Ana Sayfa  |  Yardım  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Forum Ana Sayfası  »  Sözde sol-sosyalist forumlar...
 »  Lenin’in Sovyetleri, Atatürk’ün Cumhuriyeti

Yeni Başlık  Cevap Yaz
Toplam 2 Sayfa:   [1]   2   >   son» 
Lenin’in Sovyetleri, Atatürk’ün Cumhuriyeti           (gösterim sayısı: 943)
Yazan Konu içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.492
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Konu Tarihi: 12.05.2017- 07:24
Alıntı yaparak cevapla  


Lenin’in Sovyetleri, Atatürk’ün Cumhuriyeti
- Kurtuluş Kılçer -  


İkisi de tarihsel olarak ileri adımlardı. 1923 Cumhuriyeti, 1917 Ekim sosyalist devrimine çok şey borçluydu. Sovyetler’in çözülmesi, aynı zamanda 1923 Cumhuriyeti’nin çözülmesini de beraberinde getirdi. 1991 yılında Sovyetler Birliği, emperyalizmin ideolojik, askeri ve siyasal kuşatmasına devrimci anlamda karşılık verememesiyle ve içindeki hainlerin rolüyle çözüldü. Bundan 10 yıl sonra, yeni dünya düzeni adıyla emperyalizm saldırganlığını arttırdı; 20. yüzyılın başlarında emperyalizme karşı ya da “rağmen” kurulmuş ve iki kutuplu dünyanın dengeleriyle ayakta kalmış ulus devletlerin tekil tekil çözülüşü izlendi.

Yeni dünya düzeni, küreselleşme, tarihin sonu gibi emperyalist odaklar tarafından “üretilen” ideolojik söylemin altında emperyalist bloğun genişlemesi daha doğrusu kendisine bağlama hedefi vardı.

Doğu Avrupa, Almanya’nın merkezinde durduğu Avrupa Birliği çatısı altında emperyalist kampa dahil edildi. Tıpkı Romanya, Bulgaristan, Çekoslovakya, Doğu Almanya gibi… Direnenler ise savaşla boyun eğdirildi, parçalandı; Yugoslavya örneği gibi. Karadağ NATO üyesi yapıldı, Varşova’da, sosyalist iktidarlara inat, NATO toplantısı düzenlendi.

Afganistan işgali, Irak işgali ardı sıra geldi.

Buna Ukrayna, Gürcistan’daki “turuncu devrimler” eklendi.

Sonra iki kutuplu dünyanın dengesinde yaşayan ama emperyalist kampa tam boy bağımlı olmayan Arap ülkeleri “Arap Baharı” adıyla hedef tahtasına konuldu. Libya çökertildi, Mısır yeniden bağlandı, Suriye yıkılmaya, Irak parçalanmaya çalışıldı. Bütün bunların ekonomik ve uluslararası politikada nedenleri ayrı. Ancak büyük fotoğrafta hepsinin toplandığı yer emperyalizmin saldırganlığı, yayılmacılığı ve şekli-bağlamı farklı olmakla birlikte ülkeleri kendisine bağımlı kılmasıydı.

Bu sürecin ilk modeli Türkiye oldu ve Ilımlı İslam (siz uyumlu İslam diye okuyunuz) modeliyle Türkiye’de ilk deneme yapıldı. FETÖ-liberalizm ittifakıyla AKP iktidar yapıldı.

Putin iktidarı ve Erdoğan iktidarı, bir sürekliliği ifade etse de aynı zamanda, başkalaşmanın da adı olarak okunmalıdır. Biri Rusya’nın diğeri Türkiye’nin karşı-devrimci dönüşümlerinin önemli figürleri olarak görülmeli. Rusya, emperyalist bir güç haline gelmeyi, emperyalizmin birinci basamağındaki ülkelerin kuşatmasına karşı bir güç olmayı önüne koydu. Türkiye, özellikle 1950 sonrası NATO üyeliği ile emperyalizme göbekten bağımlı bir ülke olarak ancak ve ancak emperyalizmin bölgedeki Truva atı gibi işlevlendirilmek istenmiştir. One Minute şov, Suriye ile AKP arasında kurulmak istenen ilişkiler, İran’a karşı Sünni mezhepçi kuşağın yaratılması, cihatçıların Suriye’yi yıkmak için Türkiye üzerinden taşınması hatırlanmalı: Ve burada AKP’ye ve Erdoğan’a biçilen rol!

Ne Lenin’in Sovyetleri, ne de Atatürk’ün Cumhuriyeti bugün var. İkisi de çözülmüştür. Çözdüler. Dışarıdan çözenler kadar içeriden çözenler de unutulmamalı…

Ve söz konusu Türkiye olunca 12 Eylül askeri cuntası, İkinci Cumhuriyet söylemini geliştiren liberaller, İslamcı siyaset ve sermaye sınıfı başa yazılmalıdır. Sermaye sınıfı ve bu sınıfın temsilcileri için emperyalizme uyumlu yeni bir devlet gerekiyordu çünkü… En başta “Kemalist rejim”in bekçisi olarak gösterilen ordunun bu tabloda sorumluluğu büyük… Kimse kimseyi bu açıdan kandırmasın… Ordu içinde bu kadar çok FET֒cünün ve NATO’cunun bulunması, buna yol verilmesi; bugünkü Genelkurmay Başkanı’nın, Cumhuriyet düşmanı Necip Fazıl sempatizanı olduğunun açığa çıkması gerçekleri yerli yerine oturtuyor.

Putin’in Lenin ve Stalin dönemlerine ara ara vurgu yapması ya da bugün AKP eliyle kurulan yeni rejimde Atatürk’e yapılan atıfların bir anlamı yok. 15 Temmuz darbesinden hemen sonra AKP Genel Merkez binasına Atatürk posteri asılması, hem bir takiye, hem çaresizlik, hem de Amerikancı bir darbe sonrası 1923 Cumhuriyeti’nin haklılığının fotoğrafıdır.

Bugün Atatürk’e yönelik büyük bir nefret kampanyası İslamcı cenah tarafından açıldı. Şaşırtıcı değil. 1923 Cumhuriyeti’nin bütün izlerini ortadan kaldırmak istiyorlar.

Tıpkı Lenin ve Stalin’e karşı batı merkezli yürütülen propagandanın benzeri gibi…

Başaramazlar…
İnsanlık tarihinde açılmış ilerici birikimi yok edemeyecekler. Ne kapitalist Avrupa’da ne de Türkiye’de… Çünkü bugün getirdikleri rejim, adlı adınca İkinci Cumhuriyet adını verdiğimiz emek düşmanı, gerici ve işbirlikçi rejim. Ve büyük bir iddia ile söyleyecek olursak kurmaya çalıştıkları bu rejim üstlerine çökecek.

Atatürk’ün Cumhuriyeti bugün artık yok. Öncelikle bunun kabulü gerekiyor. Geçmişe özlem gerçekçi değil, bugünkü duruma yakınma hakkımız da bulunmuyor. 100 yıl önce ortaya çıkan bu ilerici adımın kazanımları yeni bir mücadele programına yazılmalı. Dünya kapitalizminin geldiği yer ve ülkemizin toplumsal gelişmesi bağlamında yeni bir mücadele hedefi belirlenmelidir.

Son 15 yıldır bir direniş cephesi kurmaya çalışıyoruz. Cumhuriyet mitingleri, Haziran Direnişi, 1 Mayıslar gibi… Ülkemizi felakete götüren ve 1923 Cumhuriyeti’ni yıkıp daha gerisini kuranlara karşı durmaya çalışıyoruz. Emeğe yönelik saldırılara, özelleştirmelere, ormanların yağmalanmasına, laikliğin kaldırılmasına, eğitimin gericileştirilmesine, başkanlığa karşı… Bugün gelinen nokta itibariyle yeni bir aşamaya geçildi. İkinci olarak bunun görülmesi gerekiyor.

O yüzden, direniş hattı değil, yeni bir mücadele sathı örülmelidir.

1923 Cumhuriyeti ileri bir adımdı. Ancak 1923 Cumhuriyeti kapitalist yolu seçti, sonra NATO üyeliği ile emperyalist kampa girerek kendi sonunu da hazırladı. Gericilik kollandı, anti-komünizm bir devlet politikası haline getirildi. İçten içe kemirilerek bugün AKP eliyle kurulan rejimin yolları döşendi. Kapitalist bir Türkiye’nin varacağı nokta sonunda emperyalist müdahaleye açık bir sermaye diktatörlüğü ve gericilik oldu.

Artık “yeni bir Cumhuriyet” emperyalist-kapitalist dünya sistemine bağlanarak kurulamaz. Buradan ilericilik, bağımsızlık, laiklik, sosyal devlet, halkçılık çıkmaz. Ne Avrupa Birliği, ne ABD’nin merkezinde durduğu bir dünya sisteminde ileri bir Cumhuriyet mümkün değildir. Çünkü bunlar emperyalisttir.

1923 Cumhuriyet’i, 1917 Ekim Sosyalist Devrimi’ne dayanmıştı. Bugün ise tek bir yol kalmıştır.

Bugün yeni bir mücadele programı yazılmalıdır. Üçüncü Cumhuriyet için kollar sıvanmalıdır. Bu cumhuriyetin temelinde laiklik, bağımsızlık ve emekçiler olmalıdır. 1923 Cumhuriyeti’nin tekrarı mümkün değildir, ancak kazanımlarını geleceğe taşıyacak yeni bir cumhuriyet mümkündür.

Yeni bir cumhuriyet için ülke sathında yeni bir mücadele dönemi başlamalıdır. Bir daha geriye düşmemek için… Emekçilerin laik cumhuriyeti, adlı adınca sosyalist cumhuriyet için!



__________________

Bu ileti en son melnur tarafından 12.05.2017- 07:27 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.

Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.492
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 15.05.2017- 09:30
Alıntı yaparak cevapla  


Bu yorumdan bile ( nasıl okunuyorsa artık) bir ulusalcılık çıkarmak, M.Kemal'in adının geçtiği hemen hemen her başlığa ( renk körü olmalarına rağmen) kırmızı görmüş boğalar gibi saldırmak nasıl bir zihnin ürünü olabilir ki? Anlaşılmadı biliyorum, ben de anlayamıyorum artık: M.Kemal, Cumhuriyet, Cumhuriyetin kazanımları, ve en başta laiklik karşıtlığı ve hatta yer yer düşmanlığa varan bir konumlanış kendini solda görenlerin zihnine nasıl yapışıp kalabildi?

Anlayabilmek gerçekten mümkün değil!



__________________

Bu ileti en son melnur tarafından 15.05.2017- 11:15 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.

Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.492
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 16.05.2017- 16:29
Alıntı yaparak cevapla  


AKP'nin iktidar olduğu 2002 yılında özellikle yazılı ve görsel medyada ve onun yansıması, sanal medyada bir koalisyon ortaya çıktı. Bunlar, o zamana kadar kenarda köşede kalmış gerici çevreler,, liberal zevzekler, kürt milliyetçileri ve bu gruba ''sol''dan destek veren liberal ve kuyrukçu tiplerden oluşan bir koalisyondu. Hemen her kanalda boy gösteriyorlar ve demokrasinin ne kadar önemli bir sistem-yönetim anlayışı olduğunu dillendiriyorlar ve bunu yaparlarken de M.Kemal, Kemalizm,Cumhuriyet, laiklik yerden yere vuruluyordu. 1923 Cumhuriyeti faşizm demekti bunlara göre. Cumhuriyet kazanımlarını savunmak da bir anlamda faşistlik, ulusalcılık, şovenistlik vb. idi. Siyaset böyle bir temel üzerinde kurgulanıyor, ülke AKP eliyle adım adım dinci faşist bir yapılanmaya doğru gider ve devlet tek parti devleti dahası tek adam devletine dönüşürken bu koalisyon hala Kemalizm ile, Cumhuriyet ile, laiklik ile uğraşıyordu. Sanalda bunun yansıması yıllarca sürdü. Özellikle kendini solda göstermeye çalışan ve kuyrukçuluğu merkeze alan garip bir ''sol'' anlayış da ortaya çıktı bu dönemlerde. Gerçekte kuyrukçu olmasına rağmen kendini komünist, enternasyonalist olarak niteliyor, ve kuyrukçuluğunun gereği olarak da güncel siyasete kürt hareketinin perspektifinden bakıyor ve seçimlerde bile ''haydi oylar HDP'ye'' diyebiliyor. Neymiş, ''enternasyonalist komünistler''miş bunlar ve enternasyonalist komünistliği tanımlamaları da ''ulusalcılığın karşılığı''ymış. Ulusalcılık tanımı da bu zihniyette enternasyonalizmin karşılığıymış. Bir kısır döngüde sıkışıp kalmanın ötesinde başka bir şey değil. O sıkışmışlık içinde bakıldığında da herhangi bir konuyu anlayabilme ve kavrayabilme pek de mümkün olmaz. Olmuyor zaten.

Sadece bu değil!

İstenildiği kadar komünist-enternasyonalist, marksist vb. olunduğu savı dillendirilsin, bir kez yanlış bir konumlanış içine girildiğinde, -açık konuşalım- kuyrukçu bir tavır benimsendiğinde ne doğru bir tarih okuması yapılabilir ve ne de güncel siyasette doğru bir yer tutulabilir. Daha kötüsü, zihinde oluşan önyargılar okunan herhangi bir yazının anlaşılmasının da önüne geçer. İsim vermiyorum,-eminim kendini biliyordur-Kurtuluş Kılçer'in yazısını okuyup,buradan ilgisiz bir yığın şey çıkarmak, sonra da sırf kuyrukçu olmadıkları için KP'yi ( KP değil, o partinin adı TKP'dir) de işin içine sokarak aklınca eleştirmek ancak böyle tersine dönmüş bir zihnin eseri olabilir.

Yazıyı buraya almıyorum. Her satırı bir yanlış barındırıyor çünkü. Kendi içinde tutarsız. Baştan sona okumak için de ayrı bir sabır gerektiriyor.

Şunu eklemeliyim: Türkiye'de Cumhuriyet, aydınlanma, laiklik ve M.Kemal düşmanlığını siyasetinin merkezine alan biri için değil enternasyonalist, komünist, marksist vb. genel anlamıyla solcu bile denilemez.   Yıllarca SF'de kürt milliyetçilerine şirin görünmek için tutulan yol ve kullanılan üslup hala devam ediyor. Cumhuriyet öncesine özlem duyan bir siyasi iktidarın olanca baskısı ve Cumhuriyet kazanımlarına yönelik düşmanlığı bile bu kuyrukçu tiplere tuttukları yolun yanlışlığı konusunda en ufak bir değişim meydana getirmiyor.

Dün SF'de hep birlikte aynı şarkıyı haykırıyorlardı.
Bu gün kendi sitelerinde enternasyonalist kılıfı altında yine aynı şarkıyı mırıldanıyorlar!

Yazık!



__________________

Bu ileti en son melnur tarafından 16.05.2017- 18:13 tarihinde, toplamda 2 kez değiştirilmiştir.

Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.492
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 16.05.2017- 22:41
Alıntı yaparak cevapla  


Dediğim gibi Sn.Veda yorumu okumuş ve eleştirisini (!) de kendi sitesinde yapmış. Kuşkusuz yanıtsız kalmayacak ama, bu tür yorumlara yanıt vermek gerçekten zor oluyor, insana yük geliyor. Yaşadığımız ülkede insanın keyifli kalabilmesi zaten pek de mümkün değilken, Veda'nın ve benzerlerinin solculuk adına yaptığı bu tür yorumlar, keyifsizliğin üstüne keyifsizlik katmaktan öte bir işe de yaramıyor. Veda bir hayal aleminde yaşıyor, sanki. Okumadan mı yazmaya çalışıyor, yoksa okuduğunu anlamakta zorluk mu çekiyor, bilemiyorum. Belki de bundan, alıntı yaptığı yazının linkini de hiçbir şekilde vermiyor.Bunun nedeni eleştirmeye çalıştığı yazıyla kendi eleştirilerinin (!) uyumsuzluğu olabilir mi?

Yazısının başlığı bile ilgisiz değil mi?

http://www.solplatform.biz/index.php?topic=4611.msg10641;topicseen#msg10641




Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.492
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 25.05.2017- 20:22
Alıntı yaparak cevapla  


( Şu 'yanlış tuş' yüzünden kaybettiğim yazının haddi hesabı yok. Biraz önce yine başıma geldi ve bir araba yorum yok oldu gitti. İkincisini yazmak da gerçekten zor geliyor.)

Şunu söylemek isterim, Veda'nın yazısının Kurtuluş Kılçer'in yazısı ile hiçbir ilgi yok. Veda her zamanki gibi Türkiye solunun önemli bir bölümüne saldırmak için kendince bir şeyler çiziktirmeye çalışmış o kadar. Kurtuluş yazısında Leni'in Sovyetleri ile Atatürk'ün Cumhuriyeti arasında bir kıyaslama yapmamış. Ama Veda'nın yazısının başlığı bu. Geçelim. Veda'nın yazısındaki ikinci paragraf ise daha da ilginç-sorunlu:

Yazının ilk cümlesi “Her İkiside Tarihsel Olarak İleri Adımlardı”
İlk bakışta doğru gibi görünsede,1923 Cumhuriyeti o tarihsel kesitte ilerici olsada,şimdi gericileşmiştir.
1917 Ekim Devrimi ise Proleter Devrim olarak ve çağ Proleter Devrimler Çağı olduğundan İlericiliğinden bir şey yitirmemiştir.
Hala günümüze ışık tutmaktadır.


Her ikisinin de tarihsel olarak ileri adımlar'mış ama Vedaya göre '' ilk bakışta'' öyleymiş! Yani gerçekte tarihsel olarak ileri bir adım değil mi :) Varsayalım ki, şimdi gericileşmiş olsun, bu durum onun tarihsel öneminin yadsınmasını veya önemsiz olmasını gerektirir mi? Buna ''ilk bakışta'' denilebilir mi? Ama VEDA bu zaten! Eline geçirdiğini sandığı her fırsatta Cumhuriyet'e giydirme alışkanlığını bir türlü içinden atamıyor. Böyle davrandığında solcu olduğunu, enternasyonalist olduğunu, herkesden daha fazla keskin komünist olduğunu sanıyor. Böyle bir algı oluşturacağını sanıyor. Ya da hala kürt milliyetçileri tarafından alkışlanacağını sanıyor. Yanıldığını bir türlü anlayamıyor, kavrayamıyor. Tarihsel ilericiliğin ne anlama geldiğini, Cumhuriyet devriminin somut karşılıklarının ne olduğunu, aydınlanma, akıl, bilim, laiklik başta olmak üzere Cumhuriyet kazanımlarının bir solcu için temel önemde nitelik olduğunu anlayabilse, en azından bu konuda kürt ulusalcılığına kuyrukçuluktan kurtulabilse bu minvalde yazmaya çalıştığı yazıların ne kadar hatalı olduğunu anlayabilecek ama, olmuyor işte!

Veda'nın meramı aslında üçüncü paragrafta ortaya çıkıyor. Yine bir araba yanlışla Cumhuriyet mitinglerini kafasına göre değerlendirmiş..

Bundan sonrasını başka bir yazıya bırakalım.


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

KARINCA
[KARINCA]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 30.10.2013
İleti Sayısı: 108
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 26.05.2017- 15:37
Alıntı yaparak cevapla  


Önce şu ilericilik yada ilerleticilik konusuna değinmek gerekiyor!
Melnur’un bu konuda kafası epey karışık!
Marks bu kavramı kullanırken kavramı,   üretici güçlerin gelişmesi temelinde ele alıyor.
İçinde bulunduğu tarihsel kesit de Burjuva Devrimler,Feodalizm de gelişimi feodal üretim ilişkileri tarafından engellenen üretici güçlerin gelişiminin önünü açtığı için ,Marks bu bağlamda Burjuva Devrimleri İLERİCİ, ya da daha doğru bir deyimle İLERLETİCİ   olarak görür.
Yoksa onun topluma,özgürlük,eşitlik ve adalet dağıtacağı için değil.
1789 Fransız Burjuva Devrimi,eşitlik,özgürlük,adalet sloganlarıyla işçileri ve emekçileri yanına çekti ama devrim sonrası ortada ne eşitlik,ne özgürlük ne de adalet vardı!
Köylülüğü toprağa bağımlılıktan kurtardı,özgürleştirdi ama bu sefer başka bir köleliği ,ücretli köleliği onlara dayattı!
Aydınlanma Kapitalizm’in gelişiminin gereklerinden biridir.
Tarihte Reform ve Rönesans adı verilen hareketler biribirini izler ve bütünlerler.
Eğer Dinde reform yapılmışsa bunun nedeni Kapitalizm’in   gelişimi içindir.
Aksi takdirde,geçmişin bağnaz düşünceleriyle ,keşifler ve icatlar yapılamaz,pek çok keşif edilmemiş topraklar ve o topraklar üzerinde yaşayan insanlar sömürgeleştirilemez,o topraklar üzerindeki ham maddeler yağmalanamazlardı..
Bir diğer konu Kürt Ulusalcılığı ve onun kuyruğuna benim takılmam.
Biraz insaf Melnur!
Yazdıklarım ortada,zaman zaman Kürt Hareketini eleştirdiğimide biliyorsun ama senin fark edemediğin benim Kürt Hareketine bakışımın senin gibi Türk Ulusalcılarının bakışı ile   bir ve aynı olmadığı!
Evet ben Kürt Hareketini UKKTH bağlamında koşulsuz ve mutlak SAVUNUYORUM.
Ama bu demek değil ki onların bu hakkı KULLANIMINDA yaptıkları yanlışları dile getirmeyeceğim.
Oysa siz kökten yadsıyorsunuz!
Damarlarınızda akan o “asil” kan sizi böyle yönlendiriyor.
Enternasyonalist olmakla,Sosyal Şoven,Ulusolcu olmak arasındaki fark bu olsa gerek!


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.492
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 28.05.2017- 13:57
Alıntı yaparak cevapla  


 Alıntı Çizelgesi: KARINCA yazmış

Önce şu ilericilik yada ilerleticilik konusuna değinmek gerekiyor!
Melnur’un bu konuda kafası epey karışık!
Marks bu kavramı kullanırken kavramı,   üretici güçlerin gelişmesi temelinde ele alıyor.
İçinde bulunduğu tarihsel kesit de Burjuva Devrimler,Feodalizm de gelişimi feodal üretim ilişkileri tarafından engellenen üretici güçlerin gelişiminin önünü açtığı için ,Marks bu bağlamda Burjuva Devrimleri İLERİCİ, ya da daha doğru bir deyimle İLERLETİCİ   olarak görür.
Yoksa onun topluma,özgürlük,eşitlik ve adalet dağıtacağı için değil.
1789 Fransız Burjuva Devrimi,eşitlik,özgürlük,adalet sloganlarıyla işçileri ve emekçileri yanına çekti ama devrim sonrası ortada ne eşitlik,ne özgürlük ne de adalet vardı!
Köylülüğü toprağa bağımlılıktan kurtardı,özgürleştirdi ama bu sefer başka bir köleliği ,ücretli köleliği onlara dayattı!
Aydınlanma Kapitalizm’in gelişiminin gereklerinden biridir.
Tarihte Reform ve Rönesans adı verilen hareketler biribirini izler ve bütünlerler.
Eğer Dinde reform yapılmışsa bunun nedeni Kapitalizm’in   gelişimi içindir.i
Aksi takdirde,geçmişin bağnaz düşünceleriyle ,keşifler ve icatlar yapılamaz,pek çok keşif edilmemiş topraklar ve o topraklar üzerinde yaşayan insanlar sömürgeleştirilemez,o topraklar üzerindeki ham maddeler yağmalanamazlardı..




Veda şimdi bunları yazarak ne anlatmış oldun? Bu coğrafyadaki Türkiye aydınlanmasına kin ve nefret duymanı Marks üzerinden bir şeyler söyleyerek haklı mı çıkardın sanıyorsun? Türkiye solcusunun tıpkı senin yaptığın gibi, bilim, akıl, laiklik ve benzer bir yığın Cumhuriyet kazanımlarına düşmanlık mı etmeli? Tıpkı kürt milliyetçileri gibi kuruluş döneminin bu çok önemli değişimlerine karşıt bir pozisyon mu almalı? Ve üstelik AKP gericiliği neo-osmanlıcı bir anlayışla bu kazanımları ortadan kaldırmaya çalışırken?!




Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.492
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 28.05.2017- 14:08
Alıntı yaparak cevapla  


 Alıntı Çizelgesi: KARINCA yazmış


Bir diğer konu Kürt Ulusalcılığı ve onun kuyruğuna benim takılmam.
Biraz insaf Melnur!
Yazdıklarım ortada,zaman zaman Kürt Hareketini eleştirdiğimide biliyorsun ama senin fark edemediğin benim Kürt Hareketine bakışımın senin gibi Türk Ulusalcılarının bakışı ile   bir ve aynı olmadığı!
Evet ben Kürt Hareketini UKKTH bağlamında koşulsuz ve mutlak SAVUNUYORUM.
Ama bu demek değil ki onların bu hakkı KULLANIMINDA yaptıkları yanlışları dile getirmeyeceğim.
Oysa siz kökten yadsıyorsunuz!
Damarlarınızda akan o “asil” kan sizi böyle yönlendiriyor.
Enternasyonalist olmakla,Sosyal Şoven,Ulusolcu olmak arasındaki fark bu olsa gerek!




SF'de kürt ulusalcılarının hegemonya kurduğu dönemde onlara az mühimmat taşımadın. O günleri ne çabuk unuttun. O günden bu günlere sende değişen pek bir şey olmadı. Biraz   sesini kıstın o kadar. Ama yeri geldiğinde   belki de ''enternasyonalistliğinin gereği''(!) ''haydi oylar HDP'ye'' diyebildin. Kendini enternasyonalist olarak niteliyorsun ama gerçekte bu durum, sizlerdeki YÖNSÜZLÜKTEN kaynaklanıyor. Lafa gelince komünist marksist, pratikte ne olduğunuz belli değil ve daha çok kürt ulusalcılığına yedeklenme veya ülke gündemine kürt ulusalcılığının perspektifinden yaklaşma sizlerin belirgin özelliğiniz. Kürt hareketi seçimleri boykot mu ediyor, aldığınız karar boykot oluyor. Kürt hareketi emperyalizm konusunda sola karşı ''utangaç bir tavır'' mı sergiliyor; sizlerde de hemen emperyalizmi bölgemizde yadsıma eğilimi ortaya çıkıyor. Devrim perspektifi zaten yok. Bence liberalizmin kozmopolitizmini sizler enternasyonalizm olarak içselleştirmişsiniz.

Başka bir şey değil!


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

KARINCA
[KARINCA]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 30.10.2013
İleti Sayısı: 108
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 28.05.2017- 19:54
Alıntı yaparak cevapla  


İşte hep diyorum,damarlarda akan "asil" kanın ,kişide neden olduğu hezeyanlar.
Bu ülkede yaşayan halklara karşı kin ve nefret duygularıyla dolu olmak
Bu nasyonel baydan başka türlüsüde beklenmez zaten.
Çünkü Sosyal Yurtseverlikle,Sosyal Şovenizm aynı madalyanun,önlü arkalı iki   yüzüdür.
Bunların yüreklerinin   yarısına Mustafa Suphi'nin katilini,diğer yarısında da,hiç utanmadan Mustafa Suphiyi koyarlar.Aynı yürekte hem katil,hem o katil tarafından öldürülen maktul.Bundanda utanmazlar.Bunlar Perinçekten de tehlikeli,hiç olmazsa onun ne olduğu artık açığa çıktı.







__________________

Bu ileti en son KARINCA tarafından 28.05.2017- 19:59 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.

Yeni Başlık  Cevap Yaz
Toplam 2 Sayfa:   [1]   2   >   son» 



Forum Ana Sayfası  »  Sözde sol-sosyalist forumlar...
 »  Lenin’in Sovyetleri, Atatürk’ün Cumhuriyeti

Forum Ana Sayfası

 Bu konuyu 2 kişi görüntülüyor:  2 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.

Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Tank Cumhuriyeti'nden TOMA Cumhuriyeti’ne dayanışma 0 1425 24.05.2014- 21:33
Konu Klasör ‘Atatürk’te birleşmek’/Yavuz Alogan melnur 0 1926 18.02.2014- 09:41
Konu Klasör Atatürk’te birleştik vatanı böldürmeyiz kemalist 1 1076 30.10.2014- 11:42
Konu Klasör Atatürk ilk resmi TKP'yi neden kurdurdu? ayhan 6 4004 25.10.2015- 09:15
Konu Klasör Bayrak ve Atatürk büstü yakmak provokasyon denizcan 4 1017 09.10.2014- 14:26

Etiketler   Lenin’in,   Sovyetleri,   Atatürk’ün,   Cumhuriyeti


Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Tank Cumhuriyeti'nden TOMA Cumhuriyeti’ne dayanışma 0 1425 24.05.2014- 21:33
Konu Klasör ‘Atatürk’te birleşmek’/Yavuz Alogan melnur 0 1926 18.02.2014- 09:41
Konu Klasör Atatürk’te birleştik vatanı böldürmeyiz kemalist 1 1076 30.10.2014- 11:42
Konu Klasör Atatürk ilk resmi TKP'yi neden kurdurdu? ayhan 6 4004 25.10.2015- 09:15
Konu Klasör Bayrak ve Atatürk büstü yakmak provokasyon denizcan 4 1017 09.10.2014- 14:26

Etiketler   Lenin’in,   Sovyetleri,   Atatürk’ün,   Cumhuriyeti


Forum Yazılımı:   php Kolay Forum (phpKF)  ©  2007 - 2014   phpKF Ekibi



Forum Mobil RSS