Ana Sayfa  |  Yardım  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Forum Ana Sayfası  »  Siyasi Gündem ve siyasi tartışmalar
 »  CHP ve solda merkezi çekim odağı...

Yeni Başlık  Cevap Yaz
CHP ve solda merkezi çekim odağı...           (gösterim sayısı: 292)
Yazan Konu içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.015
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Konu Tarihi: 06.02.2018- 09:22
Alıntı yaparak cevapla  


CHP kurultayı bitti. Hafta sonu HDP kurultayı var. Aydemir Güler CHP üzerinden sosyalist solun   konuya nasıl yaklaşması gerektiğini yorumladı. Aynı konu M.Çulhaoğlu'nun gündemindeydi. Aydemir Güler'in TKP'si ile Metin Çulhaoğlu'nun içinde bulunduğu HTKP açısından ülkemizde etkin bir çekim merkezinin nasıl yaratılacağı konusunda da iki farklı yaklaşım var, bu iki yazıda. Hatta biraz daha ileri de giderek, TKP'nin ilk ayrışmasındaki nedeni buralarda da arayabilmek mümkün. Sanırım CHP ve HDP üzerinden bu konuyu işleyebilmekte yarar var.

Önce M.Çulhaoğlu'nun ilgili yazısı:

PDM yeniden... - Metin Çulhaoğlu

CHP kurultayı geride kaldı.

Sırada, HDP’nin bu hafta sonu gerçekleşecek kongresi var…

İkisi birlikte yüzde 40 civarı oy potansiyeline sahip, parlamentoda temsil edilen muhalefet partileridir.   Bu iki partinin saflarında kendilerini demokrat olmanın ötesinde solcu, sosyalist olarak tanımlayan unsurlar vardır. İki partinin de dışında yer alan sosyalistler,   ülkenin bugün geldiği noktada, “ne halleri varsa görsünler” deme lüksüne sahip değildir.

Gelgelelim, “CHP böyle değil de şöyle olsa”, “şu HDP de 2015 ayarlarına yeniden dönse” gibi temennilerin herhangi bir yararı olmayacağı da açıktır.

Aslında sorunun özü, bu iki partinin de ötesinde ülkedeki toplumsal muhalefetin yaşadığı bir açmazda yatmaktadır.

***

“Açmaz” dediğimiz durum şudur: Mevcut rejimin yaptığı her şey, attığı her adım muhalif pek çok kesimde akla en önce bildiğimiz liberal-parlamenter demokrasi “alternatifini” getirmekte, ancak yapılan her şey ve atılan her adım bu alternatifi daha ötelere itmekte, gerçekleşme ihtimalini o kadar azaltmaktadır. Akla ilk gelen “çarenin” aynı zamanda gerçekleşme ihtimali en düşük şey olması ilginç bir açmaz sayılmalıdır.

Bundan iki üç yıl önce AKP’nin ve Erdoğan’ın üzerinin bir “liberal dalgayla” ve “restorasyonla” çizileceği görüşünde olanların hatası, siyasal süreçlerin teorik planda “en olası” görüneni, tam tersine “olasılık dışı” hale getirebileceğini pek düşünmemiş olmalarıdır.

Şunda olduğu gibi: Rejim, “gidici” olduğu en fazla söylenen uğraklarda kendini tahkim etmiş, “en zayıf dönemini yaşıyor” dendiği dönemlerde güç toplamanın bir yolunu bulmuş, “yönetemiyorlar” tespitinin yapıldığı anlarda da “işte bu da benim yönetim tarzım, böyle yönetiyorum” demiştir.

Bunun adı, neo-faşizmin devlet katında kurumsallaşması, toplum katında da kendine taban bulması, yaratmasıdır.   İşin içinde sihir de yoktur keramet de: Rejim, dünyadaki genel eğilimlerin, bölgedeki dengelerin ve boşlukların, sermaye sınıfının önceliklerinin hep birlikte böyle bir kurumsallaşmaya ve oluşuma en azından yeşil ışık yaktığını bilmektedir.    

***

Eğer muhalefetse, bugünkü rejimin görece zayıf kaldığı söylenebilecek alan, kurumsallıklar alanı (parlamento, siyasal partiler, yargı, medya, eğitim sistemi, vb.) değil her şeye rağmen toplumsal yaşamdır; gündelik yaşamın sürdüğü mekânlar ve ilişkilerdir.

Böyleyse, 1960’ların ikinci yarısında kimi çevrelerin dillerinden düşürmedikleri PDM (parlamento dışı muhalefet) imkânlarına yeniden ve ciddiyetle göz atılması yerinde olacaktır.

İsteyen ve mümkün gören bugünkü parlamentoda bile yapılabileceğini düşündüğü şeyler için adımlarını atsın; isteyen ve mümkün gören şu ya da bu “seçim stratejisine” yatırım yapsın; ama bu saatten sonra kimse kalkıp ne yapılacaksa ancak böyle ve bu araçlarla yapılabileceğini söylemesin.

Diri bir toplumsal muhalefetle desteklenmedikçe sonuç alınamayacağı bellidir.

***

Peki, PDM kendiliğinden ortaya çıkar mı?

Bir hareket-hareketlilik, zamanla kendi öncülerinin ötesine taşan, bir yerden sonra onları da kucaklayan boyutlara ulaşacak olsa bile, bugün “öncüler” üzerinde durmak zorundayız.

Sosyalist örgütlenmeler, partiler…

Birleşik Haziran Hareketi…

Süreç içinde oluşabilecek, yeni bir soluğu ve çekim merkezini temsil edebilecek bir “sol odak”…

CHP’lisi CHP’de, HDP’lisi HDP’de kaldığı halde siyasetin ve en önemlisi yaşamın çeşitli alanlarında başkalarıyla birlikte ses getirici bir muhalefet akımı yaratma uğraşına katılacak, omuz verecek olanlar…

Öncüler, bunlardır…

Ve hiç de “maksimalist” sayılmamalıdır: PDM ya da geniş toplumsal muhalefet, talepleri ve mücadele hattı söz konusu olduğunda kendini bildiğimiz “çoğulcu parlamenter düzenle” sınırlamadığı, özellikle eşitlik ve özgürlük gibi başlıklarda sözünü sakınmadan söylediği ölçüde güçlenecek, ses getirecek, bugün “değişmez” görünen pek çok parametre üzerinde etkili olacaktır…



Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 6.015
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 06.02.2018- 09:25
Alıntı yaparak cevapla  


Ve Aydemir Güler'in konuyla ilişkili yazısı:


Kimin kimden heyecanlandığı… - Aydemir Güler



Habere göre CHP Kurultayından komünistler heyecana kapılmış.

Kuşkusuz ülkenin ikinci büyük partisinin kongresi önemlidir, ancak heyecan başka bir çağrışım yapar. Galiba solda bir tek komünistler heyecanlanmadı geçen hafta sonu.

Zaten haberin başlığında da ironi vardı. Alışılageldiği üzere CHP kongresinden çıkan sonuç “eski hamam eski tas” olunca, sosyal medyada azımsanmayacak sayıda CHP’li politik konumlarını sorgulamış ve bu sorgulama içinde TKP’ye katılma, artık TKP’ye oy verme deklarasyonları da önemli yer tutmuş... Normaldir ve solcuların CHP’den bir şey çıkmayacağını düşünerek komünizmle heyecanlanmaları önemsiz değildir. Kemal (Okuyan) dünkü söyleşisinde umutlarının adresini değiştirme eğilimi gösterenlere açıkça çağrı yaptı zaten…

Benim değineceğim heyecan kongreyle sönümlenen heyecan türünden.

CHP ortalaması “yeter ki değişsin” arzusuna meyletmişti. Kongre de cevaben bir şey değişmeyeceği yönünde karar aldı. İçeriksizliği çok belli olan, değişimin içeriği ve yönüne dair duyarlılıktan yoksun olan bu arzuyu, ne yadırgıyorum ne de ayıplıyorum. CHP’yi karakterize eden hareketsizliktir. Muharrem İnce’nin eleştirileri içinde Kılıçdaroğlu’nun vagonu sallamakla yetindiği anlamına gelen vurgular da vardı. Haklıdır. Yürüyüştü, haftalık konuşmalardı, açık hava toplantılarıydı… her defasında geriye bakıldığında hareketsiz birinin kesik kesik öksürmesinden öte bir izlenim kalmıyor!

“CHP budur, daha fazlasını niye bekliyorlar” da demeyeceğim. Geçen Haziranda dediğimiz gibi adaletin, aranması gereken bir erdem ve ertelenemez bir toplumsal ihtiyaç olduğu doğruysa, değişim beklentisi meşrudur, hatta ilerleticidir.

Lakin… Değişimin içeriğinin ilerici, yönünün sol olması gerektiği de bir o kadar açık değil midir?

Sahi, ne değişsin isteniyor olabilir ki? Ekmeleddin, Sarıgül gibi isimlerle, anayasanın bir kere ihlalinden bir şey olmayacağı gibi taktiklerle, yoksulların kendilerini nerede yakmaları gerektiği gibi önermelerle, hem laikliğe ihanet hem de beyhude olan imam hatip ve tarikat aklamaları gibi politikalarla, savaş destekçiliği gibi saçmalıklarla ilgili olmayan bir değişim mi? Değişsin ama bunlar çok güzel, kalsın, yeni Ekmeleddin’ler bulalım diyen var mıdır?

Peki bu kongrede, bu içerik açısından ne olabilirdi? Muharrem İnce kazansaydı ne değişecekti?

İçerik bilinci ve yön duygusu yoksa biraz kalın biraz ince ne fark eder! Muharrem beyin Kemal beyle karşılaştırılmasından değişimden başka her şey çıkar. Heyecandan unutanlara hatırlatmak durumundayım:  

10 Kasım 2013’te o dönem CHP’li olan müftü İhsan Özkes büyük yaratıcılık olarak mevlit okutur. Başkaları da vardır safa giren, ama İnce en göze çarpan şahsiyettir. O ve arkadaşlarının Türkiye laisizminin önde gelen ismi Atatürk’ün ölümünde camiye girmelerine mi takılalım, namaz ve dua resimlerini servis edip laikliğin canına okumalarına mı kızalım, bu adamları sıraya sokan şahsın üç gün sonra CHP’yi bırakmasına mı gülelim?

Bu olayın üstünden yıllar geçmiş artık. Ben geçtiğimiz hafta sonundaki kongreden heyecanlanmaya takılıyorum.

Yalnız olay orada bitmiyor. Dört küsur yıl önce o gün, şimdi değişim heyecanının simgesi Muharrem bey, camilerimiz açıksa bunu da Atatürk’e borçlu olduğumuzu hatırlatmış.

AKP ile kim daha dindar yarışına girmekten usanmayanlar; size söylüyorum!

Mustafa Kemal’i bu işin içine sokmaya çalışmayın. Kusura bakmayın; bu aptallığa bir son verin: Atatürk, yıktığı sultanlarla, nokta koyduğu halifelerle, modern, seküler atılımlarına muhalefet edenlerle ve bunların bugünkü izleyicileriyle dinsellik yarışına sokulursa, bilin ki, kaybeder.

Ve bu iyi bir şeydir. Laiklerin dinselleşmede yobazlar karşısında herhangi bir şansı olmaması hakikaten iyi bir şeydir. Farkında değiller, ama laiklikten dönme sosyal-demokratların da öyle bir şansları yoktur.

Muharrem İnce hazır camiye gitmişken, her laiklikten dönme din tüccarı, sağcı politikacı gibi kapıda konuşmaktan kendini alamamış ve devam etmişti Atatürk olmasaydı demiş, adınız Ahmet, Hasan, Hüseyin değil Dimitri olurdu, Yorgo olurdu…

Ben de, şovenizm ve nefret suçu diyeceğim! Kurtuluş savaşını ve cumhuriyeti böyle anlatmak Türk sağının geleneğidir.

Neymiş? Demek ki, “Değişsin de isterse…” demek yanlışmış. Adı Dimitri veya Yorgo olmak günah değildir, ama Türk-Müslüman olmayanları aşağılamak, Türkiye’nin Hıristiyanlarını on yıllarca başarıyla (!) ülkeden kaçırmak tarihsel bir ayıptır. Bunu övmekse nefret suçu. Üstelik Anayasayı ihlal, laikliğe ihanet, savaş kışkırtıcılığı vs. için kongreyi başkasının kazanması gerekmez. Dahası CHP’lilerin kendi aralarında bunlar için yarışması, iktidarda AKP varken son derece boş bir iştir. Kim seçilirse seçilsin Erdoğan’ın karşısında nal toplar.

Değişim istemeye dönersek; en az adalet aramak kadar saygın ve meşrudur bu. Mesele değişim dendiğinde artık sosyalizmden aşağısının kurtarmayacağını görmekte. Bu kadar yoğun kiri, bu kadar kalın pislik tabakasını ancak sosyalizmle temizleyeceğiz. İşte bunun heyecanı benzersiz olacak.

NOT: İyi bir konu aslında, uygun bir zamanda yorumlanabilir.




__________________

Bu ileti en son melnur tarafından 06.02.2018- 09:25 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.

Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası  »  Siyasi Gündem ve siyasi tartışmalar
 »  CHP ve solda merkezi çekim odağı...

Forum Ana Sayfası

 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.

Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör ''Seçimde merkezi ittifak yapmayacağız” dayanışma 0 1113 13.12.2013- 18:29
Konu Klasör Einstein’ın kütle çekim dalgaları ilk kez gözlemlendi melnur 1 1296 12.02.2016- 18:52
Konu Klasör Solda birlik mi? toplumcu 2 2857 24.02.2014- 14:22
Konu Klasör Solda tasnif umut 2 1179 15.12.2015- 20:49
Konu Klasör Solda birlik... umut 10 4312 25.09.2014- 17:23

Etiketler   CHP,   solda,   merkezi,   çekim,   odağı.


Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör ''Seçimde merkezi ittifak yapmayacağız” dayanışma 0 1113 13.12.2013- 18:29
Konu Klasör Einstein’ın kütle çekim dalgaları ilk kez gözlemlendi melnur 1 1296 12.02.2016- 18:52
Konu Klasör Solda birlik mi? toplumcu 2 2857 24.02.2014- 14:22
Konu Klasör Solda tasnif umut 2 1179 15.12.2015- 20:49
Konu Klasör Solda birlik... umut 10 4312 25.09.2014- 17:23

Etiketler   CHP,   solda,   merkezi,   çekim,   odağı.


Forum Yazılımı:   php Kolay Forum (phpKF)  ©  2007 - 2014   phpKF Ekibi



Forum Mobil RSS