Ana Sayfa  |  Yardım  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Forum Ana Sayfası  »  Ustalardan Seçkiler
 »  Nazım Hikmet

Yeni Başlık  Cevap Yaz
Toplam 9 Sayfa:   «ilk   <   4   5   6   [7]   8   9   >   son» 
Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

selma56
[dünyalı]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.09.2013
İleti Sayısı: 287
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 15.11.2014- 10:33
Alıntı yaparak cevapla  


Yine Sana Dair

Sende, ben, kutba giden bir geminin sergüzeştini,
sende, ben, kumarbaz macerasını keşiflerin,
sende uzaklığı,
sende, ben, imkansızlığı seviyorum.

Güneşli bir ormana dalar gibi dalmak gözlerine
ve kan ter içinde, aç ve öfkeli,
ve bir avcı istihasıyla etini dişlemek senin.

Sende, ben, imkansızlığı seviyorum,
fakat asla ümitsizliği değil...


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

selma56
[dünyalı]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.09.2013
İleti Sayısı: 287
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 15.11.2014- 10:36
Alıntı yaparak cevapla  


Çiçekli badem ağaçlarını unut.
Değmez,
bu bahiste
geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı.
Islak saçlarını güneşte kurut :
olgun meyvelerin baygınlığıyla pırıldasın
nemli, ağır kızıltılar...
Sevgilim, sevgilim,
mevsim
sonbahar...


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

selma56
[dünyalı]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.09.2013
İleti Sayısı: 287
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 15.11.2014- 10:36
Alıntı yaparak cevapla  


Fevkalâde Memnunum Dünyaya Geldiğime

Fevkalâde memnunum dünyaya geldiğime,
toprağını, aydınlığını, kavgasını ve ekmeğini seviyorum.
Kutrunun ölçüsünü santimine kadar bilmeme rağmen
ve meçhulüm değilken güneşin yanında oyuncaklığı
dünya, inanılmayacak kadar büyüktür benim için.
Dünyayı dolaşmak,
görmediğim balıkları, yemişleri, yıldızları görmek isterdim.
Halbuki ben
yalnız yazılarda ve resimlerde yaptım Avrupa yolculuğumu.
Mavi pulu Asya'da damgalanmış
bir tek mektup bile almadım.
Ben ve bizim mahalle bakkalı
ikimiz de kuvvetle meçhulüz Amerika'da.
Fakat ne zarar,
Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride, her kilometrede dostum ve düşmanım var.
Dostlar ki bir kerre bile selâmlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.
Ve düşmanlar ki kanıma susamışlar
kanlarına susamışım.
Benim kuvvetim :
bu büyük dünyada yalnız olmamaklığımdır.
Dünya ve insanları yüreğimde sır
ilmimde muamma değildirler.
Ben kurtarıp kellemi nida ve sual işaretlerinden,
büyük kavgada
açık ve endişesiz
girdim safıma.
Ve dışında bu safın
toprak ve sen
bana kâfi gelmiyorsunuz.
Halbuki sen harikulâde güzelsin
toprak sıcak ve güzeldir.


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

dayanışma
[özgürlük]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 13.12.2013
İleti Sayısı: 1.918
Şehir: Zonguldak
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 17.05.2015- 09:34
Alıntı yaparak cevapla  


Sosyalizm


Sosyalizm

Yani şu demek ki dayı kızı

Sosyalizm

Senin anlayacağın yani

El kapısının yokluğu değil de

İmkansızlığı

Ekmeğimizde tuz

Kitabımızda söz

Ocağımızda ateş oluşu hürriyetin

Yahut, başkası yel de

Sen yaprakmışsın gibi titrememek

Bunun tersi yahut…

Sosyalizm

Devirmek dağları elbirliğiyle

Ama elimizin öz biçimi

Öz sıcaklığı kaybetmeden

Yahut sevgilimizin bizden ne şan ne para

Vefadan başka bişey beklemeyişi

Sosyalizm

Yani yurttaş ödevi sayılması bahtiyarlığın

Yahut, mesela,

-bu seni ilgilendirmez henüz-

Esefsiz

Güvenle

Emniyetle

Gölgeli bir bahçeye girer gibi

Girebilmek usulcacık ihtiyarlığa

Ve hepsinden önemlisi

Çocukların ama bütün çocukların

Kırmızı elmalar gibi gülüşü


Söz, yetki, karar, iktidar HALKA!
Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.980
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 09.04.2017- 18:05
Alıntı yaparak cevapla  


Resim Ekleme

ZOE'ydi adı,
ismim TANYA, dedi onlara.

(Tanya,
Bursa Cezaevi'nde karşımda resmin.
Bursa Cezaevi'nde.
Belki duymamışındır bile Bursa'nın adını.
Bursa'm yeşil ve yumuşak bir memlekettir.
Bursa Cezaevi'nde karşımda resmin.
Sene 1941 değil artık
sene 1945.
Moskova kapılarında değil artık
Berlin kapılarında dövüşüyor seninkiler,
bizimkiler,
bütün namuslu dünyanınkiler.

Tanya,
senin memleketini sevdiğin kadar
ben de seviyorum memleketimi,

Seni astılar memleketini sevdiğin için,
ben memleketimi sevdiğim için hapisteyim.
Ama ben yaşıyorum,
ama sen öldün.
Sen çoktan dünyada yoksun,
zaten ne kadar az kaldın orda :
on sekiz senecik.
Doyamadın güneşin sıcaklığına bile.

Tanya,
sen asılan partizan,
ben hapiste şair.
Sen kızım, sen yoldaşım.
Resminin üstüne eğiliyor başım:
kaşların incecik,
gözlerin badem gibi,
ama renklerini fotoğraftan anlamam mümkün değil.
Fakat yazıldığına göre
koyu kestaneymişler.
Bu renkte gözler çok çıkar benim memleketimde de.
Tanya,
saçların ne kadar kısa kesilmiş,
oğlum Memet'inkilerden farkı yok.
Alnın ne kadar geniş,
ay ışığı gibi,
rahatlık, ve rüya veriyor insanın içine.
Yüzün ince uzun,
kulakların büyücek biraz.
Henüz çocuk boynu boynun :
henüz hiçbir erkek kolu sarılmamış anlıyor insan.
Ve püsküllü bir şey sarkıyor yakandan:
süsünü sevsinler mini mini kadın.

Arkadaşları çağırdım, bakıyorlar resmine :
-Tanya,
senin yaşında bir kızım var.
-Tanya,
kız kardeşim senin yaşında.
-Tanya,
senin yaşında sevdiğim kız.
Bizim memleket sıcaktır
bizde kızlar tez kadınlaşır.
-Tanya,
senin yaşında kızlarla okulda, fabrikada, tarlada arkadaşız.
-Tanya,
sen öldün,
ne kadar namuslu insanlar öldürüldü ve öldürülmektedir,
ama ben,
yedi yıldır kavgada hayatımı tehlikeye koyamadan
hapiste de olsa bal gibi yaşıyorum.)


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

Gökkağan
[.....]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 04.12.2013
İleti Sayısı: 110
Şehir: Gizli
Durum: Gizli

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 06.05.2017- 21:07
Alıntı yaparak cevapla  


Yine Ölüme Dair

Zevcem,
ruhu revanım
Hatice Pîrâyende,
ölümü düşünüyorum,
demek ki arteryo skleroz
başlıyor bende...
Bir gün
kar yağarken,
yahut
bir gece,
yahut
bir öğle sıcağında,
hangimiz ilkönce,
nasıl
ve nerde öleceğiz?
Nasıl
ve ne olacak
ölenin son duyduğu ses,
son gördüğü renk,
kalanın ilk hareketi
ilk sözü
ilk yediği yemek?
Belki de birbirimizden uzakta öleceğiz.
Haber
çığlıklarla gelecek,
yahut da ima edecekler,
ve kalanı yalnız bırakıp
gidecekler...
Ve kalan
karışacak kalabalığa.

Yani efendim, hayat...
Ve bütün bu ihtimâlât
1900 kaç senesinin
kaçıncı ayı
kaçıncı günü
kaçıncı saatinde?

Zevcem,
ruhu revanım
Hatice Pîrâyende,
ölümü düşünüyorum,
geçen ömrümüzü düşünüyorum.
Kederli
rahat
ve hodbinim.
Hangimiz ilkönce
nasıl
ve nerde ölürsek ölelim,
seninle biz
birbirimizi
ve insanların en büyük dâvasını sevebildik
- dövüştük onun uğruna -,
«yaşadık»
diyebiliriz.

Nazım Hikmet Ran



Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.980
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 15.09.2017- 20:35
Alıntı yaparak cevapla  


Bugün bir sahafta Nazım'ın iki kitabını bulup aldım. Biri Engin yayıncılık'tan çıkmış ve adı da bir hayli uzun. ''Nazım Hikmet'in yaşadığı adalet dramı ve açlık grevi olayındaki gerçekler''. Diğeri Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı'ndan, ''Nazım Hikmet Bursa Cezaevinden Va-nu'lara mektuplar''. ( Ayrıca   Harun Karadeniz'in ''Yaşamımdan Acı Dilimler'' kitabını da bulabildim.) Nazım'ın kitaplarını şöyle bir karıştırıyorum. Bir yerinde karısı Piraye'ye yazdığı mektup var. İlgimi çekti:

''Karıcığım,

Kol saatim bozuldu. Ben de mekanizmayı çıkardım. Çerçevenin içine sizin resimlerinizi koydum. Şimdi saate bakmıyorum, çünkü saat mefhumunu zaten yavaş yavaş kaybetmekteyim. Saate bakamıyorum, bileğimde senin mimi mini başına bakıyorum''
diyor ve devam ediyor.

Aslında bu mektubundaki duygularını sonradan satırlara da döküyor Nazım. Onu hatırladım, birden, bu saatte ve bu yaz akşamında:


BİR CEZAEVİNDE, TECRİTTEKİ ADAMIN
MEKTUPLARI
1

Senin adını
kol saatımın kayışına tırnağımla kazıdım.
Malum ya, bulunduğum yerde
ne sapı sedefli bir çakı var,
(bizlere âlâtı-katıa verilmez),
            ne de başı bulutlarda bir çınar.
Belki avluda bir ağaç bulunur ama
gökyüzünü başımın üstünde görmek
                                                  bana yasak...
Burası benden başka kaç insanın evidir?
Bilmiyorum.
Ben bir başıma onlardan uzağım,
hep birlikte onlar benden uzak.
Bana kendimden başkasıyla konuşmak
                                                                yasak.
Ben de kendi kendimle konuşuyorum.
Fakat çok can sıkıcı bulduğumdan sohbetimi
                                            şarkı söylüyorum karıcığım.
Hem, ne dersin,
o berbat, ayarsız sesim
                      öyle bir dokunuyor ki içime
                                                      yüreğim parçalanıyor.
Ve tıpkı o eski
        acıklı hikâyelerdeki
yalnayak, karlı yollara düşmüş, yetim bir çocuk gibi bu yürek,
mavi gözleri ıslak
kırmızı, küçücük burnunu çekerek
                senin bağrına sokulmak istiyor.
Yüzümü kızartmıyor benim
              onun bu an
                              böyle zayıf
                                      böyle hodbin
                                                böyle sadece insan
                                                                                oluşu.

Belki bu hâlin
fizyolojik, psikolojik filân izahı vardır.
Belki de sebep buna
                    bana aylardır
                    kendi sesimden başka insan sesi duyurmayan
                                                                bu demirli pencere
                                                                    bu toprak testi
                                                                          bu dört duvardır...

Saat beş, karıcığım.
Dışarda susuzluğu
                              acayip fısıltısı
                                            toprak damı
ve sonsuzluğun ortasında kımıldanmadan duran
                                                        bir sakat ve sıska atıyla,
yani, kederden çıldırtmak için içerdeki adamı
dışarda bütün ustalığı, bütün takım taklavatıyla
ağaçsız boşluğa kıpkızıl inmekte bir bozkır akşamı.

Bugün de apansız gece olacaktır.
Bir ışık dolaşacak yanında sakat, sıska atın.
Ve şimdi karşımda haşin bir erkek ölüsü gibi yatan
                                                                bu ümitsiz tabiatın
ağaçsız boşluğuna bir anda yıldızlar dolacaktır.
Yine o malum sonuna erdik demektir işin,
yani bugün de mükellef bir daüssıla için
yine her şey yerli yerinde işte, her şey tamam.
Ben,
ben içerdeki adam
yine mutad hünerimi göstereceğim
ve çocukluk günlerimin ince sazıyla
suzinâk makamından bir şarkı ağzıyla
yine billâhi kahredecek dil-i nâşâdımı
seni böyle uzak,
seni dumanlı, eğri bir aynadan seyreder gibi
                                                                kafamın içinde duymak...




Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.980
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 25.11.2017- 14:12
Alıntı yaparak cevapla  


Resim Ekleme


''İçimde mis kokulu
kızıl bir gül gibi duruyor zaman.
Ama bugün cumaymış,yarın cumartesiymiş,
çoğum gitmiş de azım kalmış, umrumda değil.''



__________________

Bu ileti en son melnur tarafından 25.11.2017- 14:16 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.

Yeni Başlık  Cevap Yaz
Toplam 9 Sayfa:   «ilk   <   4   5   6   [7]   8   9   >   son» 



Forum Ana Sayfası  »  Ustalardan Seçkiler
 »  Nazım Hikmet

Forum Ana Sayfası

 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.

Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Nazım Hikmet 114 yaşında munzur 5 1903 19.01.2018- 19:27
Konu Klasör HKP: Nazım Hikmet Ölümsüzdür! tarihselmaddeci 0 1195 19.01.2015- 10:30
Konu Klasör Nazım Hikmet'in 113. Doğum Günü munzur 1 1624 04.06.2015- 06:42
Konu Klasör Nazım Hikmet kütüphanesi-Tüstav melnur 0 197 15.01.2018- 08:45
Konu Klasör Nâzım Hikmet NHKM'de anıldı umut 0 1038 04.06.2014- 22:32

Etiketler   Nazım,   Hikmet


Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Nazım Hikmet 114 yaşında munzur 5 1903 19.01.2018- 19:27
Konu Klasör HKP: Nazım Hikmet Ölümsüzdür! tarihselmaddeci 0 1195 19.01.2015- 10:30
Konu Klasör Nazım Hikmet'in 113. Doğum Günü munzur 1 1624 04.06.2015- 06:42
Konu Klasör Nazım Hikmet kütüphanesi-Tüstav melnur 0 197 15.01.2018- 08:45
Konu Klasör Nâzım Hikmet NHKM'de anıldı umut 0 1038 04.06.2014- 22:32

Etiketler   Nazım,   Hikmet


Forum Yazılımı:   php Kolay Forum (phpKF)  ©  2007 - 2014   phpKF Ekibi



Forum Mobil RSS