Ana Sayfa  |  Yardım  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
OTURUYORSAN KALK; AYAKTAYSAN YÜRÜ; YÜRÜYORSAN KOŞ!
Yurt ve dünya sorunlarına soldan bakan dostlar HOŞGELDİNİZ .Foruma etkin katılım yapabilmeniz için KAYIT olmalısınız.
Forum Ana Sayfası  »  Kitap Okumaları ve kitap tanıtımları
 »  Marks'ın Marksizmi

Yeni Başlık  Cevap Yaz
Marks'ın Marksizmi           (gösterim sayısı: 198)
Yazan Konu içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.980
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Konu Tarihi: 05.05.2018- 08:13
Alıntı yaparak cevapla  




Marks'ın Marksizmi

Marksizm'in anlaşılabilmesi konusunda Marks'ın sadece kendi yazdıklarına yönelinmesinin çok doğru bir yöntem olmadığını buralarda defalarca söylemiştim. Bana göre Marksizm'in anlaşılabilmesi öncelikle güvenilir kaynaklardan Marksizm'in ne olduğuna ilişkin yorumları okumakta yarar var. Sadece böyle bir okumanın da yeterli olmadığını ve bunun bir ezberciliğe yol açabileceğini de eklemeliyim. Önce ( bana göre) Marksizmin ne olduğuna ilişkin yorum-kitaplara yönelinmeli ve sonra Marks'ın kitaplarına başvurmalı. Bir hazırlık olmadan, bir ön bilgiyle donanmadan doğrudan Marks'a yönelmenin istenen yararı gösterebileceği kanısında değilim. Şunu da eklemeliyim: gerçekten ve samimi bir şekilde Marksizmi veya bilimsel sosyalist ideolojiyi öğrenmek isteyenler için en iyi yolun bu konuyu sosyalist partilerde gerçekleştirmek çabasından geçtiğini söyleyebilirim. En iyi ve doğru yöntem bu.

Özgür Şen'in kitabının tanıtımını böyle bir ön bilgiyle yapmak yararlı olacaktır.


‘Marksizm kendi sonunu getirmekten mutlu olacak tek teorik sistem’


Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi üyesi, yazar Özgür Şen’le yeni kitabı ‘Marx’ın Marksizmi: Tarih ve Devrim’i konuştuk. Şen, insanlığın sınıfsız, eşit ve özgür bir toplum kurma yolundaki yürüyüşünün devam ettiğini vurgulayarak Marx’ın 200. doğum gününde okurla buluşan kitabın Türkiyeli komünistlerin Marx'a gönderdiği bir doğumgünü mesajı olarak algılanmasını istiyor.

Resim Ekleme

Gülay Dinçel

Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi üyesi, yazar Özgür Şen’in “Marx’ın Marksizmi: Tarih ve Devrim” adlı kitabı Yazılama Yayınevi’nden çıkıyor. Yazarın “Türkiyeli komünistlerin Marx’a gönderdiği bir doğum günü mesajı olarak algılansın” dediği kitap, okurla Marx’ın 200. doğum gününde buluşuyor.

Özgür Şen’le kitabı, Marx’la marksizmi neden birbirinden ayrı ele alınamayacağını, bitmeyen “marksizm olmayan marksizm” arayışlarını, marksizmin geleceğini konuştuk.

“Marx’ın Marksizmi: Tarih ve Devrim” okuyucuyla buluşuyor. Sadece birincil kaynaklar değil, zorlu bir işe girerek “çağdaş marksizm” olarak sunulan geniş ve hayli sorunlu literatürün de büyük bir sabırla tarandığını görüyoruz. Malumatfuruşluğa hiç düşmeden, teorik, siyasi derinliğin yanısıra tüm değerlendirmelerinizde entelektüel titizlik ve inceliği hiç elden bırakmamanız da ayrıca etkileyici. Neden “Marx kimdir, marksizm nedir?" Neden aslında tek soru olduğunu vurguladığınız bu soruyla başladınız?
Öncelikle nazik sözleriniz için teşekkür ederim. Umarım dediklerinizi başarabilmişimdir. Marx'la marksizmin arasına mesafe koyamayışımızın sebebi marksizmin temel bir ilkesinde gizli. Marksizm teori ile siyaset arasında tanımlanan mesafeye karşı çıkarak işe başladığı için Marx'la marksizmi birbirinden ayıramayız. Teori ile siyaset arasında devrimci bir ilişki var. Bu ikisinin arasındaki gerilimli ilişki ancak devrimci bir düzlemde çözülebilir. Marksizmin başardığı tam olarak bu... Marksizm devrimci bir teorik sistem. Marx da bir işçi sınıfı devrimcisi. Ancak devrimci Marx'ın kurucusu olduğu teorik yapı, basitçe işçi sınıfı siyasetinin kuramsal ifadesi değil. Marksizm her iki alanı da kapsayan bir bütün ve bu bütünün içinde teori ve eylem birbirlerinden beslendiği gibi birbirlerine yol gösterir. Siyasi açılımı olmayan bir teori, marksizm açısından yok hükmünde, ama devrimci hareketin basit bir türevi olarak tanımlanan teori de marksizm açısından basbayağı bir karikatür.

HERKESİN MARKSİZME DEĞMESİ KAÇINILMAZ

Derrida’nın “marksizm olmayan marksizm” arayışlarına kadar uzanan bir büyük dilemmaya dikkat çekiyorsunuz. Marksizm neden bu kadar “vazgeçilmez”? Akademiyi, entelektüel olma iddiasındaki geniş çevreleri ideolojik yönelimlerinden bağımsız, marksizmle bir şekilde ilişkilenmeye iten ne?

Marksizm bir açıdan vazgeçilmez çünkü marksizm kapitalizmin tek gerçek ve somut alternatifini öneriyor. İçinde yaşadığımız çağ hakkında düşünen herkesin marksizme değmesi bu nedenle kaçınılmaz. Bu durum zorunlu olarak bir karmaşayı da beraberinde getiriyor. Oldukça karmaşık bir ideolojik mücadeleden söz ediyoruz. Bir yanda marksizmi farklı yorumlama iddiasında oldukça geniş bir küme var, diğer yanda ise durmaksızın marksizmle hesaplaşan, ismini vermese dahi onunla uğraşan, bu yolla kapitalizmi aklamaya ve meşrulaştırmaya çalışan başka bir küme. Marksizm her iki kümeyle de aynı anda uğraşmak zorunda. Teorik ve siyasi iddia bunu gerektiriyor. Derrida veya başkaları aslında bu iddianın kendisine karşı çıkıyor. Dertleri şu; bu teorik miras kimseye ait olamaz, böyle bir alan tanımlanamaz diyorlar. Oysa marksizm diye bir şey var. Dolayısıyla marksistler var. Demek ki bu mirasın sahipleri var. Marksizmi tanımlama ve marksizme sahip çıkma mücadelesinden asla vazgeçemeyiz. Sizin de başlangıçta değindiğiniz son derece sorunlu bir toplamın marksizm adına konuşma hakkını elinde tutmasını durup izleyecek değiliz. Siyasi bir hareket olarak komünizmle, marksizmin arasındaki doğal ilişkiyi tekrar tekrar hatırlatmak durumundayız. Burası bizim alanımız...

“Marksizm doğası gereği tamamlanmamış bir sistem” olması vurgulanıyor kitapta. Ancak bütünlüklü ve iç tutarlılığa sahip olduğunu, bu anlamda parçalara ayrılarak ele alınamayacağını da belirtiyorsunuz. Marksizmi güncel ve güçlü kılan tüm sorulara hazır yanıtlara sahip olması mı yoksa bu tamamlanmamışlık mı? Biraz açabilir misiniz?
Marksizm kendi uçlarını açık bıraktığında yalnızca bilginin tamamlanamaz doğasına vurgu yapmaz. Bilgi zaten hepimizin bildiği gibi sürekli genişler. Marksizm bu genişlemenin bir doğrultusu olduğunu söyler ve kendisi için sistematik bir yapı kurar. Bu yapıyı tanımlayabiliriz. Bu yapının iskeletini çıkarabiliriz. Marksizmin pek çok alandaki teorik uygulamalarının işte bu iskeleti gözetmesi gerekir. Marksizmin güncelliği ve gücü genişleyebilmesinden, ama sistematik bir tutarlılığı bozmadan, bütünlüklü bir şekilde genişleyebilmesinden gelir. Evet, sizin de bahsettiğiniz gibi, pek çok konuda hazır yanıtlarımız yok. Ama iyi ki yok ve iyi ki bu yanıtları tekrar tekrar çalışmak zorundayız. Çünkü hazır bir yapı ve sistematiğimiz var ve durmaksızın değişen dünyada her defasında doğru yaklaşımı üretebiliyoruz. Üstelik, en önemlisi, bunu her şeyi izleyen bir noktadan değil, olana bitene müdahale etmek için uğraşan bir noktadan yapıyoruz.

'TEKNOLOJİK MUCİZELERİ' İNSANIN EMEĞİ YARATIYOR

“Üretici güçler” ile “üretim ilişkileri”, “çelişkili ikili” üzerinde geniş bir biçimde duruyorsunuz. Bugünün “teknolojik dönüşüm” tartışmalarına gelişkin bir üst bakış da sağlayan bir bölüm içeriyor kitap. En güncel haliyle robot teknolojisi, yapay zeka gibi alanlardaki gelişmeler, “dijital dönüşüm”le bugünkü işlerin büyük bölümünü robotlar ya da bilgisayarların yapmasına gibi öngörülere dayanan tartışmalarla bu bağlam arasında nasıl ilişki kuruyorsunuz?

Marksizmin hayata yaklaşımının merkezinde insan ve onun emeği durur. Güncel tartışmalardaki temel problem esas yaratıcı güç olarak insan emeğinin göz ardı edilmesi. Teknoloji geliştikçe fetiş karakteri şiddetleniyor. İnsanların konuları anlaması güçleştikçe ipe sapa gelmez fikirler havada uçuşuyor. Verdiğiniz örneklerde, robotu yaratanın yine insan olduğu gerçeği, ya da yapay zeka uygulamalarında arkada koşan yazılımları da insanların yazdığı unutuluyor. Bu mucizeleri insanın emeği yaratıyor. Ama tüm bu mucizeler varolan üretim ilişkilerinin belirlediği koşullarda ortaya çıkıyor. Dolayısıyla bu gelişmelerin hiçbiri varolan ilişkileri değiştiremiyor. Üretim sürecinde yaşanan değişiklikler işin özünü, kurulan sömürü ilişkisini ortadan kaldırmıyor. Teknolojinin kendi başına bu dünyayı daha iyi bir yer yapma gücü yok. Teknoloji bize dünyayı daha iyi bir yer yapmak için maddi altyapıyı sunuyor. Bu potansiyeli yaratıyor. Teknolojik gelişmelere gözümüzü kapatamayız, önemsiz de göremeyiz. Tersine, teknolojik gelişmelerin önemi bize durmaksızın insanlığın büyük çoğunluğunun bugünkü koşullarda yaşamasında bir problem olduğunu hatırlatıyor. İnsanlığın bugün geldiği noktada, daha teknik bir dille ifade edersem, üretici güçlerin bugünkü gelişkinlik düzeyinde, yoksulluk bir saçmalık... Açlık bir saçmalık. Barınma ve ulaşım problemi yaşamamız bir saçmalık. Eğitim ve sağlık hizmetlerine eşit bir şekilde ulaşamayışımız bir saçmalık. İnsanların çalışırken ölmesi bir saçmalık. Tüm bunları çözebilecek durumdayız ve bunun tek koşulu üretim ilişkilerini değiştirmek, kapitalizmi tasfiye etmek. Tüm bu saçmalıkları ortadan kaldırmak mümkünken, bunu değil de, teknolojik gelişimin yalnızca kendisini tartışmaktan daha saçma bir şey olabilir mi... Alın size bir saçmalık daha.

Marksizmin “üç düşünsel kaynağı” olarak İngiliz ekonomi politiği, Fransız sosyalizmi ve Alman felsefesi görülür. Zaman içinde fazlaca indirgenerek ele alınır hale gelmiş bu yaklaşıma da önemli bir düzeltme yapıyorsunuz. Bu üçlünün gelişkin bir sentezi mi marksizm?
Değil elbette. Marksizm bunların toplamı da değil, sentezi de değil. Marksizm hakkında doğru sanılan yanlışları düzeltmenin siyasi bir önemi var. Üstelik bu tek örnek de değil. Diyalektik, emek değer teorisi, kapitalizmin yaşadığı krizler gibi başka başlıklara da değinmeye çalıştım kitapta. Bu ve başka konulara yaklaşımımızın istisnasız hep siyasi sonuçları var. Marksizmde teori ile siyasetin arasındaki ilişkiyi hep aklımızda tutmamız lazım. Bunların hiçbiri salt teorik tartışmalar olarak görülemez. Sizin verdiğiniz örnek için mesela, marksizmin modernizmle ya da burjuva aydınlanması ile girdiği bütünsel ilişkiyi tarif etmenin, bugünkü tartışmalarda alınacak siyasi tutumu belirleyen bir yanı var. Modernleşmenin çelişik karakterini ve marksizmin modernleşmeyle ilişkisini anlamadan ne bugün durmaksızın gericilik üreten kapitalizmi anlamak, ne de bu gericilik karşısında takınılacak doğru siyasi tavrı saptamak mümkün. Marksizm aydınlanmanın iyiyi, doğruyu, güzeli arayışına sahip çıkar. Ama marksizmin bu arayışa verdiği yanıtlar kökten farklıdır.

MARKSİZMİN ASIL AMACI SINIFLI TOPLUMLARIN SONUNU GETİRMEKTİR

Marx’ın 200. doğum yıldönümünde çok anlamlı bir çalışma var önümüzde. Marksizmin geleceğine dair bir mesaj olarak da görülebilir mi bu kitap?

Marksizm daha çok yüzyıllar devirebilir. Bu güce sahip bir teorik sistem. Ama devirmesin. Marx da devirmesini hiç istemezdi. Marksizm sınıflı toplumların analizini yapar. Sınıflı toplumlar varlığını sürdürdükçe marksizm de varlığını sürdürür. Ancak marksizmin asıl amacı sınıflı toplumların sonunu getirmektir. Marksizm kendi sonunu getirmekten mutlu olacak tek teorik sistemdir. Marx'ın da en çok kendi kurduğu teorik sistemin yüzlerce yıl daha geçerli olacak olmasından şikayet edeceğine emin olabilirsiniz. Ama bu iş elbette bitecek... İnsanlığın sınıfsız, eşit ve özgür bir toplum kurma yolundaki yürüyüşü devam edecek. Kitap, Türkiyeli komünistlerin bu inançla Marx'a gönderdiği bir doğum günü mesajı olarak algılansın.

ÖZGÜR ŞEN KİMDİR?
1975’te Ankara’da doğdu. 1996’da ODTܒden mezun oldu. 1994 yılında Sos- yalist İktidar Partisi’ne katıldı. 2001 yılından sonra Türkiye Komünist Partisi’nde görevler üstlendi. Halen Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi üyesi. Gelenek dergisinde çok sayıda yazısı yayınlandı. soL’un çeşitli mecralarda devam eden yayıncılığına yazar ve editör olarak katkı koydu, bir dönem soL Portal’ın genel yayın yönetmenliğini yaptı. Yine Yazılama Yayınevi’nden çıkan, “Türkiye’de Laiklik ve Sol” adlı bir kitap çalışması daha var.

http://haber.sol.org.tr/toplum/marksizm-kendi-sonunu-getirmekten-mutlu-olacak-tek-teorik-sistem-236767



__________________

Bu ileti en son melnur tarafından 18.05.2018- 13:32 tarihinde, toplamda 1 kez değiştirilmiştir.

Cvp:
Yazan Cevap içeriği

boşluk

melnur
[Gelenek]
Forum Yöneticisi

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 02.08.2013
İleti Sayısı: 5.980
Şehir: İstanbul
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder

Cevap Tarihi: 18.05.2018- 13:30
Alıntı yaparak cevapla  


'Marx'ın Marksizmi': Devrimi aramak

Özgür Şen, Marx’ın kapitalist toplumun çözümleme ve eleştirisinin, toplumsal düşünceler tarihindeki bir dönemden daha fazlası olduğu konusunda ısrar etmekle doğru bir konum almaktadır. Marx günceldir ve içinde bulunduğumuz dünyanın devrimcileri açısından hâlâ çok önemli bir kaynak olmayı sürdürmektedir.

Resim Ekleme

soL Kültür - Kaya Tokmakçıoğlu

21 Şubat 1848 tarihinde Londra’da 23 sayfalık bir broşür yayımlanır. Söz konusu kitapçık modern endüstrinin dünyayı kökten değiştirdiğini öne sürer. Modernite, geçmişin tüm önemli uygarlıklarının o güne kadar başardıklarını –Mısır piramitleri, Roma’nın sukemerleri, Gotik katedraller– kat be kat aşmıştır. Demiryolu, buharlı gemi, telgraf vd. yenilikler üretici güçleri zincirlerinden olağanüstü bir biçimde kurtarmıştır. Serbest ticaret adına ulusal sınırlar yerle bir edilmiş, fiyatlar aşağı çekilmiş, yaşayan tüm bireyler birbirlerine bağımlı ve gezegen daha kozmopolit bir hale gelmiştir.

En az bunlar kadar önemlisi kapitalizmin eski hiyerarşik yapıları ve Ortaçağ’dan kalma hurafeleri silip süpürdüğüdür. İnsanlar bundan böyle toplumdaki konumlarını dinin ya da soyun belirlediğine inanmamaktadır. Üretimin, iletişimin ve bölüşümün yeni tarzları aynı zamanda muazzam bir refah yaratmıştır. Tüm bunlarla birlikte bir sorun var olmaya devam etmektedir. Servet eşit bir biçimde dağıtılmamıştır. Nüfusun yaklaşık yüzde onu mülkiyetin neredeyse tamamına sahipken, geri kalan yüzde doksan sadece üretim sürecine katkıda bulunacak yaşam standardına sahiptir. Kentler ve kasabalar sanayileşip, servet tekelleşmeye devam ettikçe ve bununla birlikte zenginler sınıfı daha da zenginleştikçe orta sınıf da işçi sınıfının düzeyine inmeye başlamıştır.

İnsanlık günümüzde küresel, ekonomik sistemin derin bir krizin içinden geçtiğinin farkındadır. Neoliberal mutabakatın –ekonomik “özgürlükler” vaatleri ile– sunabileceği hiçbir şey kalmamıştır. Emperyalist hiyerarşinin üst basamaklarında yer alan ülkelerdeki işçilerin ücretleri eriyip yok olmuş, her bir ülkenin işçi sınıfı başka ülkelerin işçi sınıflarıyla derin bir rekabet içine girmiştir. Bu yüzden Büyük Bunalım’ın gerçekleştirdiği yıkıntıyı deneyimlemiş insanlık bir kere daha Marx’ın sesine kulak vermeyi önemsemelidir.

Bu arka planı göz önünde bulunduracak olursak Özgür Şen’in yakın zamanda raflardaki yerini alan “Marx’ın Marksizmi: Tarih ve Devrim”in önemi daha iyi kavranacaktır. Marx’ın 200. doğum gününde, Manifesto’nun yayımlanışının 170. yıldönümünde okurla buluşan kitabın şu önermesi tüm metnin anadüşüncesini kapsayan niteliktedir:

“İçinde devrim olmayan bir marksizm, kapitalizmi aşma hedefini terk edeceği için aşılamayan bir tarihsel ufuk niteliğini koruyamaz. O zaman marksizm aşılır, aşılan bir marksizm de kaybeder. Bu nedenle marksizm diye bir şey vardır ama içinde devrim olmayan bir marksizm yoktur.”[1]

Marx hakkındaki sayısız mit ve düşüncelerinin yanlış yorumlanması, asıl kaynağa dönmemizi, Marx’ın gerçek anlamıyla neleri savunduğunu ve Şen’in kitabının önemini bir kere daha göstermektedir. “Marksizm Diye Bir Şey Var” başlıklı ilk bölüm Marx’ın düşüncesinin nasıl geliştiğini ortaya koyarken, onun yaşamının ve düşüncesinin birliğini kuram-eylem diyalektiği bağlamında ele alır. Şen, Marx’ın dünyayı algılayışı ve onu anlamlandırmasındaki temel kaygının soyut bir entelektüel akıl yürütmeden çok, onu değiştirme isteğinde yattığını sıklıkla vurgular. Elimizde kapitalizme karşı olan ve sosyalizmi arzulayan bir mücadelenin kuramını gözden geçiren bir metin bulunmaktadır:

“Marksizm insanı tarihe müdahale etmeye çağıran devrimci teoridir ve insanla çoğalır. Devrimci fikir ve eylemle büyür...”[2]

Çeşitli tartışmalar bağlamında Marx’ın yapıtı (ölümünden bu yana) gündemde olmayan bir husus olarak kabul edildi. Günümüzün sorunlarına yanıt üretmeyen, on dokuzuncu yüzyıl bağlamında bir anlam taşıyan, “ideolojik”, yöntemsel olarak kusurlu vb. sıfatlarla nitelendi. Yine de, bu tükeniş dönemlerinin her birini, Marx’ın düşüncelerine olan ilginin yeniden ortaya çıkışı izledi. Her yeni kuşak, mücadele ettiği zor ve genellikle acımasız toplumsal koşulları anlamayı ve değiştirmeyi arzuladığı için marksizm her daim güncel kaldı. Peki, Marx’ın yapıtıyla ortaya koyduğu kuramın önemli boyutları nelerdi? Ve bu boyutlardan herhangi biri, şu anda içinde yaşadığımız çalkantılı, eşitsiz, şiddet dolu dünyayla çatışılırken nasıl değerli addedilebilmekteydi? Özgür Şen bu noktadan hareketle Marx’ın günümüzdeki önemini ve ona olan ilgiyi diri tutan etmenleri marksist kuramın anahatlarını irdeleyerek okura sunuyor. Kitabın önemli pasajlarından biri sayılabilecek şu ifade marksizmin neden arkaik bir düşünce sistemi olmadığını ve kapitalizmi nasıl çözümlediğini çok net bir biçimde ortaya koyuyor:

“Kapitalizm üretici güçler içindeki sınıflı toplumlara mahsus düzenlemenin, doğrudan üreticinin üretim araçlarıyla ayrılma sürecinin son aşamasıdır. Üretim araçlarıyla emekçinin arasındaki ilişki sınıflı toplumlarda artık başka türlü kurulamaz. Emekçi üretim aracından tamamen kopmuş ve bu anlamda özgürleşmiş, bunun sonucunda ücretli emekçi haline gelmiş, tüm üretim araçları da toplumun küçük bir kesiminin mülkiyetinde toplanmıştır. Üretimin tüm toplumsal karakterine rağmen ortaya çıkan ürün de yine bu kesimin, kapitalistlerin malıdır. Üretici güçlerin gelişimi tarihin gördüğü en yüksek düzeye ulaşmış ancak bununla birlikte hem sömürü en üst düzeye çıkmış, hem de üretici güçlerin gelişimiyle, üretim ilişkileri arasında bir çelişki belirmiştir.”[3]

Şen’e göre marksizm, modern dünyayı kavrayıp değiştirmek açısından diğer herhangi bir kurama göre çok daha nitelikli bir temel sağlamaktadır. “Marx’ın Marksizmi”, okuru çağdaş kapitalist toplumun karmaşık gerçekliği hakkında marksist düşünceyi yeniden gözden geçirmeye teşvik ederken, kapitalizmi aşmaya yönelik herhangi bir niteliğe sahip olmayan kuramlarla mücadele etmeye yönelik mükemmel bir altyapı oluşturur. Bunu gerçekleştirirken Marx'ın kuramsal düşüncesinin yapıtaşlarını oluşturan temel, üstyapı, üretici güçler, üretim ilişkileri, üretim tarzı gibi kavramları yeniden ele alır.

Özellikle “Kapitalizmin İyi Saklanan Sırları” başlıklı dördüncü bölüm kapitalizmin işleyiş biçimindeki zaafları, devrimci darbenin indirilmesi gereken noktaları ortaya koyarken özlü, açık ve doğrudan bir üslup izler. Marx’ın özellikle Kapital, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı ve Grundrisse gibi kapitalizmi aşmak için çözümlediği yapıtlarından hareket eden Şen, marksizmin bağrından çıktığı 19. yüzyıl kapitalist toplumuna silahları nasıl doğrulttuğunu ortaya koyar. Kitabın önceki bölümlerinde de altı çizilen diyalektik yöntem, emek-değer teorisi, meta fetişizmi, kapitalizmin krizleri vb. başlıklarda okura ufuk açıcı bir değerlendirme sunar.

Sınıflar mücadelesine, mücadelemize odaklanacak olursak, marksizmin hâlâ güncelliğini koruduğunu rahatlıkla iddia edebiliriz. Marksizm; iktidar, sömürü, üretici güçler, bölüşüm, mülkiyet ilişkileri, işyeri hiyerarşisi vb. gündelik hayatımızı etkileyen pek çok toplumsal olguyu bir bütün olarak ele aldığı için hâlâ günceldir. Marx’ın ve onu izleyenlerin yapıtını, kapitalizmin nasıl işlediğine ve onun nasıl aşılması gerektiğine dair bir kılavuz olarak ele almalıyız. Öte yandan Özgür Şen’in de ileri sürdüğü gibi marksizmin doğası gereği tamamlanmamış bir sistem olduğunu akıldan çıkarmamalıyız.[4] Sınıflı toplumlardaki toplumsal mekanizmaların ne şekilde işlediğini ele alan marksizm, her şeyden önce yaşadığımız dünyayı değiştirmenin yegâne aracı olarak önümüzde durmaya devam etmektedir. Bu bakış açısından hareket edildiğinde, marksizmin daha özgül toplumsal ve tarihsel araştırmaları sürdürmek için de bir zihinsel çerçeve görevi gördüğü yadsınamaz. Ve Şen’in de vurguladığı gibi bu çerçeve, bizi daha eşit ve özgür bir dünyaya götürecek mücadelenin kalbinde yatmaktadır.

Sonuç olarak “Marx’ın Marksizmi”, kapitalizmi çözümleyen en büyük kuramcının düşünce sistemine özlü ve sade bir giriş niteliğinde bir kitap olma özelliğine sahipken, marksizmin “klasik” ve “ortodoks” bir biçimde yorumlanışının seçkin bir örneğini oluşturmaktadır. Özgür Şen, Marx’ın kapitalist toplumun çözümleme ve eleştirisinin, toplumsal düşünceler tarihindeki bir dönemden daha fazlası olduğu konusunda ısrar etmekle doğru bir konum almaktadır. Marx günceldir ve içinde bulunduğumuz dünyanın devrimcileri açısından hâlâ çok önemli bir kaynak olmayı sürdürmektedir.

[1] Özgür Şen, Marx’ın Marksizmi: Tarih ve Devrim, Yazılama Yayınevi, Nisan 2018, s. 46.

[2] a.g.y., s. 181.

[3] a.g.y., s. 124.

[4] a.g.y., s. 25.

http://haber.sol.org.tr/kultur-sanat/marxin-marksizmi-devrimi-aramak-237809


Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası  »  Kitap Okumaları ve kitap tanıtımları
 »  Marks'ın Marksizmi

Forum Ana Sayfası

 Bu konuyu 1 kişi görüntülüyor:  1 Misafir, 0 Üye
 Bu konuyu görüntüleyen üye yok.

Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Marksizmi nasıl yorumlamalı? umut 0 1290 23.10.2014- 08:22

Etiketler   Marksın,   Marksizmi


Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Marksizmi nasıl yorumlamalı? umut 0 1290 23.10.2014- 08:22

Etiketler   Marksın,   Marksizmi


Forum Yazılımı:   php Kolay Forum (phpKF)  ©  2007 - 2014   phpKF Ekibi



Forum Mobil RSS