımız çok çok büyüktür, ona dokunulamaz,” diyor. Bu, ikisinin beraberce konuştukları anlamına gelir. Öte yandan, Kılıçdaroğlu ve arkasını sallayıp duran bir adam var, Haluk Koç, koalisyon istiyoruz diyip durdular, hiç öyle bir şey yok, chp’nin koalisyon istediğine dair hiçbir işaret görmedik. Chp’deki mafya gibi davrandığını söylediğimiz bu milletvekili ağalarının, chp’yi daha da akp’li yapmaktan başka bir niyetlerini görmedik. Mafya gibi diyoruz, çok acıdır, ancak herkes kabul ediyor. Bunlara geleceğiz. Bir taraf 32 gün kandırıldık diyor, ötekisi çoook, dünya kadar vakitleri varmış gibi, “Pazartesi günü konuşacağız” diyor, kimi kandırıyorlar?

Tabii bizim geliştirdiğimiz ve hatta “Yalçın Küçük Yasası” dediğimiz yasamız var. Her büyük devalüasyon, bir rejim değişikline yol açmaktadır. Geriye gitmiyorum, 1971, 1980, 1993-94, 2002 darbedirler ve devalüasyondan sonradırlar.

2015 başından beri devalüasyon yüzde 45’i buldu. 7 Haziran’a “devrim”, “a demi faite” demiştim. Yarım devrim ve çok doğru çıkmıştır. Devalüasyonlar zaman zaman devrimcidirler.

Erdoğan ise “l’Etat, c’est moi” dedi ki, “ben darbeyim” anlamındadır. 7 Haziran’dan beri, darbe mi, devrim mi henüz söyleyemiyoruz. Ancak yasamızı teyit ediyor.

7 Haziran’dan beri bir gelişme daha var, Türk Ordusu, yüksek komutanlık, Ağustos Şurası’yla beraber, bana göre şüpheli olan bir iktidarın vasalı olmaktan çıkma işaretleri vermiştir.

KEMALİZME DÖNÜŞ

D. H.: Ordu ve şura konusuna geleceğiz. Ancak, Türk ordusu için 1980’de darbeden önce, “Erbakan’ı hapse atacaklar, Erbakan’dan daha koyu bir dincilik uygulayacaklar,” diyen ve haklı çıkan siz değil misiniz? İslamizasyon’da baş aktörlerden oldu. Şimdi, Amerika, Erdoğan’la sorunu olduğu gizlemiyor, Erdoğan da yumuşamak yerine tansiyonu yükseltmeye ve başkanlıkta diretmeye devam ediyor. Orduda gördüğümüz de yalnızca, Amerika’nın tutumunun bir yansıması değil mi ya da şöyle sorayım, fazlası mümkün mü?

Y. K.: Benim Eylülist darbe öncesindeki haberim eksik anlaşılıyor. Ben orada asıl, Ordu’nun artık laisizm’den ve aynı anlamda kemalizmden toptan ayrıldığını haber vermiştim. Büyük kemalist solcularım bana “manyak” demişlerdi. Ben şimdi artık Ordu’nun kemalist olduğunu düşünenleri sevimli manyaklar olarak görüyorum.

Dünyada ciddi bir laisizm rüzgarı esiyor. Yobaz darbesi, azalmış olsalar da var olan sosyalistleri kemalist yaptı. İşimiz yüksek komutanlara da kemalizmi öğretmektir. Henüz akp ve hatta “Erdoğan Yaranı” aşamasındadır. Koptular, ancak Atatürk’ten ve kemalizmden de kopmuşlardı. Gündemde yüksek komutanların kemalizme dönmeleri var. İşimiz zordur. Ama işimizdir. Yaparız.

Devalüasyonları, bu ara, devrimci görüyorum.

Okan İrtem: Seçimden sonra akp ve peykleri bittiler demiştiniz. Aynı görüşte misiniz?

Y.K.: Evet Erdoğan bitmiştir. Düşmüştür. Ancak Bahçeli ve Kılıçdaoğlu yapay destektirler.

Her ikisi de Erdoğan’ın “erken seçim” programı için çalıştılar. Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın vale’sidir, lokantaların kapısında bekleyenleri akla getirebiliriz. Bilimsel olarak “vasal” diyoruz, senyörlerin vasalları var, küçük feodal ya da “küçük memur”, kaparlar ve istediklerini yaparlar. Türban’ı ilk önce küçük memur söylemişti, erken seçimi de 7 Haziran’dan bir hafta sonra küçük memur ifşa ettiler, “erken seçim olasılığı güçlü” dediler. Anladığımız o ki, bu küçük memur, 32 gün boyunca akp’ye, “yaa bir de koalisyon lafı yapsak” diyememiştir. Doğu Perinçek ise, artık net bir şekilde Işid ve Erdoğan’ı destekliyor. Bizim ile ve Atatürk ile ilgisi yoktur. Bittiler.

Üçü de bittiler. Bahçeli ve Kılıçdaroğlu varsa, Erdoğan, orada kalır ama bitişi mutlaktır. Ancak sağ olsun, Erdoğan intihar peşindedir.

AKAR & ERDOĞAN DÜELLOSU

D. H.: Yalçın Hocam, ordu meselesine gelirsek, yeni komuta kademesi belli oldu ve Hulusi Akar üzerinden büyük tartışma dönüyor. Büyük itirazlar, sert yazılar var. Cumhuriyetçi cepheden de var. Akar’ın çuvalcı general Petreaus’tan madalya alması, Amerikancı, NATO’cu olması başta geliyor. Elbette, Balyoz ve Casusluk davalarında askeri bilirkişi raporları yeniden gündemde ve bir de Akar’ın “paralel” ile mücadeleyi önemsemediği söyleniyor. Sizin de, yanlış hatırlamıyorsam, bu bilirkişi raporları üzerinden, 2013 Ağustos’unda yayımlanan, Necdet Özel ve Hulusi Akar’ı istifaya çağırdığınız bir yazınız var.

Y.K.: Hayır, benim istifaya çağırmamın esas nedeni Harp Akademileri’nde iftar vermeleri. Bilirkişi raporları konusunda da eleştirdim. Ama istifaya çağırmamın nedeni iftar yemeğidir.

O. İ.: Başka iddialar da var. Hükümet yanlısı basında birkaç ay öncesinde çıkan ve Hulusi Akar’ın adını geçirmeden “darbe” ihtimalinden söz eden haberler var. Bununla birlikte, kısa süre öncesine kadar Hulusi Akar’ın Kara Kuvvetleri Komutanı olmasını asıl isteyenin de Erdoğan olduğu söyleniyordu. Şu halde Akar’ın bugünkü siyasal pozisyonu için ne söylenebilir?

Y. K.: Ben, tüm bu sorularınızın arkasında şu soruyu görüyorum: Bu komuta kademesini kim tayin etti; bunu soruyorsunuz. Bu komuta kademesini bugün geçici hükümet olan akp hükümeti mi tayin etti; bunu biraz daha kaba şekilde söyleyecek olursak, Tayyip Erdoğan mı tayin etti, bunu soruyorsunuz, böyle anlıyorum. Bu soruyu sorarken de, şu anda sirküle eden birçok iddia da kafanızın arkasında oluyor. Hangisiyle başlayabiliriz, bir defa Hulusi Akar’a bilmem ne madalyasını çuval geçiren Amerikalı generalin verdiğini, bunun da çok kötü bir şey olduğunu söylediler. Ben tabii bunu anlamıyorum. Başka biri, çuval geçirmeyen biri madalya verse çok mu değişiklik olur; çok mu önemli!

İkincisi, ben de yazdım, siz de biliyorsunuz. James Jeffrey açıkça yazdı. Hüsnü Mübarek ve İlker Paşa için “Amerika’nın adamı” dedi. Raporunda “Adamınızı hapishanelerde bırakmayın” dedi. Bu daha mı yüce? Çok yakın dönemde Hürriyet Gazetesi ve Sözcü Gazetesi devamlı olarak “Necdet Özel bütün kapıları akp’ye, Erdoğan’a açtı, İlker Başbuğ tam tersini yaptı” dediler. Ben bunlara da karşı çıktım. Çünkü burada, Aydın Doğan gazetelerinde, çok açık olarak şunu görüyordum, hedefleri aslında Necdet Özel değildi, o gidiyordu, hedef Hulusi Akar’ın Genelkurmay Başkanı olmasını önlemekti.

Hulusi Akar’ın Tayyip Erdoğan’ın tercihi olarak geldiğinde hiçbir kuşkumuz yok, ama son altı ayda Tayyip Erdoğan’ın Hulusi Akar’ı indirmek istediği konusunda da hiçbir kuşkumuz yok.

D. H.: Tayyip Erdoğan’daki bu söylediğiniz değişimin işaretlerini nerede gördünüz?

Y. K.: Bir defa Hürriyet Gazetesi’nin tutumunda görüyoruz. Hürriyet Gazetesi’nin hemen ardından Doğu Perinçek de, iki ay kadar önce, bir arkadaşıyla beraber Necdet Paşa ile Hulusi Paşa’ya, “Kenan Evren gibi yargılanacaksınız” dedi. Ordu Suriye’ye girecekmiş de o yüzden demişler. Hayır efendim, bütün bunların arkasında şu vardır: Tayyip Erdoğan paralel dediği bin tane subayın emekliye sevk edilmesini ve Balyoz’dan beraat eden ama hala subay olan bir kesimin görevlendirilmesini istedi. Kavganın bir kısmı buydu. Necdet Özel ile Hulusi Akar buna karşı çıktılar.

D. H.: Peki, Erdoğan neden Balyoz davasından beraat eden subayları orduda görmek istesin?

Y. K.: Benim tahminim, şaka olarak söylemiyorum, Tayyip Erdoğan böyle sofistike, iyi düşünen bir adam değildir. Erdoğan’ın düşüncesi dardır, çok basit görebiliyor. Benim görebildiğim, Silivri’den çıkanların hepsinin muhtemelen Doğu Perinçek gibi davranacağını düşünüyor.

O. İ.: Doğu Perinçek gibi derken…

Y. K.: Stockholm Sendromu, Doğu Perinçek şimdi Erdoğan’a hayran; Erdoğan ne isterse, onu yapıyor. Bakın bakalım, Erdoğan’ın “sistem değişmiştir” konuşması ertesi günkü Aydınlık’ta var mı, görmüyor, sus pus. Bir süredir, çok ağır eleştiri almadan, Erdoğan’a karşı önemli hiçbir şey söylemiyor. Ben hapishanedeyken Doğu Perinçek’e mektupla “siz akp’li oldunuz” dedim. Ne yazık, şimdi bundan kimse kuşku duymuyor. Erdoğan herhalde Silivri’den çıkanların da öyle olacağını tahmin ediyor. Tabii Doğu Perinçek’i burada yalnızca bir model olarak kullanıyoruz. Biz şunu gayet açık olarak söyledik, Silivri’de insanlarımızın hiçbiri çökmedi, çürümedi ama çıktıktan sonra çürüdüler. Bir takım insanlar, isimlerini vermeyeceğim çünkü elimizde bir model var, o yetiyor: Doğu Perinçek. Erdoğan’ın Fethullah Gülen’e karşı savaştığını söylüyor. Ben buradaki görüşümü söyleyeyim mi; bir insanın elini öpmek istersin, ondan sonra elini öpmek için çok çeşitli bahaneler bulabilirsin. Öyledir. Doğu Perinçek akp’yi desteklemek, akp’den daha çok Erdoğan’ı desteklemek için şimdi Erdoğan’a “antiemperyalist” diyor, “millici” diyor. Böyle bir insanı bana sorarsanız, ben ne derim, “çıldırmış” derim. Siz devleti biliyor musunuz? Ne Zekeriya Öz, ne bir başkası kendi kendine hiçbirimizi tutuklayamaz, devlet başkadır. Devlet ortak kabul etmez. Bunlar, militan bir biçimde devletin adamıydı. Silivri’deyken, kendi aramızda da konuşuyorduk, Özese’nin Tayyip Erdoğan’dan gelen işaretlere göre bazen bir an evvel hapse atacak, yargılayacak, karar verecek gibi olduğunu, bir an sonra da vazgeçtiğini konuşuyorduk.

PARALELLE MÜCADELE DİYENLER ERDOĞAN’IN ELİNİ ÖPMEK İSTİYORLAR

D. H.:
‘Paralel’ ile mücadele başlığını bu nedenle çok önemsemiyorsunuz, öyle mi?

Y. K.: Paralel ile mücadeleyi hiç önemsemiyorum. Ben Hulusi Akar’ın Fethullahçı olduğu iddialarını da hiç önemsemiyorum. Türk ordusunda albayın ötesinde hiç kimse Fethullahçı olmaz. Başka sorunları var mı, çok var, ayrı. Nedir Fethullah dedikleri; hayır, bir tarikat değil, tarikat nasıl olur, bir camisi olur, Gülen’in camisi yok; tarikatın ayini olur, Gülen’in ayini de yok; tarikatın ritüeli olur, Fethullah’da ritüel de yok. Hiçbir şeyi yok. Şimdi ‘paralel’ dedikleri, eski masonik örgütler gibi bir örgüttür. Ayrıca bunları çok açık olarak söylediler, Ali Fuat Yılmazer de söyledi. “Biz” dediler, “ne iş yaparsak hem Cumhurbaşkanı’na, hem de Tayyip Bey’e sorduk” dediler. Bu doğrudur, nereden biliyoruz, biliyoruz çünkü devlette başka türlü olmaz, bunun aksini söyleyenler devleti bilmiyorlar, cahiller.

O. İ.: Ama paraleli önemseyenler içerisinde yüksek rütbeli, önemli görevlerde bulunmuş paşalar var. Bunlar devlet adamı olarak bunları söylüyorlar. Yanlış mı düşünüyorlar?

Y. K.: Kim, bana bir isim verebilir misiniz?

O. İ.: Örneğin İlker Başbuğ…

Y. K.: Siz ne diyorsunuz, İlker Başbuğ, Genelkurmay Başkanlığı yapmış İlker Başbuğ daha hapisteyken, “Beni Tayyip Erdoğan hapsetmedi” dedi. Çocukça bir laf, iki defa bunu söyledi. Ne söylediğini de anlamıyorum. Bazen Gül’ü ima etti, bazen başkalarını ima etti. Şimdi İlker Başbuğ dostumu tenzih ediyorum, bunu söyleyenlerin hepsi, Tayyip Erdoğan’ın elini öpmek isteyenlerdir. Öyle şey olmaz. Ben de hiç önemsemem, önemsemek çocukçadır. Devlet devlettir.

Fethullah Gülen’i çok abartmamak lazım, ‘paralel’ ismini taktıkları, bir devlet örgütüdür. Nereden çıkarıyoruz, bazı savcılar Fethullah Gülen’i tutuklamak istediler, saklandı. Nerede saklandı, Turgut Özal oradayken Çankaya Köşkü’ndeydi, orada saklandı. Peki, İç Asya’daki ilişkilerini, oradaki devlet adamlarıyla ilişkilerini kim kurdu, Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı iken kart verdi, öyle oldu. Sonra, bunu da açıkça söyleyelim, Kemal Kılıçdaroğlu diye birisi var, tanıyorsunuz değil mi?

O. İ.: Duyduk Hocam.

Y. K.: Duydunuz, güzel. Kılıçdaroğlu Bülent Ecevit’in partisinden Ankara milletvekili adayı oldu. “Bana dördüncü sırayı veriyorsunuz, ben kabul etmem” dedi ayrıldı; ama dördüncü sıradaki de kazandı, beşinci sıradaki de...

D. H.: Fethullah Gülen’in gönderdiğini düşündüğünüzü söylemiştiniz.

Y. K.: Tabii efendim, çok açık olarak, Deniz Baykal’a da Gülen’in gönderdiğinden hiçbir kuşkum yok. Artık Kemal Kılıçdaroğlu’nun Fethullahi olduğu konusunda hiç kimsenin kuşkusu yok. Bir de “yedi kocalı hürmüz” sözüm var, biliniyor. Sizin de Karşı Gazetesi’nde beraber çalıştığınız Eren Erdem, o çocuktan milletvekili olur mu; o çocuğu Fethullah koydu oraya, herkes öyle diyor. O çocuk Aydınlık’ta yazarken yazıları gelirdi, Kur’an okumuş albaylar vardı, “Bu çocuk Kur’an bilmiyor” derlerdi. Daha geleceğiz onlara.

Ama esas sorunuzu ve sorumuzu gözden uzak tutmayalım.

İki defa Necdet Paşa çok iyi oynadı, tabii tırnak içinde. İki defa uzaklaştı. Odatv’ye, iki Barışlar’a yazı gönderenler de devleti bilmiyorlar. Devleti bilmeden bu işler olmaz. Ne demek devleti bilmiyorsunuz, bir Genelkurmay Başkanı prostat oldum diye ilan etmez, prostat çok basit bir şeydir, kimse duymaz, bir gün yatar, evinden çıkmaz. Bunu ilan etti, orada başka bir hal var. Ne oldu ilan edince, bir emrivaki yaptı ve Hulusi Paşa’yı Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna oturttu.


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

ayhan
[....]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 05.12.2013
İleti Sayısı: 1.092
Şehir: Tekirdağ
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 21.08.2015- 19:53
Alıntı yaparak cevapla  


YAŞ’TA HULUSİ AKAR DAYATMASI

O. İ.
: Necdet Özel’in erken emekli olacağı haberlerini ve devir teslimi erkene almasını da bir emrivaki olarak mı görüyorsunuz?

Y. K.: Erken emekli olacağım ne demek, bunun anlamını biliyor musunuz? Erken emekli olamazsın, 30 Ağustos’tan önce erken emekli olursan maaşını alamazsın. Senin süren 30 Ağustos’ta bitiyor, kimi kandırıyorsun? Ha, ama onu söylüyor, “ben erken gideceğim” diyor. Daha da önemlisi, mümkün değildir o, şöyle denir, “30 Ağustos itibariyle emekli” olmuştur. Rapor alırsın, bir şeyler yaparsın ama erken emekli olmazsın, o öyledir. Herkes de 30 Ağustos itibariyle gelir, başka türlü gelmez, devam ediyoruz.

D. H.:
Radikal’de de bir emekli binbaşı “Akar’ı Özel nezaket içinde saraya dayattı” yorumunu yaptı.

Y. K.: Bakın Hanımefendi, o kimdir, onu bilmem. Necdet Paşa gitti, oturdu böyle, uzun bir adam vardı, o da bir katip gibi, Necdet Paşa “imzalayacak mısın, imzalamayacak mısın”, dedi. Gazetelerde fotoğrafları var, açıp baksınlar. Necdet Paşa imzalattı, karşısındaki “gık” diyemedi. Burada neye bakacaksınız, sadece Hulusi Akar’a değil. Ha Hulusi Akar Amerikancıymış, Engin Aydın mı, Aydın Engin mi, öyle bir çocuk var, Cumhuriyet Gazetesi’nde mi, neredeyse… Biliyor musunuz onun 1968’deki görevini, ne iş yaptığını…

Devekuşu Kabare diye bir şey oynardı, o zaman aydınlar vardı, insanlar Devekuşu Kabare’nin girişinde olurdu. Aydın Engin de onları güldürürdü, nasıl güldürürdü; “Reşit Paşa yabancıların adamıdır, ajanıdır”, bilmem ne, derdi. “Reşit Paşa emperyalizmin adamıdır”, derdi. Yalçın Küçük de “Reşit Paşa büyük adamdır” derdi. Ne yapacaktı yani, Tanzimat’ı yapacaktı da kime dayanacaktı, ordusu mu vardı, neye güvenecekti? Diyenler de ne diyor, “Bir tür anayasa yap” diyor, “Şu gayrimüslimleri de medeni haklarını verin” diyor, Reşit Paşa da yapıyor. Yalçın Küçük’ün lafı vardır, “Reşit Paşa büyük paşadır.” Bir de Reşat Kaynar öyle söylerdi, beni de buldu, o da bir profesördü, çok hoş bir adamdı, telefonda “Bir sen Tanzimat’ı övüyorsun, bir de ben”, dedi. Burada söylemek istediğim nokta şudur, Amerika şu anda ne yapıyor, Amerika Işid ile savaşıyor, savaşmak zorunda, başka, Türkiye’ye ne diyor, “Işid ile savaş” diyor, başka, “Işid’ci olma” diyor, başka, “Erdoğan başkan olmasın” diyor, Hulusi Akar da buna uyuyorsa uysun, sonrası başka tartışmadır. Yoksa siz Işid’i mi savunuyorsunuz, çok açık, bir gün bir televizyon kanalında bir büyükelçi vardı, Paris büyükelçisi, Onur Öymen vardı, ben o gün çok şaşırdım, onlar da çok şaşırdı, Doğu Perinçek’in yeğeni vardı, “Amerika Işid’e ateş ederken benim kalbime ateş ediyor”, dedi, öyle demedi, ama söylediklerinden tek çıkan budur. Bakın, kayıtları vardır, izlersiniz.

Burada bunu lütfen yazın, biz böyle analizler yaparken, bazı teoremlerimiz vardır, onları değiştirmeyiz, ne zaman değiştiririz, bakarız ki teoremlerimiz işlemiyor, o zaman değiştiririz. Şu anda öyle yapmayız. Doğu Perinçek’in partisinden kim konuşuyorsa, o, Doğu Perinçek’in görüşlerini söylüyordur. Orada Yunus Beyefendi bunu söylüyorsa, Doğu Perinçek konuşuyordur, çok açıktır bu. Zaten Doğu Perinçek de bunu çok aşikar hale getirdi, kendisine aykırı şekilde konuşanları da çok ağır bir biçimde azarlıyor, “gidin” diyor, “benim söylediklerimi duvara yapıştırın, öpün” diyor. Bunlar gizli değil. Şimdi devam ediyoruz.

Neye bakacaksınız, Marx’tan ve David Ricardo’dan biliyoruz, deviation’lara bakacaksınız, biz hep deviation’a bakarız. Bu atamada ne oldu, Abidin Paşa, Hava Kuvvetleri Komutanı oldu.

SİLİVRİ MAHKEMELERİ YOK HÜKMÜNDEDİR

O. İ.:
Abidin Paşa’nın Hava Kuvvetleri Komutanı olmasını neden bu kadar önemsiyorsunuz?

Y. K.: Bir dakika efendim, bu deviation’dur. Abidin Paşa, bundan önce, Hulusi Akar’ın, diğerlerinin kuvvet komutanı olduğu sırada Hava Kuvvetleri Komutanı olacaktı, Tayyip Bey yapmadı. Ben o sırada hapisteydim, çok değerli cürüm arkadaşım komutanlar vardı, onlar bana söylediler, Abidin Paşa çok değerli, cumhuriyetçi, kemalisttir, dediler. Peki, şimdi ne oldu, Tayyip Erdoğan’ın getirdiği Hava Kuvvetleri Komutanı’nı çıkarttılar, Türk Ordusu’nda ender işlerden biridir. Onun yerine daha önce Tayyip Bey’in kuvvet komutanı yapmadığı, yerini aldığı adamı oraya getirdiler. Ve çok da kibar davrandılar, Akın Öztürk’ü de emekli etmediler. Bu değişiklik önemlidir.

Bu şuranın önemi şudur, bu şurada gecikmiş olsa da, Türk ordusu Silivri mahkemelerini yok saydı, hapse girmiş bir koramirali orgeneral yaptı. Yıllarca tutuklu olmuş kurmay albaylardan dört tanesini, ayrı ayrı, her kuvvetten bir kişiyi, sembolik olarak general yaptı. 50 tanesini yapmadı, benim tahminim Erdoğan 50 tane yap diye bir liste verdi, ona uymadılar. Gayet açık, hiçbir yere akp’nin istediği birisi gelmedi, iyidir kötüdür, demiyorum, Türk Ordusu kendi usulleri ile bunu yaptı, bu tamamen öyledir ve burada da, özellikle Necdet Paşa’yı kutlamak lazımdır.

LAİKLİK KAVGASI

D.H.:
Necdet Özel’e ciddi itirazlarınız da oldu.

Y.K.: Benim Necdet Paşa’ya iki yerde itirazım vardır. Bunlardan bir tanesi üniformayla Soma’da bir işçinin mezarına gitti, yatarak dua etti. Biz cumhuriyetçiyiz, bir laikiz, biz kurallara bakarız, hiçbir üniformalı insan dini rengini belli edemez. Bunu Hulusi Paşa’ya da söylüyorum, parantez açın, bu dini kuralları getiremezsiniz, biz varız burada. Üniforma ile cenaze namazına gidemezsiniz, renginizi belli edemezsiniz, biz sizden evvel bunları biliriz. Ha, cenaze namazı kılmak istiyor musunuz, o gün izin alırsınız, sivil olarak gidersiniz, bunu bu ordudan isteyeceğiz.

Burada da söylüyorum, Necdet Paşa ile Hulusi Paşa’ya “istifa edin” dedim, niye dedim, Harp Akademileri’nde iftar yaptılar; Harp Akademileri’nde iftar açamazsınız, bu ülkeyi bu hale getiremezsiniz, daha önce kimse yapmadı bunu, kuralsız olamazsınız. İkincisi de, Necdet Paşa’dan değil, o gitti artık, Hulusi Paşa’dan rica ediyorum, arz ediyorum, bunu çok yazdım, kanunsuzdur, bunu yapamazsınız, başkomutanlığı kimseye veremezsiniz, cumhurbaşkanına veremiyorsunuz başkomutanlığı, çünkü başkomutanlık Mustafa Kemal’e verildiği zaman Türkiye’de cumhurbaşkanlığı yoktu. Niye vereceksiniz, askerlik yapmamış, şunu yapmamış, bunu yapmamış bir adam; niye veriyorsunuz? O geri alınacak, biz bunu takip edeceğiz. Burada da söyleyelim, Doğan Avcıoğlu ile biz sosyalist orducuyuz. Hep de söyleriz, orduyu sosyalist yapmak değil, biz sosyalistiz, ama ordunun kurallarına göre davranmasını isteriz, bu kuralların içinde laiklik vardır, başka şeyler de vardır, bunları ayrı ayrı söyleyeceğiz. Bu kuralların içinde cumhuriyetin anayasasının uygulanması da vardır. Anayasayı uygulamak Genelkurmay’ın sorumluluğu ve görevidir. Ne demek bu, anayasaya göre, bir cumhurbaşkanının o cumhurbaşkanlığı makamının kurallarına uygun olarak o makama gelmesi gerekir. Hulusi Paşa’ya bunu da arz ediyorum. Bunun takipçisi olacağım. Tayyip Erdoğan’ın hem diploması olup olmadığını, hem yedek subaylık yapıp yapmadığını hem devlet memurluğunu engelleyici bir hastalığı olup olmadığını kontrol etmek Genelkurmay’ın sorumlulukları içindedir. Bunu çok açık olarak söylüyoruz.

Bir noktaya gelelim, biz 7 Haziran’da beraberce çok ilginç bir değerlendirme yaptık, à demi faite devrim dedik, şura da öyledir. Hayır, geri alıyorum, şöyledir: Türk Ordusu, yüksek komutanlık, bu şurayla beraber, bana göre şüpheli olan bir iktidarın vasalı olmaktan çıkmıştır, o sözünü ettiğiniz Radikal’deki binbaşı da, adını merak etmiyorum, o binbaşıya benden selam söyleyin, ne diyor, Necdet Paşa’nın kibar mı davrandığını söylüyor?


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

ayhan
[....]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 05.12.2013
İleti Sayısı: 1.092
Şehir: Tekirdağ
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 21.08.2015- 19:55
Alıntı yaparak cevapla  


AKP-CHP-MHP TEK PARTİDİR

D. H.
: “Akar’ı Özel nezaket içinde saraya dayattı” diyor.

Y. K.: O binbaşı nezaketi bilmiyor, bunun nezaketle alakası yoktur. Özel, ustalıkla, yer yer kabalıkla Akar’ı o makama getirdi. Biz ne yaptık, Yaşar Paşa Genelkurmay Başkanlığı’na gelecekti, Fethullah Gülen onun Yahudi olduğunu söyledi, ona ben karşı çıktım. İlker Paşa’da da… Gitmiş Ağlama Duvarı’na, ne yapıyorsun orada, ona yönelik iddialara da karşı çıktım. Kayınvalidesinin adının Talia olduğunu söylemedim. Niye yapıyorum bunu, çok memnun muyum onlardan, hayır, bana göre Birinci Ordu’dan Kara Kuvvetleri Komutanı’nın ve sonrasında da Genelkurmay Başkanı’nın çıkması doğru değildir. Çünkü Birinci Ordu artık protokol ordusudur. Savaşı İkinci ve Üçüncü Ordu yapıyor; böyle makamlara tecrübeli olanı getirirsiniz. Birinci Ordu’da ne yapacaksınız, oradakiler Büyük Kulüp’e giderler, neredeyse hepsi Büyük Kulüp üyesidir, gayet açık, onlara geleceğim.

Dolayısıyla 7 Haziran bir açıdan akp iktidarını ve Tayyip Erdoğan’ı paralize etmiştir, bu da, şura da, ordu açısından bunu yapmıştır. Şu anda akp’nin iktidarının iki dayanağı kalmıştır, biri mhp, öbürü chp. Hâlâ dans ediyorlar, şu anda toplumda, Türkiye’de, Yalçın Küçük’ün mhp ve chp’nin akp’nin bir parçası olduğu tezi kabul gördü. Kemal Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarının da belediye başkanlıklarını dağıttıkları da kabul gördü; bir insan bunu maddi gelirsiz yapıyorsa aptaldır. Ayrıca Şafak gibi bir kızı, Selin gibi bir kızı milletvekili yapmak… Ya birisi “al bunu” diyor, yahut da Fethullah Gülen söylüyor. Neydi o adam, Eren Erdem, adama bak, herkes şunu söylemiyor mu, Gülen’e çok bağlanmış, onun için milletvekili yapılıyor. Nereden buldun, nereden yaptın, Kemal Kılıçdaroğlu bunlar yüzünden Cumhuriyet Mahkemeleri’nde yargılanacaktır.

BUZLUKTAKİ ÇÖZÜM

O. İ.
: Son röportajımızda, “Deniz Baykal kötüdür ama Kılıçdaroğlu beterdir” dediniz ve Deniz Baykal’ı chp genel başkanlığına önerdiniz. Çözüm müdür?

Y. K.: Deniz Baykal genel başkanlığa çıksın mı, çıkmasın mı, bunlar önemli değil. O konuya da geleceğiz, ama şimdi şunu söylüyoruz, 7 Haziran bir dönüştür, oradan dönemezsiniz, politikada iktidarını yitirdikten sonra dönüş çok zordur, mümkün değildir.

D. H.: Erdoğan, savaşla geri alma umudunda.

Y. K.: Bakacağız, savaşla almaya gidiyor ama ülke devamlı perişan oluyor. Bir yığın insan, ölümler çok kötü. Ama ölümden daha kötü olan nedir; “Kürt sorununu çözeceğiz” dediler, neyi çözdüler, neyi çözebilirler, ne hale getirdiler, neyi bitirmeyi umuyorlar, Ruslar Kürtler’e devlet muamelesi yapıyor. Öte yanda ise Kürt legal hareketi kendilerine her gün küfreden adamlardan hâl⠓çözüm” istiyor, vahimdir, geleceğiz hepsine.

Görüyorsunuz, bizim bu “à demi devrim” dediğimiz… Hangisi hangisini etkiledi, onu bilemeyiz, 7 Haziran’dan sonra Ağustos’un başına, iki ay sonrasına, şu anda görünen manzara budur, Türk Ordusu akp’ye desteğini çekmiştir. Akp’nin istemediği kararları alma cesaretini ve becerisini göstermiştir. Bu yepyeni bir durumdur, devam ediyorum.



Odatv.com


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.980
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 21.08.2015- 22:28
Alıntı yaparak cevapla  


Yalçın Küçük'ün güncel siyaset okumalarına katılır veya katılmazsınız ama bu kısa boylu ''adam''ın devrimci heyecanına, bu yaştaki enerjisine şapka çıkarmamak mümkün değil.

Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

hakkı
[vatanız]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 08.08.2014
İleti Sayısı: 1.232
Şehir: İzmir
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 24.08.2015- 12:05
Alıntı yaparak cevapla  


Yalçın Küçük fazla dikkate alınacak siyasetçi değil.

Sürekli Türk Ordusundan bir şeyler bekliyor   bunu eskiden beri yapıyor .Devrimci heyecanı varmıdır bence yoktur sadece kendini ön planda tutmak gibi bir gayreti vardır. Ama onu kimsenin ciddiye aldığını sanmıyorum.

T. Erdoğan dan Türkiye sermayesi vaz geçmiştir bunu bir çok kanaldan açıkladılar. Orduda sermayenin dışında bir oragazasyon değil.

Mesele dünya kapitalizm, i T. Erdoğan dan vaz geçmesidir.

Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası  »  Siyasi ve İdeolojik Söyleşiler
 »  Türk ordusu AKP'ye desteğini çekmiştir

Forum Ana Sayfası

 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.

Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Sol hiçbir zaman çoğunluğun desteğini almadı? Neden? melnur 1 139 07.07.2018- 18:08
Konu Klasör Kimin Ordusu? umut 0 1004 06.06.2014- 11:08
Konu Klasör AKP iktidarının polis ordusu! proleter 0 1086 07.06.2014- 21:35
Konu Klasör Suriye ordusu ve YPG IŞİD'e karşı birlikte denizcan 0 1206 31.07.2014- 17:15
Konu Klasör Ukrayna ordusu Slavyansk'a operasyon başlattı solcu 2 1693 07.05.2014- 07:52

Etiketler   Türk,   ordusu,   AKPye,   desteğini,   çekmiştir


Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Sol hiçbir zaman çoğunluğun desteğini almadı? Neden? melnur 1 139 07.07.2018- 18:08
Konu Klasör Kimin Ordusu? umut 0 1004 06.06.2014- 11:08
Konu Klasör AKP iktidarının polis ordusu! proleter 0 1086 07.06.2014- 21:35
Konu Klasör Suriye ordusu ve YPG IŞİD'e karşı birlikte denizcan 0 1206 31.07.2014- 17:15
Konu Klasör Ukrayna ordusu Slavyansk'a operasyon başlattı solcu 2 1693 07.05.2014- 07:52

Etiketler   Türk,   ordusu,   AKPye,   desteğini,   çekmiştir


Forum Yazılımı:   php Kolay Forum (phpKF)  ©  2007 - 2014   phpKF Ekibi



Forum Mobil RSS