Ana Sayfa  |  Yardım  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Forum Ana Sayfası  »  Devrimci önderler ve politik portreler
 »  KULÜBEDEN DEVRİMİ YÖNETEN BİR LİDER: LENİN

Yeni Başlık  Cevap Yaz
KULÜBEDEN DEVRİMİ YÖNETEN BİR LİDER: LENİN           (gösterim sayısı: 2.251)
Yazan Konu içeriği

boşluk

spartakus
[....]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 23.11.2013
İleti Sayısı: 632
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Konu Tarihi: 23.08.2015- 22:26
Alıntı yaparak cevapla  


KULÜBEDEN DEVRİMİ YÖNETEN BİR LİDER: LENİN / HASAN OĞUZ

Resim Ekleme

Bu yazı, bir dönemin en kritik günlerinde, 1917 yılının Şubat ayı ile Ekim ayı arasında, ölümle kalım, başarıyla yenilgi arasında kıran kırana süren mücadele, sadece Rusya işçi ve emekçi halklarının kurtuluşunu değil, aynı zamanda dünya sosyalist devriminin başlangıcı olma bilinciyle, adeta zafere mahkûm olmuş bir devrimin ve o devrimin başında bulunan bir liderin, kısa bir anatomisini vermeyi amaçlamaktadır. Ülkemizde sosyalizmle ilişkili olan herkes genellikle Lenin’i okumuştur. Ama gerçekten tanımış, özümsemiş ya da anlamış diyebilir miyiz? En azından çoğumuz için bu sorunun cevabı olumsuzdur. Alıntılarla süslenmiş bir ezberci okuma yakamızdan düşmemiştir genellikle. Lenin, Zinovyev ile bir tartışma sonrasında söylediği gibi; ”Alıntılar! Dogmatik bir zihne sahip olduğunda insana ne kadar da zarar verici olabiliyor!”

Devrimlerde liderin/önderin rolü oldukça belirleyici olmuştur çoğu zaman. Hele bu devrimler, geri bıraktırılmış, yarı feodal, yarı kapitalist ülkelerde gerçekleşiyorsa, daha da belirleyici olmaktadır. Buna despotik-doğu kültürünün etkisini de sayabiliriz.

Lenin kişiliği, kuşkusuz devrime katıldığı yıllardan ölümüne kadar olan süreçlerin toplamından çıkar. Çocukluktan olgunlaşma sürecine kadar sürekli ileriye doğru giden bir tempoda geçer kısa olan bu 53 yıllık ömür. Ancak kanım o ki, Lenin liderliği, sadece bir teorisyen ve örgütçü bir eylemci olmasıyla tanımlanamaz, o aynı şekilde politika yapma tarzından, büyük bir stratejist ve taktik önderliğe, belki de en önemlisi, sınıf kininin bir sonucu olarak, işçi sınıfı ve emekçi halka karşı, dolayısıyla yoldaşlarına karşı açık, dürüst ve demokrat bir kimliğe sahip olmasıyla tanımlanabilir. Sevgi ise bütün bunların temelinde yer almıştır. Bunlar her lidere nasip olacak meziyetler değildir. Böylece onun önderliği bütün bunların toplamından çıkarak önümüze gelir.

Resim Ekleme

Elbette dünya proletaryasının kızıl şafağından sökülüp gelen bu isimin, Lenin isminin, ağırlıkla ve çoğunlukla, kanıtlanır ve görünür olması, genellikle 1917 Şubat Devrimi ile 1917 Ekim Devrimi arasındaki fırtınalı geçen birkaç ay içinde görülmüş, anlaşılmış ve zaman içinde özümsenmiş olmasıdır. 1917’ye gelindiğinde Lenin henüz 47 yaşında devrimci bir komünistti. Bazı kritik anlar vardır ki, o anlarda (günle, hatta saatle sayılan anlardır) alınan tutumlar veya verilen kararlar, insanın olumlu veya olumsuz biçimde bütün hayatını etkiler. Ayrıca verilen kararların yanlışlığı veya doğruluğu, bütün sürecin kaderini de belirler. Tarihe yön veren partiler ya da gerçek liderler, böyle dönemlerde ortaya çıkar, kuşakları etkiler ve tarihe unutulmaz altın harflerle yazılırlar.

Ben yazıda kapsamlı bir çıkarsama yapmayacağım. Lenin’in yazılarından göstergelerle hareket edip teorik bir analiz içinde bulunmayacağım. Şubat Devrimi ile başlayan, özellikle Haziran ayı ile Ekim ayı arasında fırtınalı bir yaşamın içinde geçen olayları ve bu olaylara Lenin’in yaklaşımını ve nasıl bir önderlik sürdürdüğünü anlatacağım. Bu dönemde olaylar karşısında her bir tutum, sadece devrimin kaderini belirlemeyecektir, aynı zamanda tarih boyu kuşakları etkileyecek bir yargıya da dönüşecektir. Ve buradan hareketle Lenin isminin, nasıl bir önder kimliğe oturduğunu, sadece Rusya’da değil, uluslararası proletaryanın önderinin nasıl doğduğunun, hangi süreçlerden geçtiğinin bazı ipuçlarını göstermeye çalışacağım. Başka bir deyişle, Ekim Devrimi öngönünde Lenin’in strateji ve taktikleri, dünya proletarya devriminin önderliğine giden yolun sadece önünü açmakla kalmamıştır, aynı şekilde granitten yapılmış olan taşların yola ilk döşeyicilerinin başında o gelmiştir.

Şubat Devrimi ile Ekim Devrimi arasında süren kıran kırana mücadele tarihini bizim kuşaklar çok fazla içselleştirmiş değildir. Günlerle, hatta saatlerle bile kaderi belirlenecek bir devrimin tarihidir bu dönem. En küçük bir kararsızlık ya da en küçük bir hata devrimin kaderini etkileyecek kadar önemlidir. Mesela Kamanevlere inanılsaydı silahlı ayaklanma olmayacak ve devrim kesinlikle yenilecekti. Rusya’dan başlayan ve bütün dünyaya yayılacak olan sosyalist devrimlerin kaderi, işte bu birkaç ay içindeki olaylara karşı tutumlarla belirlenecektir. Sanıyorum Ekim Devriminin en büyük şansı Lenin gibi bir öndere sahip olmasıdır. Bu bakımdan birkaç aylık süreç, sadece Rus Devriminin kaderini belirlemedi, aynı şekilde uluslararası sosyalist devriminin yol haritasını çizdi. Yeni bir Enternasyonalizm böylece inşa edildi. Kuşkusuz Ekim Devrimi sonrası süreç, Ekim’den önceki sürece göre çok daha zorlu ve acımasız geçti. Bu süreçte yine Lenin önderliği belirleyici oldu. Umalım ki bu süreci yazacak arkadaşlarımız çıkar.

Lenin’in daha iyi anlaşılabilmesi için, 1917 Şubatı ile Ekimi arasındaki fırtınalı politik yapıyı anlatmam ve kısaca da olsa devrimin biyografisini çıkarmam, bu nedenlerle önemlidir.



__________________

Bu ileti en son spartakus tarafından 23.08.2015- 22:37 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.

Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

spartakus
[....]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 23.11.2013
İleti Sayısı: 632
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 23.08.2015- 22:31
Alıntı yaparak cevapla  


Yoldaşlar, şimdi kısa bir tarih gezintisi yapmama izin verin.

Resim Ekleme

1917 Şubat Devrimi;

Halkın isyanı sonucu Şubatta Çar II. Nikolay (Romanov’lar) yıkılmış, burjuvazinin temsilcisi Kadetler, ortaya çıkan boşluktan yararlanarak hükümeti kurmuşlardı. Buna Geçici Hükümet deniliyordu. Ancak onun yaşaması, halkın isyanı sonucu fiili olarak devreye giren Sovyetlere bağlıydı. Çünkü her yerde Sovyetler inşa edilmeye başlanmıştı. Bir yanda burjuvazinin etkin olduğu geçici hükümet, diğer yanda hükümeti desteklese de Menşeviklerin Sosyalist Devrimcilerin etkin olduğu Sovyetler. Böylece ‘ikili iktidar’ ortaya çıkmıştı. Sovyetlerin bileşimi içinde Menşevikler ve Sosyalist Devrimciler’in (bundan böyle SD) yanısıra Bolşeviklerde yer alıyordu. Bir bakıma Burjuva Demokratik Devrim gerçekleştirilmişti. Sovyetler içinde en güçsüz parti Bolşeviklerdi (RSDİP-B). Yeni bir dönem başlıyordu. İktidarın kaderi ne olacaktı? Bu soru önemliydi. İktidar ya burjuvazinin elinde kalacaktı ya da işçi ve köylülerin eline geçecekti. Herkesin rolü açığa çıkıyordu. Menşevikler ve SD’ler, daha ileri gitmenin, dolaysıyla burjuvaziyi devirmenin hata olacağını belirtiyor, böyle olursa ellerindeki olanaklarını da yitireceklerini söylüyor ve burjuvaziyle iktidarı paylaşmaktan yana tutum alıyorlardı. Öyle de oldu. Ne acı ki Bolşevikler içinde böyle düşünenler bile vardı.

Bundan sonra ne olacaktı? Kurulan Sovyetler, burjuvazinin hükümetiyle birlikte mi yürüyecektir yoksa işçi ve köylülerin temsilcisi mi olacaktır? Bu soruya doğru cevabı Bolşeviklerden ve Lenin’den başkası üretemedi. Diğerleri aynen böyle devam etmesinden yanaydılar. Yani burjuvazinin geçici hükümeti ile yola devam etmek en doğrusuydu onlara göre. Nasıl olsa otokrasi yıkılmış ve burjuva demokratik devrim gerçekleşmişti. Daha ileriye gitmeye gerek yoktu. Bolşevikler ise tersine durmadan ileriye gitmek ve iktidarı işçilerin ve köylülerin ele alması gerektiğini belirtiyorlardı.

İşte tam bu noktada Lenin, Ekim Sosyalist devrimine temel teşkil edecek olan Nisan Tezlerini yazmaya başladı. Yeni devrimin manifestosuydu Tezler. İkili iktidar döneminin içinden geçen devrimin yol haritasıydı. Burada tezlerin içeriğini anlatmayacağım. Bu eserin okunması gerekiyor. Yine de çok özetle tezlerdeki öne çıkan vurguları belirtmeye çalışayım. Tezlerde devrimin ikinci aşamasına geçildiği belirtiliyor, burjuvaziyi tecrit edip devrimin işçilerin ve köylülerin ele alması isteniliyor ve devamla temel olan acil talepler belirtiliyordu; derhal emperyalist savaşın durdurulmasının yanısıra, denetim altına alınan tüm bankaların tek ulusal bankada birleştirilmesi belirtiliyor, toprak sahiplerinin, Çar’ın, kiliselerin ve malikanelerin topraklarına içindeki araç, gereç ve hayvanlarıyla birlikte el konulması ifade ediliyordu. Elbette hemen bir sosyalist üretimin derhal başlatılmasını değil, acil olarak üretimin denetim altına alınması öneriliyordu. Rusya’da yaşayan tüm ulusların ve ulusal azınlıkların hakları ve özgürlükleri güvence altına alınacak ve tanınacak, UKKTH garanti altına alınacaktır. Buna mukabil oluşan yeni geçici hükümete asla destek olunmayacağı gibi acilen düşürülmesi gerektiği, işçi vekilleri Sovyetler kurulmuşken yeniden parlamenter cumhuriyete dönmenin gericilik anlamına geleceği de belirtilecektir. Derhal ”Devlet Komünü” kurulmalı, eskimiş olan asgari program yeni koşullara göre yeniden yazılmalı, partinin adı değiştirilmeli ve yeni bir enternasyonal/komintern inşa edilmeliydi diye belirtiliyordu.

Bu dönemde işçi vekilleri Sovyetlerinde Bolşevikler oldukça azınlıktaydı. Bu mutlak surette aşılmalıydı. vb…

Ancak Nisan Tezleri’ne eski Bolşeviklerin bir kısmı karşı çıkıyordu. Daha çok SD ve Menşevikleri ürkütmek istemiyorlardı. Gerekçeleri de bu küçük burjuva sosyalistlerinin tezlerine kendilerinin yakın duruyor olmasıydı. Bunların başında Kamanev geliyordu. Lenin’in tezleri MK toplantısında 2 lehte, 1 çekimser ve 13 karşı oyla reddedildi. Lenin MK’da yalnız kalmıştı. Ancak hayat Lenin’i doğruluyordu hızla. Somut veriler ve yaşamın hızla devrimciliği üretmesi, Bolşeviklerin lehine işliyordu. Hala güçlü bir organik ilişki olmasa da işçi ve emekçilerin talepleriyle Lenin’in manifestosu üst üste düşüyordu. Lenin, proletaryaya doğruları anlatabilirsek, ibre bizden yana dönecektir diyordu. Gelişmeler Lenin’i doğruluyordu. Nihayet Nisan ayında yapılan Petrograd parti konferansında tezler benimsendi. Böylece RSDİP (B) 7. Kongresi 24 Nisan’da toplanma kararı aldı. Tezler kongrede de kabul edildi. Ve tezlerin ruhuna uygun olarak ”Bütün İktidar Sovyetlere” sloganı kabul edildi. Bu arada giderek gerileyen geçici hükümet, önlem olarak kendini genişleterek bir koalisyona dönüştürüldü. 2 Menşevik ile 2 SD hükümete katıldı. Böylece cephe iyice netleşti. 2 Mayısta Tüm Rusya Köylü Temsilcileri kongresi düzenlendi. Kongrede bariz bir şekilde SD’in ağırlığı vardı. Kongre geçici hükümete destek kararı aldı. Bu sefer de 3 Haziranda, Tüm Rusya İşçi ve Asker Temsilcileri Sovyetlerinin kongresi toplandı. 822 delegenin 285 SD, 248 Menşevik, 105’de Bolşevik’ti. Lenin’in işi gerçekten zordu. Ama yılmayacaktı. Bir yandan eski Bolşevikler eleştiriyordu Lenin’i, diğer yandan ise Sovyet organlarında delege sayıları azdı Bolşeviklerin. Hemen her yerde azınlıktaydılar. Bu kongre de geçici hükümete güvenoyu vermişti. Kongrede Tüm Rusya Merkez Yürütme Komisyonunu kuruldu. MYK’nın 250 üyesi içinde Bolşeviklerin sayısı sadece 35 idi. Ancak Bolşevikler hem sağlam duruyordu tezlerinin arkasında hem de harıl harıl örgütleniyorlardı.

Bolşeviklerin işi gerçekten zordu. Üzerlerinde aynı zamanda psikolojik bir baskı da vardı. Haziran ayına girerken tablo çok iç açıcı değildi. Ancak gelişmeler bir yandan hızla Bolşevikleri doğruluyordu diğer yandan geçici hükümet patinaj yapmaya başlamıştı. Lenin ise durmadan gece gündüz çalışıyordu. Bütün gelişmeler artık Bolşeviklerin iktidarı almasının koşullarının hızla olgunlaşmakta olduğunu ve iktidarın alınması gerektiğini gösteriyordu. Kararda bu yöndeydi. Zamanlamayı Lenin ve MK belirleyecekti. Ama hala yürünmesi gereken daha çok yol vardı. Lenin durumu iyi gözlemliyordu. İktidarın alınması kararı, kuşkusuz hükümete karşı bir savaş ilanıydı. Bu ara Lenin halkı sokak gösterilerine çağırdı. Ama hala bu bir silahlı ayaklanma olmayacaktı. Daha çok barışçıl gösteriler halinde geçmeliydi. Henüz daha zamana ihtiyaç vardı ve devrimin iyice olgunlaşması gerekiyordu. 400 bin gösterici ile ayağa kalkan kitleler, iktidarın hükümete değil, Sovyetlere bırakılması gerektiğinin çağrısıyla ayaklanmıştı. Sloganları ise ”Bütün İktidar Sovyetlere” idi.

Artık ikili iktidarın sonu yaklaşıyor, saflar netleşiyor ve sosyalist devrim koşulları olgunlaşıyordu. Hükümet ateşle oynamaya başlamıştı. Çünkü Galiçya’da savaş kararı almıştı. Yeniden savaşa karşı kitleler sokakları doldurmaya başlamıştı. Ayaklanma kendiliğinden başlamıştı bile. Kritik bir aşamaydı. İşte liderlik tam da bu dönemde ortaya çıkacaktır. Bazı Bolşevikler derhal harekete geçilmesini öneriyordu. Lenin ise, daha zamanı var, hala yeterli bir aşamada bulunmuyoruz diyordu. Ama bazı eski Bolşevikler korkuyorlardı gelişmelerden. Sonraki tartışmalarda bunu anlatacağım. Lenin haklıydı, çünkü ayaklanma hala Perogard ile sınırlıydı. En azından birkaç büyük merkezi de içine çekmesi gerekiyordu. Hala devrimci durum tam anlamıyla olgunlaşmamıştı. Lenin ve Bolşevikler’in büyük çoğunluğu böyle düşünüyordu. Ama bir yandan da ağırlıklı olarak kendiliğinden başlayan ayaklanma içinde yer alıyor, ayaklanmayı ülkeye yaymaya çalışıyorlardı. Yine de yeterli olgunlaşma olmadığından hareketle, erkenden iktidarı ele geçirme aşamasına gelinmediğinin de ayrımındaydılar. Bu nedenle ayaklanmayı mümkün oranda barışçıl bir sınırda tutmaya, ezilmemesine dikkat etmeye ve örgütsel bir niteliğe dönüştürmeye uğraşıyorlardı. 4 Temmuzda halka saldırıldı ve işçiler 4 ölü verdi. Menşevikler ve SD, bu noktadan sonra burjuvazinin beyaz muhafızlarıyla birlikte Bolşeviklere saldırıya geçtiler. Pravda basıldı ve diğer Bolşevik gazeteler kapatıldı. 7 Temmuzda Lenin, Kamanev ve Zinovyev için tutuklanma kararı çıkarıldı. Lenin Finlandiya’ya geçti. Egemenlik Menşevik ve SD’in de desteğiyle tümüyle burjuvazinin eline geçmiş oldu. Sovyetler açıktan hükümetin saflarında yer almış ve böylece ikili iktidar da sona ermişti. Şimdi komünistlerin karşısında tek cephe olan geçici hükümet vardı.

Devrim yeni bir aşamaya geçmişti. Artık hem geçici hükümetin karşı devrimci konumu iyice açığa çıkıyordu hem de Menşeviklerin ve SD’nin içinde yer aldığı ve belirleyici konumda oldukları Sovyetler, gerici bir rol oynamaya başlamıştı. Lenin’in kendi eseri olan ”Bütün İktidar Sovyetlere” sloganı eskimişti artık. Bu slogan, Nisan, Mayıs, Haziran ve 7 Temmuza kadar olan dönemin sloganıydı. Şimdi Lenin, Menşeviklerin ve SD’lerin ihanetleri nedeniyle bugün bu sloganın artık geçerli olmadığını söyleyecektir. Eski Bolşeviklerden Kamanev ve Zinovyev, Lenin’in bu yaklaşımını anlamıyor ve buna da karşı çıkıyorlardı. Lenin’e göre artık barışçıl dönem bitmiştir. Bundan böyle tüm iktidarı alma aşamasına geçilecektir. Talimat bu yöndeydi. Bu ara parti 26 Temmuzda Kongresini başlattı. Lenin aranıyordu ve Finlandiya’dan yeni dönmüş, Razliv istasyonu yakınındaki bir kulübede, devrimi yönetiyordu. Kongreyi de buradan yönetecekti.

Ancak Lenin hakkında, Alman ajanlığıyla ilgili bir dizi yalan üretilmeye başlanmış, etkisi sadece M ve SD içinde değil, Bolşevik taraftarları içinde bile etkili olmaya başlamıştı. Bu ağır karalama Lenin’i derinden yaralamış ve uzun süre olmasa da etkisini sürdürmüştür. Anılarda bu konudaki sözleri de ilginçtir. Ancak yazıyı oldukça şişireceği için bu konudaki anılara yer veremeyeceğim. Adı geçen eserden okunabilir.

Bu yazının esas öznesi, işte bu birkaç aylık süreçte kulübede yaşanan bu anılara dayanır.

Kulübede devrimin önderi, devrimi yönetiyor;

Burada hemen iki anekdotla işe başlamak istiyorum; ilki Lenin’in bu tarihi kongreye katılma isteğindeki ısrarıdır. Kulübede Lenin’i iki yoldaşı, Sverdlov ile Dzerzinski ziyaret eder. Kongre hazırlıkları ve bilgileri için gelmişlerdir kulübeye. Hem her iki yoldaş ve hem de diğer yoldaşları, Lenin’in programını onaylamıştır. Bunu Lenin’e iletirler. Artık barışçıl geçiş sona ermiştir. İktidar derhal alınmalı ve silahlı ayaklanma başlatılmalıdır. Bu ara yoldaşlarının gelmesi Lenin’i mutlu kılmıştır ve hemen şöyle der; ”Beni hiç perukla görmediniz değil mi yoldaşlar.” Hatırlatmak istediği kongreye katılmaktır. Dzerzinski sözü alır uzun uzadıya tehlikeleri anlatır ve şöyle bağlar sözünü; ”Biliyor musun eğer seni korumayı başaramazsak, beynime bir kurşun sıkarım.” MK üyeleri kesinlikle Lenin’in kongreye katılmasına karşılardır. Tek gerekçe güvenliktir. Bütün ülkede Lenin harıl harıl aranmaktadır. Yine de karşılarında devrimin lideri vardır ve isterse katılımı kimse engelleyemez. Lenin şöyle der; ”Yoldaş Dzerzinski, beynine bir kurşun ha! Ne anarşistçe bir gösteriş! Çok kötü. Rus Devrimi bir adama bağlı değil herhalde. Pekâlâ, pekâlâ, suratını asma gitmeyeceğim.”

İkinci anekdot, sloganlar üzerine yapılan tartışmaydı. Bu konuda bir makale de yazmıştı zaten Lenin. Bu makale ”Sloganlar Üzerine” başlığını taşıyordu. Sverdlov, bu broşürün, kongrenin yol haritasını belirleyecek bir metindir, der. Zinovyev Lenin’e döner şöyle der; ”Senin ve senin görüşlerini benimseyen MK’nın bir dizi taktik hata işlediğinizi düşünüyorum. Sloganlarla oynuyorsunuz.” Lenin ise şöyle seslenir Zinovyev’e; ”Sloganlarla oynamıyorum. Devrimin her dönemecinde kitlelere gerçeği söylüyorum, ne kadar acı da olsa. Ve sen öyle hissediyorum ki, halka gerçeği söylemekten korkuyorsun. Proleter siyaseti burjuva yöntemlerle yürütmek istiyorsun. ‘Kendi çevrelerinde’, kendi aralarında gerçeği bilen, ama kitlelere, kendi söylemleriyle, onlar cahil ve kıt anlayışlı oldukları için bunu iletmeyen önderler, proleter önderler değildir. Yenilgiden korkuyorsan, bunu ‘zafer kazanılacak’ diye satmamalısın. Eğer uzlaşmaya gidiyorsan kitlelere bunun uzlaşma olduğunu söylemelisin. Zafere kolayca ulaştıysan, illa ‘zordu’ diye ısrar etmemelisin ve eğer zor olduysa da ‘çok kolaydı’ diye böbürlenmemelisin…” Devamla Lenin sözlerini şöyle bitirir; ”Bir Marksist’in bunlara inanmaması ayıptır ve çürümüşlüktür… Proletaryanın gerçeklere ihtiyacı var ve soylu küçük burjuva yalandan daha fazla hiçbir şey onun davasına zarar veremez.”

Lenin, Petrograd’dan gelen misafirlerine soruyor; ”Peki ‘Bütün İktidar Sovyetlere’ sloganını geri çekmek konusunda hemfikir misiniz?” Yanıtlarını beklerken dikkatlice dinlemektedir. ”Temmuz olaylarından çıkarılacak tek doğru sonuç bu” diyordu Sverdlov. Tartışma sürerken Sverdlov ”MK, siyasi raporu Djugaşvili’ye havale etti. Bugünkü durumla ilgili olarak senin görüşlerini benimsiyor ve Kongre’de bunları savunacak.”

Lenin ise; ”Evet, iyi. Stalin etkili ve güçlü bir adamdır” der. Sonra da bölgesel raporlara geçildi ve tartışmalar bu eksende sürdürüldü.

Ancak Zinovyev’le tartışma devam eder. Silahlı ayaklanmaya karşı çıkan ve ”her şeyi kaybedebiliriz’ diyen Zinovyev’e Lenin yeniden yeniden şöyle seslenir; ”Her şeyi kaybetmemiz mümkün değil. Bireyler her şeylerini kaybedebilir. Proletarya her şeyini kaybetmez. Senin de çok iyi bildiğin bir yapıtta, proletaryanın zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmadığı söylenir. Ve bir devrim için riskten arındırılmış, ideal koşullar söz konusu olamaz. Söylediklerin bana yaşlı Tacitus’un Romalı bir suikastçı olan Pison hakkında söylediği çok basit gibi görünen, ama aslında çok önemli bir sözünü hatırlattı, sanırım şöyleydi; ‘Onu önemli görevler üstlenmenin önünde her zaman bir engel olan zarar görmeme arzusu sınırlıyordu. Ben seni, Grigori, ee…o ürkek Romalıya benzetiyorum. Ama önemli görevleri, zarar görmeyeceğini garanti altına alarak başarmak mümkün değildir.”


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

spartakus
[....]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 23.11.2013
İleti Sayısı: 632
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 23.08.2015- 22:34
Alıntı yaparak cevapla  


Ayaklanmayı başlatan tarihi kongre;

Burada kısa da olsa tarihsel anekdotlara ara verip sürece devam edelim. Lenin’in kulübeden yönettiği Bolşevik Partisi’nin Temmuz Kongresi başlamıştır. Yukarda anılarda hatırlattığım kongre budur. Tarihi olan bu kongreye 157 delege katıldı. Tüm parti üye sayısı ise 240 bini bulmuştu. İlk defa Troçki de grubuyla bu kongrede partiye katıldı ve kongre katılmayı onayladı. Ancak Lenin’in hala hakkında var olan düşünceleri ortadan kalkmamıştı. Dahası Kamanev ve Zinovyev, silahlı ayaklanmaya, dolayısıyla devrime karşı çıkmalarına karşı bile, yine de sonradan olduğu gibi önemli alanlarda görevlendirmeye devam edileceklerdi. Hatta Zinovyev III. Komünist Enternasyonal Başkanlığına dahi getirilecektir. O, gerçek bir önderdi ve farklı düşünenleri bile devrimin ana stratejisinde birleştirme yeteneğine sahipti. Kadrolar kolayca harcanamazdı. Onları zaman içinde eğitmek ve doğru yola ikna etmek esastı. Buna karşın Lenin asla farklılıkları unutmadı. Üstünü kapatmadı. İknayı esas aldı. Olmazsa da yollarını ayırdı. Kulübede Zinovyev’e karşı en ağır eleştirileri bulunsa da bir eliyle kendine çekiyor ve düşmana doğru itmiyordu. Ama diğer eliyle de hatalarını eleştirmekten kaçınmıyordu. Mükemmel bir esnekliğe sahip olan Lenin, aynı zamanda sözünü esirgemez ve doğru çizgisinden asla bir milim taviz vermezdi. Bunu bu anekdotlardaki tartışmalarda görmek mümkündür.

Burjuvazi tümüyle iktidara egemen olmuştur artık. Lenin’in direktifiyle her yerde devrim komiteleri örgütlenmeye başlandı. Silahlı ayaklanma kararı alındı. Bu ara general Kornilov Petrograd üzerine yürüdü. Derhal işçiler silahlandırıldı. Hem liberal burjuvazi hem de liberal sol olan M. ve SD korkmaya başladı. Hatta şimdi onlar, Bolşeviklere yanaşmak için manevra yapıyorlardı. Bunun sebebi düşüncelerinden değil korkularından dolayı idi. Kornilov yenildi ve arkasından intihar etti. Devrim ilerliyordu.

Bunalım olgunlaşıyor;

Giderek sosyalist devrim, gerçek anlamda Eylül ayında olgunlaşmıştı. İkirciklik ölüm demekti. Eski Bolşevikler de korkmaya başlamıştı, Lenin yeniden bir genelge yayınlayarak artık iktidarı almak gerektiğini Bolşeviklere iletmişti. ”Bunalım olgunlaşmıştır” yazısında, eğer biz proletarya devriminin eşiğinde bulunuyorsak, tereddüt ölüm getirir, diyordu. Anayasal kuruntulara kapılırsak, Sovyetler Kongresini veya Kurucu Meclisin toplanmasını beklersek, bu tuzağa düşersek, proletarya davasının hainleri olarak tarih asla bizi affetmeyecektir, diyecektir. Eğer iş eski Bolşevik Kameneve veya Zinovyev’e kalsaydı, onlar bekleyecek ve devrim yenilecekti. Bu çok açıktı. Anın kararı önemliydi ve asla tereddütte bulunamazdı. Lenin bunları görmüş ve ciddi olarak ağır bir manifesto yayınlamıştı. Ancak Bolşevikler, iki istisna dışında Lenin ile aynı düşünüyor ve devrimi silahlandırıyorlardı.

Ekim ayına gelindiğinde Menşevikler ve SD etkilerini yitirmişlerdi. Sosyalist devrime ramak kalmıştı. Hata yapılmamalıydı. Son vuruş gerekiyordu. Eylül’deki Duma seçimleri de bunu göstermişti zaten. Seçimlerde SD, Haziran seçimlerinde 375 binden 54 bine, Menşevikler 76 binden 16 bine, burjuva Kadet’ler ise 101 binden 8 bine düşmüştü. Bolşevikler ise 78 binden 198 bine yükselmişti.

Ayaklanma kararı alınıyor,

Lenin artık saklandığı kulübesinden çıkmış, önce Finlandiya’ya sonra da Petrograd’a dönmüştü. 9 Ekim tarihinde Bolşevik Partisi’nin MK toplantısında ayaklanma görüşüldü. Bu toplantının 10 Ekiminde Kamanev ve Zinovyev, yeniden ayaklanmaya karşı çıktılar. Diğer 10 üye ise desteklemişti kararı. Böylece silahlı ayaklanma kararı alınmıştı. Bu karar tarihidir. İlk olarak Kamanev MK’dan istifa etti. Lenin, 24 Ekimde MK üyelerine bir mektup yazarak, ayaklanmayı geciktirmek bir ölümdür dedi. Oyalamalarla zaman geçirmeyin, hemen bu gece (24 Ekim gecesi) kararları uygulamak için seferber olun ve iktidarı ele geçirin talimatını iletti. Eylemde duraklamak yok olmak ve ölüm demektir diye belirtti. 24 Ekimde hazırlıklar tamamlandı ve 25 Ekim sabaha doğru saat 3’te Aurore zırhlısının top atışları ile Kışlık Sarayına saldırıya geçildi. Kısa sürede saray ele geçirildi ve SD Kerenski, ABD’nin özel aracıyla kaçırıldı. Bakanlar tutuklandı. II. Sovyetler hala şaşkındı ve ne olacağını bilmiyorlardı. Petrograd Askeri Komitesi açıklamasıyla her şey netleşiyordu artık. Kısa olan bu açıklamayla, proletaryanın iktidarı ele geçirdiğini, geçici hükümetin tutuklandığını, en kısa zamanda acil bir programın uygulanması ile Sovyet Hükümeti’nin kurulacağı açıklanıyordu. İmza Devrimci Askeri Komiteydi. İşçi, Asker ve Köylü Sovyetleri Rus Birliği Kongresi, Kurucu Meclise kadar Halk Komiserleri Kurulu, geçici olarak işçi köylü hükümeti kurmaya karar vermişti. Lenin Başkanlığa getirilmiş ve diğer kurul üyeleri görev alanlarıyla birlikte isim isim sayılmıştı.

26 Ekimde II. Sovyetler Kongresinde acil olarak ‘barış’ kararnamesini yayınlandı ve savaşa son verildiği açıklandı. Ayrıca Lenin’in kaleme aldığı ‘Toprak Kararnamesi’ kabul edildi. Yine Rusya Halklarının Halkları Kararnamesi kabul edildi. Gönüllü birliktelik ve güven verici birlik olması için gerekli ilkeler ortaya konuldu. UKKTH, halkların eşitliği ve egemenliği, ulusal ve dinsel ayrımların sınırlandırılması ve kaldırılması, Rusya sınırları içinde yaşayan ulusal azınlıkların ve etnografik grupların özgür gelişmesi temelinde alınan kararlar acilen pratiğe sokulması kararlaştırıldı. Nisan Tezleri adım adım hayata sokuluyordu artık.

Kulübede ayaklanmayı örgütleyen Lenin, aynı zamanda teorik bir kitap yazıyor;

Lenin, saklandığı kulübeden yoldaşlarına ısrarla Mavi Defteri getirmelerini ister. Mavi Defter, 20 yıl önce ”Halkın Dostları Kimlerdir ve Sosyal Demokratlarla Nasıl Savaşırlar” olarak hazırlanan notlardır. Lenin, yeni eseri için buradan faydalanması gerekmektedir. ”Devlet ve Devrim” eserini yazmaya Finlandiya’da başlamış, Razliv istasyonuna yakın kulübede bitirilmesi için uğraşılmaktadır. Acilen üzerinde çalışılıp bitirilmesi gerekiyor. Yoldaşlarına özel olarak bu konuyu tekrar tekrar hatırlatır. Birgün yoldaş Shotman, defteri çıkarıp verir. Lenin çocuklar gibi sevinir.

1917 yılının ortalarında geçen fırtınalı yaşam, iktidarın ele geçirilmesi için halkın silahlı ayaklanması gibi pratik görevler arasında, hatta Bolşevikler için 24 saatin bile yetmediği bir dönemde Lenin, hem devrimin pratik görevlerini örgütlerken hem de oturup teorik eser yazmaktadır. Bunu Zinovyev bile anlayamaz. Lenin nasıl olurda yakın gelecekte iktidarı almaktan ve hatta iktidarı aldıktan sonra Rusya’da kurulacak olan devlet tipinden ciddi ciddi bahsedebilecek kadar gerçeklik duygusunu yitirdiğini söyleyecektir. Kulübede ciddi bir tartışmaya başlarlar. Yakında kurulacak devletin, proletarya diktatörlüğü olacağından hareketle, Ekim sonrası sürece ilişkin devrimin bir programı olmadan yol alınamayacağını, Lenin’den başka bir lider anlayamazdı herhalde.

Lenin’in neden sıradan bir önder olmadığı bir kez daha bu olaylarla açığa çıkıyordu aslında. Çünkü Lenin, Ekim sonrasının nasıl bir devlet olması gerektiğini teorik olarak açıklayıp Bolşeviklerin önüne koyması gerekiyordu. Teori bu kadar önemliydi. Ekim Devriminin yaşaması buna bağlıydı ve Lenin bunu görüyordu. Bu programın bir başka önemi de, sadece Rusya topraklarındaki devrimin bir yol haritası olması değildi, aslında dünya sosyalist devriminin de bir yol haritasıydı. Bu eserin iki politik körlüğe karşı bir savaş olduğunu da söylüyordu Lenin; birincisi, anarşistçe önünü görememe hastalığı ve beceriksizliğiydi, ikincisi de hedefi ve geleceği belirsiz olan korkak oportünizme karşı bir mücadele aracı olmasıydı. Lenin şöyle diyordu; ‘‘Evet Engels haklıydı. Devlet, zaferi kazandıktan sonra proletaryaya miras kalan bir canavar. Muzaffer proletarya, bu canavarın en berbat yönlerini kesip atacak, ama özgür sosyal koşullarda yetişmiş yeni bir nesil, ondan kalan tüm artıkları yok etmiş duruma gelene kadar onu koruması gerekecek.”

Böylece önderlikte Lenin farkı bir kez daha ortaya çıkacaktır.

Yeniden anekdotlarda Lenin;

Lenin’in önder kişiliğini anlamak için, şu diyalogu olduğu gibi buraya aktaracağım;

Sverdlov’la (S) Dzerzinski (D), kulübede Lenin’den ayrıldıktan sonra kayıkta konuşuyorlar; ”D konuşmaya başlıyor; ‘Lenin’i bitirmek olanaksız.’ S cevaplıyor; ‘Mesele de bu. Lunaçarski bana, Paris’te Romain Roland’la konuşurken aynı sözleri kullandığını söylemişti; ‘Lenin’i bitirmek olanaksız, onu ancak öldürebilirler.’ S devam eder; ‘Benim korktuğum da bu. İnanır mısın, bazı geceler bunun kabusunu görüyorum.’ Devamla ‘alçakgönüllü, kibirden uzak. Bir liderde bu özelliğe pek az rastlanır.’ D ise, ‘Bir fener gibi etrafını aydınlatıyor, saf bir ışığı var.’ S, ‘insancıl ve nazik.’ Yeniden D şöyle der; ‘Düşmanlarına karşı çok sert, ama yalnızca düşmanlarına karşı.” Bu diyalog böylece devam edip gider.

Lenin bir ara kuryelik için genç bir Bolşevik ister. Ailece kulübede Lenin’i saklayan yoldaşın, Aleksandroviç’in, fabrikada böyle birinin olduğunu söyler. Kararlaştırırlar. Ama Lenin’in onu bir teste tabi tutması gerekiyor. Anlaşırlar. Kulübede kuryenin kendisini göremediği, ama sesini duyacağı bir şekilde saklanacağını belirtir. Devrim, Bolşevikler, Menşevikler veya SD, silahlı ayaklanma, tehlikelerin büyüklüğü vb. üzerine konuşmalarını dinlemek ister. Getirilen kurye tam bir hayal kırıklığı yaratır. Ev sahibi mahcup olur. Kuryeyi acilen geri gönderirler. Kurye olacak şahıs Lenin’i görmemiştir. Lenin, kulübe sahibi Aleksandroviçi teskin eder. Ve olay böylece unutulur. Lenin, kulübeden ayrılıp son yolculuğunda kayığa binecekken Aleksandroviçi yanına çağırır, kendisine, eşine, çocuklarına teşekkürlerini ve selamlarını iletir. Ve şöyle der; ”sana ve karına her şey için minnettarım. Size epey zorluk çektirdim. Beni iyi hatırlarsınız umarım… Oh, sırası gelmişken, çok az para var üzerimde. Karım Nadejde Konstantinovna biliyor. İlk fırsatta harcamalarınızı karşılayacak.” Aleksandroviç’in itirazı karşısında Lenin yeniden şöyle diyecektir; ”Yeter! Seni kırıyorum öyle mi? Kaçak devrimcileri besleyebilecek kadar zengin değilsiniz. Ah, unutmadan. Şu Aleksey, hatırlarsın, hani kuryelik yapacaktı… Ona karşı kin besleme. Hataları yüzünden bir insana karşı acımasız olmaya hiç gerek yok. Olaylar, devrimci deneyim… bunlar anlamasına yardımcı olacaktır. Bu yüzden onu karşına alma. Görüyorsun, yoldaşlarımızı tanırım. Onu gereksiz yere azarlayıp duracaklardır. Bu yüzden lütfen unutma.”

Lenin gerçekten yoldaşlarına çok bağlıydı. Mücadeleler içinde öldürülen Fedoseyev’i, Babuşkin’i, Dubrovinski’yi, Bauman’ı, Sahanster’i, Spandaryan’ı, Yakutov’u ve onlarca yoldaşını düşünüyordu. Lenin için söylenen ”Lenin’i bitiremezsiniz” sözünü şimdi Sverdlov’lar için kuruyordu cümlesine. Tekneyle ayrılan Sverdlov’ları yolcu ederken Lenin; ”Bu insanları bitiremezsiniz” diyordu içinden. Tek tek hatalarını, zaaflarını düşünürken, bu zaaflara karşı acımasız bir savaş sürdürülmeden insanlarımızın düzelemeyeceğini biliyor, bir yandan da onların kahramanlığı karşısında sevgiyle bahsediyordu. Lenin, proletarya’ya bağlıydı, onları seviyordu, yoldaşlarını seviyordu. Lenin, sevgiye değer veriyordu. Lenin buydu işte.

Sessizce hışırdayan suyun ve çevresinde dolaşan sivrisineklerin arasında duygulanıyordu Lenin zaman zaman. Sanatçı olsaydı bunları yazabilir miydi acaba? Sanmıyordu, sanatçı başka bir yetenek diyordu. Böyle bir anında şöyle seslenecektir Zinovyev’e; ”Ve ben, kendi adıma, Petrograd’da olayların ortasında, kavga eden kitlelerin arasında olmak için can atıyorum. Her şeyin ötesinde, bu kez kenti doğru düzgün göremedim. Bronz Atlı’yı bile göremedim. Buraya da Gorki’yi göndereceğim… Oturup düşüncelere dalsın. Yazık, kendini yalnızca siyasi faaliyetlere verdi. Siyasette bocalıyor. İnsan ve insan ilişkilerindeki incelikleri, sınıf çelişkilerinden ve sınıf ilişkilerindeki inceliklerden daha iyi görüyor ve anlıyor. Gazetesinde beni ‘Lenin’de dokunmayın’ makalesiyle savundu… Politika, tek tek bireylerle değil, milyonlarla uğraşan bir insan ilişkiler alanıdır… yapıtlarına karışsaydık herhalde Gorki bize kızardı; mesela ona yıldızlı bir geceyi ya da şu göldeki dalgaları nasıl betimleyeceğini söyleseydik. Evet, sanatçı bazen yalnızlığa gereksinim duyar. Ama biz politikacılar, dünyevi insanlar için yalnızlığa izin yoktur. Bizim öğemiz kitlelerdir. Herhalde şairler de, ilham gerektiren sanatlarına rağmen, kitleler için yazdıklarının farkındadırlar. Ama onlar için bu, o kadar da kaba, o kadar da doğrudan değil. Belki de en iyi dizelerini bir süre için kitleleri unuttukları zaman yazıyorlardır. Ama biz onları unutursak işimiz bitiktir.”

47 yaşında Ekim Devrimi’nden Dünya proletaryasının önderliğine giden yolda Lenin budur işte. O gerçekten Dağların Kartalı’ydı. Ve tarihler boyunca da öyle kalacaktır.

Not; Bu yazıda anekdotlara ait bilgiler, Emmanuil Kazakeviç’in ”Mavi Defter” adlı kitabından alınmıştır

http://rojnameyanewroz.com/kulubeden-devrimi-yoneten-bir-lider-lenin-hasan-oguz-3679.html


Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası  »  Devrimci önderler ve politik portreler
 »  KULÜBEDEN DEVRİMİ YÖNETEN BİR LİDER: LENİN

Forum Ana Sayfası

 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.

Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör 1905 DEVRİMİ spartakus 7 2144 06.02.2018- 15:21
Konu Klasör DÜNYA DEVRİMİ, SSCB’NİN DIŞ POLİTİKASI VE TROÇKİ spartakus 6 1924 03.08.2014- 18:56
Konu Klasör Aydemir Güler'den EKİM DEVRİMİ üzerine melnur 0 472 21.10.2017- 07:26
Konu Klasör LENİN! LENİN! LENİN! solcu 6 1513 06.02.2018- 12:17
Konu Klasör V.İ.LENİN DEVRİMİMİZ spartakus 1 1386 23.03.2015- 23:40

Etiketler   KULÜBEDEN,   DEVRİMİ,   YÖNETEN,   BİR,   LİDER:,   LENİN


Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör 1905 DEVRİMİ spartakus 7 2144 06.02.2018- 15:21
Konu Klasör DÜNYA DEVRİMİ, SSCB’NİN DIŞ POLİTİKASI VE TROÇKİ spartakus 6 1924 03.08.2014- 18:56
Konu Klasör Aydemir Güler'den EKİM DEVRİMİ üzerine melnur 0 472 21.10.2017- 07:26
Konu Klasör LENİN! LENİN! LENİN! solcu 6 1513 06.02.2018- 12:17
Konu Klasör V.İ.LENİN DEVRİMİMİZ spartakus 1 1386 23.03.2015- 23:40

Etiketler   KULÜBEDEN,   DEVRİMİ,   YÖNETEN,   BİR,   LİDER:,   LENİN


Forum Yazılımı:   php Kolay Forum (phpKF)  ©  2007 - 2014   phpKF Ekibi



Forum Mobil RSS