Ana Sayfa  |  Yardım  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Forum Ana Sayfası  »  Devrimci önderler ve politik portreler
 »  Sosyalizme adanmış yaşamlar...

Yeni Başlık  Cevap Yaz
Sosyalizme adanmış yaşamlar...           (gösterim sayısı: 613)
Yazan Konu içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.980
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Konu Tarihi: 23.12.2017- 02:28
Alıntı yaparak cevapla  


Sosyalizme adanmış bir hayat: Bilal Şen

Resim Ekleme


''1920'de Bulgaristan'ın Razgrat ili Ostrovo köyünde'' doğduğunu ''Türkoğlu Türk'' olduğunu, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkşye'ye geldiğini, üniversitede okurken aynı zamanda gece işçisi olarak çalıştığını, o dönemde 1 Mayıs bildirisi dağıtmaktan tutuklandığını, 1946'da Şefik Hüsnü'nün Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi'ne girdiğini, 48'de bir ''provakasyon sonucu'' gözaltına alındığını 11 ay yatıp çıkarıldığı mahkeme tarafından aklandığını ve serbest bırakıldığını yazıyor özgeçmişinde.

Sonrası da farklı değil.

Gündüzleri okuyor, üniversiteyi bitiriyor. Yaşamını sürdürebilmek için özellikle geceleri ve sürekli çalıştığını, TSEKP altı ay sonra kapatıldığı için 1949'dan 1951'e kadar Türkiye Komünist Partisi içinde ''gizli parti çalışmalarında''bulunduğunu 1951'de tutuklandığını 1954'de mahkum edildiğini, hapis ve sürgün cezalarına çarptırıldığını söylüyor.

Evet, sonrası da hiç farklı değil.

1954 sonralarına doğru vatandaşlıktan çıkarma, sınırdışı edilme, 1965 yılına kadar partinin çeşitli kademelerinde çalıştığını 1965 yılı Mayıs'ında önce ''Demokratik Almanya''dan Ekim'inde ise   Sovyetler Birliği''den sınırdışı edildiğini, 1981 yılına kadar Bulgar Bilimler Akademisi'nde çalıştığını, emekli olduğunu ''ve artık ''kah Sofya'da kah Moskova'da'' yaşadığını, 1991 yılında Türkiye'den ''vatandaşlığının ihyasını istediğini'' ''ret cevabını aldığını'' yazıyor.

Evet, böyle bir özgeçmişi var BİLAL ŞEN'in.

1996 basımı, Küresel Yayınları'ndan çıkan Cumhuriyet'in İlk Yıllarında TKP ve Komintern İlişkileri adlı kitapçığının ''Özgeçmişim'' bölümünde bunları yazıyor.

111 sayfalık bir kitapçığın bu bölümünü tekrar tekrar okuyorum. Uyku da tutmuyor artık. O dönemde ve ağır illegalite koşullarında sosyalizme adanmış   bir hayat, hayatlar...

Kitapçığın Büyük Tutuklama başlığı taşıyan ilk bölümünde beş yıldan fazla cezaya çarptırılan 25 kişinin ''birbirine kelepçelenip'' İstanbul'da Adana'ya, Merkez Cezaevi'ne   olan ve 48 saat süren bir ''yolculuğu'' aktarılır.

Bir iki kısa mola dışında birbirine kelepçeli 25 insanın 48 saat süren bir yolculuğu. Dile kolay, bir cezaevi aracında birbirine kelepçeli 48 saat süren bir yolculuk!

Kimler yok ki:

''Zeki Baştımar, Enver Gökçe, Halil Yalçın, Cazım Aktimur, Kamil Akar, Şevki Akşit, Mihri Belli, Ruhi Su, Abdulkadir Demirkan, Reşat Fuat Baraner, Kemal Ergin, Recep Yelkenkaya, Macit Bilge, Ahmet Bilge, Sabahattin Dikmen, Orhan Suda, Ahmet Gayretli, Kamuran Baştuci, Faruk Vural, Fadıl Berkan, Cemil ..., Süleyman Şalter, Bekir Karayel, ...Bilal Şen''

Hiç kuşkusuz bu kadar değiller. Sadece 1951 tutuklamasında yargılanan ve kayıtlara geçmiş 184 kişi.

Öncesi var, sonrası var...
Baskı, zulüm, işkence...

Nazım Hikmet, Sabahattin Ali ve daha niceleri...

''Bu nasıl bir yaşam?'' diye sorası geliyor insanın.

Şaşkınlık ve saygı, bir arada!

Bu nasıl bir sevdadır?
Nasıl bir AŞK!

Ve bir ömrün bütünüyle sosyalizme, sınıf mücadelesine adanması, bir AŞK ve SEVDA olmadan sürdürülmesi ve hemen her koşulda sahiplenilmesi, evet, bir büyük AŞK ve SEVDA olmadan gerçeklik kazanabilmesi mümkün değildir.

Şimdilik Selam Olsun diyelim, sonra devam ederiz.






__________________

Bu ileti en son melnur tarafından 07.01.2018- 08:14 tarihinde, toplamda 4 kez değiştirilmiştir.

Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.980
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 23.12.2017- 03:18
Alıntı yaparak cevapla  


15-20 gündür başka bir kitabı okuyordum. Bertram D. Wolfe'nin Sevinç Matbaasında basılmış Devrim Yapan Üç Adam adlı kitap.   Hayli kalınca, 800 sayfaya yakın ve Prof. Ünsal Oskay yapmış çevirisini. Lenin, Stalin ve Troçki özelinde Rusya'nın koşulları, devrime giden süreç, RSDİP'in örgütlenmesi, Bolşevizm üzerinde çok ayrıntıya giren bir kitap bu. Bazı bölümleri defalarca   ve geriye dönerek okumak gerekiyor; en azından benim için böyle. Bir alışkanlığım da var: Bu tür kitapları okurken araya mutlaka başka kitaplar da sokuyorum. Örnekse, Hindistan'da başbakanlığa kadar yükselmiş ama orada savunduklarının tam tersini yapmış bir lider Nehru'nun   Sosyal Devrimler ve Ulusal Savaşlar adlı kitabını da araya sıkıştırmıştım. İktidara gelmeden önce sosyalizm, Marksizm üzerine görüşlerini ve hapishanedeyken bu konuda yazdığı ''mektupları'' gerçekten önemli. ( Böyle örnekler de var: Aşk ve sevda olmadan sınıf mücadelesi içselleşmeden süreç çoğu zaman karşı devrimci bir role de evrilebiliyor. Nehru'nun hayatı böyle.)

Neyse!

Dün gece de   Bilal Şen'in kitapçığını araya sokmuştum.

İşte o ''özgeçmiş'' insanı gerçekten hırpalıyor, insan dayak yemiş gibi oluyor. Bir üstte yazdığımı yinelemek isterim: Böyle bir hayata dayanabilmek nasıl mümkün olabilir. Sürekli baskı, sürekli zulüm, işkence... Hep bir sürgün hayatı, hep bir gözetim altında olmak, böyle bir duyguyla bir ömür geçirmek...-nasıl bir şey bu?

''Eski tüfek'' olarak da nitelenen yoldaşlarımızın yazdığı kitaplar gerçekten çok etkileyici olabiliyor.A.kadir'in ''belki gerekli, belki gereksiz'' diyerek kaleme aldığı Mutlu Olmak Varken adlı kitabın ''önsöz''ü de öyle; çarpıyor insanı. ''İyi ki yazmışlar'' dedirtiyor. Hamasetten uzak, tam bir içtenlik örneği bu tür satırlar. Alıp götürüyor insanı. Belki akşam vaktine denk getirmemek de gerekiyor; sonrası uykusuzluk!

Solculuk aşk ve sevda işidir.
İşin içinde bir naiflik ve bir romantizm her zaman vardır.

Ve bana öyle geliyor ki, sosyalizm bir aşk ve sevda haline dönüşmemişse fena!

Bilal Şen, kitapçığının Büyük Tutuklama bölümünde, birbirine kelepçeli 25 kişinin İstanbul'dan Adana'ya ''yolculuğu''nda mahkum Ruhi Su'nun ''duygulara tercüman'' olduğunu yazar:

Hasan dağı Hasan dağı
Eğil eğil, eğil bir bak
Sıkıyor zincir bileği
Candarmada din iman yok
Sıkıyor zincir bileği
Candarmada din iman yok.

Gidiyor kalktı gücümüz
Gülmez, ağlamaz içimiz
İnsan olmaktı suçumuz
Hasan Dağı, insan olmak
İnsan olmaktı suçumuz,
Hasan dağı insan olmak


Aşk ve sevdaydı sosyalizm. Sosyalist olmak aşık olmaktı, sevdalanmaktı.
Tepeden tırnağa aşk'tı...
Sevdaydı...

Kısaca, insan olmaktı!






Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.980
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 25.12.2017- 14:18
Alıntı yaparak cevapla  


1920'de Bulgaristan'da doğduğunu belirtiyordu, Bilal Şen. Yaşayıp yaşamadığını merak etmiştim. Google'da yaptığım aramada bu konuda bir bilgiye de rastlamamıştım. Biraz da öyle olmasını istediğim için aklıma farklı bir şey getirmemiş ve ''yaşlı da olsa yaşıyordur'' diye geçirmiştim aklımdan. Ama çok geçmedi belki de o gün veya bir gün sonra facebook'ta bir haber: ''Bilal Şen Moskova'da hayatını kaybetti.'' Öncelikle büyük bir şaşkınlık ve üzüntü, sonrasında ise aklıma takılan ve yanıtlanması gereken bir yığın soru...

Face'teki haber TÜSTAV kaynaklı idi. ( Bu konuda İbrahim Özyürek arkadaşa da selam ve saygı.)

Değerli Arkadaşlar,

Anısı bol olsun Bilal Şen abimiz dün Moskova'da Türkiyeli, Bulgaristanlı ve Rusyalı dostları tarafından uğurlandı. Küllerinin son ikametgahına konmasının ardından düzenlenen yemekte kızı Nâzım Hikmet'in Otobiyografi şiirini, Mehmet Tagaçar Rusça bir şiir okudu, anıları paylaşıldı.

dostlukla


Ve bir fotoğraf:

Resim Ekleme

Bakıyorum fotoğrafa ve hala gülüyor Bilal Şen, yaşadığı onca acı, yoksulluk ve yoksunluktan sonra bile hiçbir pişmanlık duymamış bir ifade var yüzünde.   Aşk ve sevdayla, ve bitimsiz bir tutkuyla bağlılık gösterdiği sosyalizm güzellik ve gülümse olarak yüzüne yansımış. Benimse aklıma gelen, kitabının ilk bölümünde yaşadıkları...Bilal Şen ile birlikte 25 sosyalistin bir cezaevi aracıyla ve 48 saat süren ''yolculuğu''! Bir iki kısa mola dışında 48 saat süren bir yolculuk.

Kuşkusuz bu insanların yaşamları bu örnekle betimlenemez. Bilal Şen dahil hemen hepsinin kendilerine özgü hikayeleri, kendilerine özgü acıları var. Ama hepsinde ortak olan nokta sosyalizme ve sınıf mücadelesine olan bağlılıkları. Onların bütün mücadeleleri sömürüsüz ve daha güzel bir dünya özlemi üzerineydi. Ve çekilen bunca acı, bunca yoksulluk ve yoksunluk bundandı. Onlar daha güzel bir dünya için kendi yaşamlarını bile yok sayabilmişler ve bireysel bir yaşamları yokmuş gibi davranabilmişlerdi.

Böyle bakıldığında o tabutun üzerindeki fotoğraf ne kadar da şövalyece geliyor!

Bilal Şen'i hiç tanımıyordum, belki benim ayıbımdır, adını bile duymamıştım. Geçmişimizde, yakın sayılacak bir geçmişte böylesi şövalyeci davranışlar içinde olan o kadar çok sosyalist aydınlarımız, öncülerimiz var ki! Hepsini hatırlamalı, hiçbirini unutmamalıyız. O'nların yaşamlarının boşa gitmediğini yeni kuşaklara mutlaka aktarabilmeliyiz. Hemen her gün üç sol-sosyalist haber sitesine giriyor olmama rağmen bu konuda hiçbir habere ve yoruma rastlayamamış olmam da düşündürücü. Belki de ben fark edemedim, bilmiyorum ama, böyle bir şey olsa bile sol-sosyalist sitelerimizin bu konudaki yorumları daha fazla da olabilmeli, daha sürekli olabilmeli ve hatta, bu konuları sürekli gündeme taşıyacak bir bölümün gerekliliği iyice anlaşılmalı.

Işıklar içinde yatsınlar!
Bilal Şen, ışıklar içinde yatsın.
Mücadelesi mücadelemize yol gösterici olacaktır.

Resim Ekleme

Unutulmamasını diliyorum.
Unutulmamalılar!



__________________

Bu ileti en son melnur tarafından 25.12.2017- 14:23 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.

Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.980
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 26.12.2017- 03:14
Alıntı yaparak cevapla  


İleri haber'de gördüm biraz önce. ''Tarihsel Türkiye Komünist Partisi’nin son temsilcilerinden olan Bİlal Şen yaşama veda etti.'' şeklinde vermişler haberi.Tarihi 25 Aralık ve yorumsuz olarak verilmiş haber.

27 Kasım 1920’de doğan Bilal Şen, 1940’lı yıllardan itibaren komünist hareket içerisinde yer aldı. Komintern arşivlerinin açılmasının ardından bu arşivlerde TKP ile ilgili belgelerin araştırılmasına yöneldi ve TÜSTAV’da kopyaları bulunan   bir dizi belgenin alınmasında emeği geçti.

1963 ve 1965 yılları arasında TKP MK Dış Büro üyeliği yapan Bilal Şen'in, TÜSTAV Sarı Defterler dizisinden yayınlanan “Anılar” adlı bir kitabı ve Küyerel Yayınları’ndan çıkan “Cumhuriyetin İlk Yıllarında TKP ve Komintern İlişkileri” adlı kitabı bulunmaktadır .

Bilal Şen'in Moskova'da gerçekleşen cenazesine, Türkiyeli, Bulgaristanlı ve Rusyalı dostları katıldı.


http://ilerihaber.org/icerik/tkp-emektarlarindan-bilal-sen-hayata-gozlerini-yumdu-80299.html


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.980
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 07.01.2018- 08:13
Alıntı yaparak cevapla  


TKP önderlerinden Celalettin Kesim Berlin'de anıldı

TKP önderlerinden Celalettin Kesim, katledilişinin 37. yılında Berlin'de anıldı.

Resim Ekleme

soL - Almanya

TKP önderlerinden Celalettin Kesim, katledilişinin 37. yılında Berlin'de yoldaşları ve dostlarıyla birlikte anıldı.

Alman Komünist Partisi ve Türkiye Komünist Partisi Berlin Örgütü'nün çağrısıyla yapılan anmada Kesim'in katledilmesinin de nedeni olan yaşamı boyunca verdiği sosyalizm mücadelesi ve komünist kimliğinin,   bugün kızıl bayrağın taşıyıcılığını sürdüren Türkiye Komünist Partisi saflarında yaşamaya devam ettiğinin altı çizildi.

TKP Almanya Örgütü adına selamla konuşması yapan Murat Alp, Celalettin Kesim'in 37 yıl önce bu meydanda Türkiye MİT'inin desteği ile Türkiyeli dinci faşistler tarafından saldırıya uğradığını, Alman polisinin olayı görmesine rağmen müdahale etmediğini, Celalettin'i kendi kucaklarında taşımak zorunda kaldıklarını aktardı.

Almanya'nın bugünün Türkiyesi'ndeki dinci gerici iktidarla arasındaki anlaşmazlıkların yanıltıcı olduğunu, söz konusu anti-komünist mücadele olduğunda sınıf kardeşliklerini hatırladıkları söyleyen Alp, Kesim boşuna ölmedi onun mücadelesini iki ülkenin işçi ve aydınları aynı safta mücadele ederek yaşatıyor, dedi. Ardından DKP sözcüsü Alman Devleti'nin Kesim'in katlinin karanlıkta kalmasında baş sorumlu olduğunu ve bunu aydınlatmak için mücadele ettiklerini dile getirdi.

Geleneksel olarak her yıl Berlin'de düzenlenen Rosa Luxemburg Konferansı ve Luxemburg, Liebknecht ve Lenin anma yürüyüşünde her yıl olduğu gibi bu yıl da üç komünist parti, DKP, YKP ve TKP'nin birlikte yürümesi için çağrıda bulunuldu. Ardından anıtın önünden, Celalettin Kesim'in anısına geleneksel olarak her yıl yapılan çorba ikramının yapıldığı salona yürüyüşe geçildi.

TKP Almanya örgütü tarafından yapılan açıklamanın tamamı şöyle:

Değerli dostlar, sevgili yoldaşlar, 5 Ocak 1980 tarihinde Berlin’de faşist ve gerici bir güruh tarafından gerçekleştirilen haince bir saldırıyla katledilen öğretmen, sendikacı ve TKP militanı Celalettin Kesim’in 38. ölüm yıldönümü için bir kez daha bir araya geldik.

Otuz yedi yıllık kısa yaşamına çok şey sığdırdı. Eğitim emekçisi bir komünist olarak, aynı zamanda bizlere çok fazla şey öğretti. En önemlisi, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin devrim ve sosyalizm mücadelesinden bağımsız olamayacağını aklımıza ve yüreğimize kazıdı.

Başta Sovyetler Birliği olmak üzere reel sosyalizmin insanlığa sunduğu her türlü kazanıma dönük gerici kuşatmanın ve alçakça saldırıların yoğunlaştığı bir dönemde sosyalizm cephesinin daha da güçlenmesi için en ön safta tereddütsüz yerini aldı.

Türkiyeli bir ilerici olarak, gericiliğin her türlüsüyle uzlaş- maz mücadelenin aynı zamanda enternasyonalizmin de gereği olduğunun bilincinde bir komünistti. Tam da bu yüzden katledilmesinden bir hafta önce, Afganistan’da emperyalizmin desteğiyle palazlanan dinci gericilik karşısında devrimci, ilerici güçlerle dayanışma için bildiri dağıtmıştı. Bildiri dağıtımına saldırmaya cesaret edemeyen gerici güruh bir hafta sonra Türkiyeli devrimcileri hedef aldı.

Celalettin yoldaş, 5 Ocak tarihinde Türkiye’de ordunun verdiği ültimatom sebebiyle yine sokaktaydı. 12 Eylül tarihinde gerçekleşen faşist askeri darbeden tam 9 ay önce verilen askeri muhtırayı protesto edip, yurtsever ilerici güçleri NATO ve ABD’nin planlarını bozmaya çağıran bildiriyi dağıtırken katledildi. Yaşanan bu cinayet, Avrupa‘da Türkiye kökenli emekçiler arasında kitleselleşen komünist hareketi yıldırmaya yönelik örgütlü bir operasyondu. Kontrgerilla tarafından örgütlenen cinayet, emperyalist Alman devleti tarafından karanlıkta bırakıldı.

Başını ABD emperyalizminin çektiği uluslararası gericilik, işçi sınıfının kazanımlarına ve reel sosyalizme karşı saldırılarını artırıyordu. Şili‘deki faşist darbe, Thatcher‘ın neoliberalizmi ve Sovyetler Birliğine karşı örgütlenen islamcı Yeşil Kuşak Projesi - hepsinin hedefinde insanlığın sosyalizm için mücadelesi vardı.

Reel sosyalizmin çözülüşünün ardından halen içinden geçmekte olduğumuz bu dönemde, Celalettin Kesim’in yaşamı pahasına sürdürdüğü kavga önemini ve güncelliğini koruyor. Bu kavga, emek sömürüsüne dayalı kölelik düzeniyle hesaplaşmaksızın gericilikle mücadelenin olanaksızlığını gösteriyor.

Bu kavga, gericiliğe karşı aydınlanma mücadelesinin ikirciksiz asıl sahiplerinin komünistler olduğunu gösteriyor. Bu kavga, gerçek enternasyonal dayanışmanın yolunun sınıf mücadelesi ve aydınlanma mücadelesinde ısrardan geçtiğini gösteriyor.

Celalettin Kesim’i de, yaşamından çıkardığımız dersleri de unutmayacağız. Kavgasını, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya kurana dek sürdürme kararlılığıyla, anısı ve mücadelesi önünde bir kez daha saygıyla eğiliyoruz.

Yaşasın devrim, yaşasın sosyalizm!

Yaşasın uluslararası dayanışma!

Yaşasın Türkiye Komünist Partisi!

Türkiye Komünist Partisi Almanya Örgütü

http://haber.sol.org.tr/toplum/tkp-onderlerinden-celalettin-kesim-berlinde-anildi-223981


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.980
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 11.01.2018- 04:45
Alıntı yaparak cevapla  


TKP emektarı Halil Bozkurt hayatını kaybetti

1958'den beri TKP üyesi olan Halil Bozkurt hayatını kaybetti.

Resim Ekleme

TKP İzmir İl Örgütü üyesi Halil Bozkurt hayatını kaybetti. 1958'den beri TKP üyesi olan Bozkurt'un cenazesi perşembe günü saat 16.00'da Bergama'daki evinin önünden kaldırılacak.

HALİL BOZKURT KİMDİR?

1943'te doğan Halil Bozkurt, 1958 yılında Derby Fabrikası'nda çalıştığı sırada TKP üyesi oldu. Derby ve Gümüş Motor fabrikalarında örgütlenme faaliyetleri yürüterek grevlere çıktı.

1960'lı yıllarda öğretmenlik hakkı kazanmasının ardından Türkiye Öğretmenler Sendikası ve Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği'nde çalışmalar yaptı. Bozkurt, 12 Eylül Darbesi sonrasında mücadeleye BSP, ÖDP ve TKP'de devam etti.

http://ilerihaber.org/icerik/tkp-emektari-halil-bozkurt-hayatini-kaybetti-80829.html

Bir güzel insan daha hayatını yitirdi. Hakkında hiçbir şey bilmiyor, bu kısa bilgilerle yetinmek zorunda kalıyoruz! SOLportal ve gazete manifesto'da aradım, böyle bir haber yok. İlk ayrışmadan sonra HTKP'de kalmış olması onun mücadelesinin yok sayılması anlamına gelmemeliydi. Bu garip psikolojiyi de üzerimizden bir türlü atamadık!

Işıklar içinde yatsın!


Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.980
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 17.01.2018- 10:11
Alıntı yaparak cevapla  


Binlere bedel bir komünist: Şoför İdris

İdris Erdinç’i 17 Ocak 1996’da yitirdik. Türkiye Komünist Partisi’nin Şoför İdris’i 82 yıllık yaşamının 67’sini parti üyesi olarak geçirdi. Lakabını en fazla şoförlükten kazandığı parayı partisine götürüp verdiği için sevdiğini söylerdi. 80 yaşında parti kortejinin ön sırasında tulumuyla yürümeyi sürdürdü. Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

Resim Ekleme

2017 Türkiyesinde komünist olmak zor diye düşünülebilir. AKP karanlığı, gericilik, muhalefete dönük sindirme operasyonları ve genel olarak Türkiye’de solun güçsüzlüğü, işçi sınıfının örgütsüzlüğü… Komünistlere kendiliğinden alan açan bir nesnellik yok. Peki ya 1930’lar, 1940’lar Türkiyesinde komünist olmak? Komünistlerin illegal koşullarda mücadele etmek zorunda oldukları, anti-komünizmin güçlü, işçi sınıfının sayıca az olduğu yıllar. Ancak komünistler o yıllarda da örgütlenmeyi bilmiş, özellikle tütün gibi bazı sektörlerde, azımsanmayacak sayıda sağlam kadro çıkarmayı başarmıştır.

Herkesin Şoför İdris diye bildiği İdris Erdinç bunlardan biridir. Şoför İdris daha çocuk yaşta Eminönü’nde tütün tezgahında çalışmaya başlar. Birinci Dünya Savaşı’nın dağıttığı bir ailenin çocuğudur. Savaşın neden olduğu muhacirlik (Bugünkü Bulgaristan topraklarında doğmuş savaş nedeniyle Anadolu’ya göç etmiştir) ve yoksulluk onu çocuk yaşında çalışmak zorunda bırakır. Şoför İdris mücadeleyi, kavgayı ve komünistliği yine çocuk yaşında işte bu tütün tezgahlarında öğrenir.

Yine tütün tezgahında çalışırken komünist olur: “Benim partilenmem bir teklifle olmadı. Ben tütünde çalışmaya başladıktan sonra, böyle yavaş yavaş, parti faaliyetlerinin içinde buldum kendimi. Bir gün bir baktım, arkadaşlar falan, abiler, beni partili gibi değerlendiriyor. Böyle oldu.” (s.35)*

Parti ona boks öğretir, tesviye öğretir şoförlük öğretir. “Parti azası olmak kolay bir iş değildi. Bir sürü deneylerden geçiyorduk. Tesviye, motor, boks, şoförlük… Bir sürü şey. Bir yerde okumuştuk, hep de söylenirdi, bunu hiç unutmamak lazım, bir partili, bir komünist binlere bedeldir.” (s.38)

1920’ler aynı zamanda işçi sınıfı için çok taze bir umudun yükseldiği yıllardır. Sovyetler Birliği, işçi iktidarının cisimleşmiş hali hem çok yakındadır hem çok uzak. Boğazdan geçen Sovyet gemilerine el sallamak siyasal bir eylemdir o günün komünistleri için, el sallarken yakalanmak ise polise deşifre olmak demektir.

Tütün işçisi komünistler, 1920’lerde işçilerin maaşından, Hilal-i Ahmer ve Teyyare Cemiyeti için %10 kesinti yapılmasına karşı mücadele yürütürler. Gizlice bildiri dağıtıp protesto yürüyüşü düzenlerler, polisle çatışırlar, gözaltına alınırlar. İspanya iç savaşı sırasında haftalıklarının bir günlük ücretini İspanya Cumhuriyetçilerine yollarlar.

İşçi sınıfı henüz çok kalabalık değildir. Ancak hak mücadelesi ve grevler Türkiye’de işçi sınıfının ortaya çıkışından beri mevcuttur. Türkiyeli komünistler de, 1920’den beri bu mücadelenin içinde olmuş, ona yön vermeye çalışmıştır. Şoför İdris parti ile birlikte 1929’daki tramvay grevine katılır, komünistler greve öncülük eder. İdris 15 yaşında partili bir işçidir artık.

Tüm bu mücadele tutuklamalar, polis baskısı, illegal faaliyetlerin ağır yükü ve sorumluluğu altında gerçekleşir. Dolayısıyla Şoför İdris ve eşi, diğer komünistler gibi sık sık iş hatta şehir değiştirmek durumunda kalırlar.

Komünistler için mücadele her yerdedir. 1930’larda Şoför İdris polis takibinden kaçmak için İzmir’e gider, karısıyla birlikte oranın köylerinde mevsimlik işçilerle birlikte tarlada çalışırlar. Burada da işçileri bilinçlendirmeye, örgütlemeye çalışırlar. Onlarla Ana’yı, Fransız Devrimi’ni ve Sabiha Sertel’in yazdığı Çitra Roy ve Babası romanını okurlar.

1936’da Şoför İdris yine İstanbul’da tütün işçisi olarak çalışmaktadır; Ahırkapı’da Nemlizadeler’in tütün fabrikasında. İşçilerin hak arama mücadelesi, yaklaşık 2 bin işçinin katıldığı bir greve dönüşür. Şoför İdris ve komünistler bu grevde de önemli bir rol oynar. Grev kazanımla sonuçlanır. Şoför İdris anılarında grevi anlatırken şunları söyler: “Ahırkapı eylemi, o zamanın işçi mücadeleleri içinde en büyük hak alma kavgasıydı. Daha önceden bu yekunde bir kalabalık toplanmamıştı. Bu eylem işçilere sevk ve idare açısından da tecrübe kazandırdı. Partinin gücü arttı. İşçilerin hak alma bilinçleri oluştu, gelişti. (…) Çıkardığımız en büyük ders, sıradan işçiyi polise düşürmemekti. Kavgayı asıl yüklenecek ve eziyete katlanacak olanlar komünist işçilerdi.” (s.67)

1946 yılında DP ile birlikte siyasi partilerin kurulmasının serbest bırakılmasının ardından Şefik Hüsnü, komünistlerin açık faaliyet imkanından faydalanması için hemen Türkiye Sosyalist Emekçi Köylü Partisi’ni (TSEKP) kurar. Şoför İdris o sırada askeriyede şoför olarak çalışmaktadır. Şefik Hüsnü kendisini çağırıp Kocaeli’nde yasal partiyi kurma görevini verir. Şoför İdris, bir saniye bile tereddüt etmez, işini bırakıp Kocaeli’ne parti şubesini ve işçiler için sendika kurmaya gider. Şoför İdris TSEKP Kocaeli şubesini ve Kocaeli İşçi Sendikaları Birliği’ni nasıl kurduğunu anılarında şu sözlerle anlatır:

“Parti binası tutulup, o afişleri de asınca topladım arkadaşları. Sen Mustafa İstaş, parti başkanı. Sen Yıldız, onun muavini. Ki o benim muavinimdi. Sen muhasebeci. Sen neşriyat. Sen teşkilat. Böyle, böyle… Bana artık sokakta selam vermeyeceksiniz. Şaşırdı bunlar. Ee, ne olacak? Ben sendikaları kuracağım. (…)

“Hemen gidip bir kahvenin üstünü tutuyorum. Orayı da düzenliyoruz. Sonra doğru Selüloz Sanayi Fabrikası’na gidiyorum motorcu, tesviyeci, direksiyoncu. Buyrun size bonservislerimi de göstereyim. İstediğinizden imtihan edin, muvaffakiyet gösterirsem alın. Tesviyeden ediyorlar, şahane iş çıkarıyorum. Bayılıyorlar. Tamam. Bana neredeyse yüzbaşı maaşına yakın bir ücret verecekler. İşçi tulumum üzerimde tezgahtayım.

“İşler yolunda. Salih isminde bir arkadaşı buluyorum. Hafta sonu, o fabrikada çalışıp da, sakat kalmış insanları buluyoruz. Kolu kopmuş, ayağı kopmuş. Karşılıksız dışarı atılmış. Hemen Salih resimlerini çekiyor onların. O resimleri alıp doğru İstanbul’a gidiyorum. Kalmuk’a, Benneci’ye. Hemen beyannameleri basıyoruz. Altına sendikanın adresini yazıyoruz. İşçi sendikalarının altında toplanın. Yoksa akıbette bunun gibi olursunuz. Bir üzüm sepeti. Altta beyannameler, üstte üzümler.” (s.121)

Ancak 1946’da “çok partili hayata geçiş” Demokrat Parti’den ibaret kalır. Birkaç ay sonra kurulmuş olan tüm sol, sosyalist partiler kapatılır. Komünistlere de yeniden yalnızca illegal mücadele seçeneği kalır. Yeni bir fırsat ancak 1961 yılında Türkiye İşçi Partisi ile yakalanacaktır. Şoför İdris TİP’e de üye olur. Sonra illegal TKP. TBKP’nin marksizm-leninizmden uzaklaşmasına itiraz eder… Ve 1990’larda “partisini” bulur. Sosyalist Türkiye Partisi ile kuruluş öncesi hazırlık toplantılarında tanışır. 1996’da yaşama gözlerini yumduğunda STP’nin devamı ve TKP’nin öncülü olan Sosyalist İktidar Partisi’ne üyedir.

82 yıllık hayatı boyunca Şoför İdris partinin olduğu her yerde olmuştur. Parti Şoför İdris’in olduğu her yerde. Şoför İdris, örgütlü mücadelenin her daim bir iradi müdahale olduğunun en somut örneklerindendir. Bir komünistin başlıca işi örgütlenmek, bulunduğu yerde partiyi örgütlemektir. Şoför İdris örgütçülüğün en güzel örneklerindendir. Komünistler işçi sınıfna öncülük eder, mücadelede ön açar, yol gösterir, en önde yer alır. Kendi deyimiyle, “bir komünist binlere bedeldir.”

Son olarak, örgütlenmek konusunda sözü yine Şoför İdris’e bırakalım:

“Önce kendini kabul ettireceksin, meziyetlerinle ve karakterinle. Bunu yapmadan propaganda ve sivrilik, çocukluktur ve bir şeye yaramaz.

“Sınıfımın kavgası, benim kavgamdır; benim şahsımda taşınıyor, nereye gidersem oraya. Bu benim için bir sanattı.” (s.109-110)

* Alıntılar: Hikmet Akgül, Şoför İdris Anılar, Yar yayınları, İstanbul, 2004

http://haber.sol.org.tr/toplum/binlere-bedel-bir-komunist-sofor-idris-182546


Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası  »  Devrimci önderler ve politik portreler
 »  Sosyalizme adanmış yaşamlar...

Forum Ana Sayfası

 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.

Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Dr. Hikmet Kıvılcımlı: Adanmış Bir Hayat melnur 1 453 16.12.2017- 00:51
Konu Klasör Üç Fidan’a adanmış şarkı ve türküler dayanışma 0 4000 07.05.2014- 11:47
Konu Klasör Sosyalizm mücadelesine adanmış bir yaşam Behice Boran melnur 3 2591 13.10.2013- 17:14
Konu Klasör Sosyalizme yer açmak solcu 0 848 17.04.2015- 09:23
Konu Klasör Sosyalizme dair... melnur 0 751 27.02.2017- 22:16

Etiketler   Sosyalizme,   adanmış,   yaşamlar.


Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Dr. Hikmet Kıvılcımlı: Adanmış Bir Hayat melnur 1 453 16.12.2017- 00:51
Konu Klasör Üç Fidan’a adanmış şarkı ve türküler dayanışma 0 4000 07.05.2014- 11:47
Konu Klasör Sosyalizm mücadelesine adanmış bir yaşam Behice Boran melnur 3 2591 13.10.2013- 17:14
Konu Klasör Sosyalizme yer açmak solcu 0 848 17.04.2015- 09:23
Konu Klasör Sosyalizme dair... melnur 0 751 27.02.2017- 22:16

Etiketler   Sosyalizme,   adanmış,   yaşamlar.


Forum Yazılımı:   php Kolay Forum (phpKF)  ©  2007 - 2014   phpKF Ekibi



Forum Mobil RSS