Menü Üye Giriş

Şifre Sıfırla · Kayıt Ol

 unlarına solYurt ve dünya sordan bakan dostlar Hoşgeldiniz . Foruma etkin katılım yapabilmeniz içi  »
 Marksizm ve sosyalizm üzerine teorik açıklama ve tartışmalar
12.08.2013- 15:04

19. yüzyılda değiliz

Kuşkusuz 21. yüzyıl, 20. yüzyılın devamıdır; başka deyişle hâlâ "Emperyalizm, Milli Demokratik Devrimler ve Sosyalizme Açılma Çağı"ndayız.

Türkiye'de bugün sosyalizmi amaçlayan ÖDP ve TKP gibi partilerin en önemli sorunları Marx zamanında kalmış olmalarıdır. Teorileri, 19. yüzyıl Avrupası ülkelerindeki burjuvazi - proletarya çelişmesi ekseninde kurulmuştur. Oysa o pencere, dünyaya bakmıyor. Yalnız ve yalnız 19. yüzyıla bakıyor. Zamanın dışındadırlar, dolayısıyla dünyanın dışındadırlar.

20. yüzyılda devrim odağı, Asya'ya, Ezilen Dünya'ya kaydı. Yaşanan yüz yıllık pratik gösterdi ki, devrimler gelişmiş kapitalist ülkelerin içindeki sınıf çelişmesi zemininde gerçekleşmedi. Hayat, Lenin'in 20. yüzyıl başındaki "zayıf halka" teorisini doğruladı. Bütün devrimler, emperyalizm ile çevre ülkeleri arasındaki sınıf çelişmesinin ürünüydü. Sosyalizmin kuruluşuna ilişkin teoriyi de, Rusya dahil köylü ülkelerinin koşulları belirledi. Bugün dünyaya bakıyoruz, devrimci pratikler, gelişmiş kapitalist ülkelerde değil, Ezilen ve Gelişen Dünyada görülüyor.


http://www.yaziyaz.net/forum/showthr...756#post150756

Sn.Ayanoğlu'nun İşçi Partisi bölümüne astığı yazının başlığı ilgilendiren bölümünü buraya almakta ve tartışmakta yarar var. Aslında burada ileri sürülenler sol kesimde artık tartışılmıyor. Ama Perincek öyle yapıyor, böyle yapıyor sosyalizmi sonuçta Kemalizme indirgemeye çalışarak çoktan aşılmış bir burjuva demokratik devrimi önümüze getiriyor. Kaldı ki, burada da bir sorun var. Eğer kendimizi sosyalist olarak niteliyorsak ve devrimde de öncülük gibi bir iddiamız varsa neden sosyalist devrim değil de, BDD? Bunun ideolojik açıklaması nedir?

Perincek, Lenin'in emperyalizm döneminde devrimin geri kalmış ülkelere kaydığı saptamasını sıkça yineliyor. Marks dönemini örnek veriyor ama, Lenin'in Rus devrimini nedense es geçiyor. Lenin'in devrimi burjuva devrim miydi, sosyalist devrim mi?

Bir başka konu, sosyalistler için BDD bir devrim modelidir. Doğrudur yanlıştır ayrı konu. Ama bir sosyalist BDD'yi savunsa dahi işçi sınıfı ideolojisinden vazgeçebilir mi? İşçi sınıfı yerine millet-ulus kavramlarını ileri sürer mi?

Devrim Doğu Asya'ya kaymış? Türkiye Nepal mi; Doğu Asya ülkesi mi?

Ve daha neler neler!

****


Bir kere sosyalizm dediğimizde aklımıza gelmesi gereken işçi sınıfı ideolojisidir. Bunu belki yüz kere yazdık söyledik. Bilimsel sosyalizmden şu ya da bu şekilde söz eden bir kişinin öncelikle bilmesi gereken konu bu. İşçi sınıfı ideolojisinden, devrimlerden, toplumsal dönüşümden sözeden bir kişi sonal amacı sınıfsızlık değilse, özel mülkiyete karşı değilse, proleter diktatörlüğü ( işçi sınıfı devleti) savunmuyorsa sosyalist-komünist olmasının, kendini bu şekilde nitelendirmesinin hiç bir anlamı da yoktur.

Şimdi bu söylenenlerin önemi ve konuyla ilişkisi nedir? diye sorulabilir. Çok önemli, çünkü neyi neden konuştuğumuzun temeli buralarda yatıyor. Bu saptamalar benimsenmemişse, o tartışmada savunulur görünen sosyalizm kavramı bir aldatmacadan, sol gösterip sağ vurmaktan öteye geçmeyecektir ki, Perincek ve İP'in yaptığı da bu. Perincek ne yapsam, ne etsem de Kemalizm'e alan açsam diye düşünüyor. İçinden çıktığı sosyalist hareketin argümanlarıyla da Kemalizmi sol-sosyalist bir kurtuluş reçetesi olarak pazarlıyor. ( Perincek sol hareketin içinden gelmiştir, ama yakın tanıklar o hareketin içindeyken bile sosyalist değil, kemalist olduğunu söylüyorlar.) Perincek bu söylemi sosyalistlere yönelik yapamaz. Ciddiye alınmaz çünkü, zaten sosyalist solda da ciddiye alınmıyor.

Perincek "ÖDP ve TKP gibi partilerin en önemli sorunlarının Marks zamanında kalmış olmalarıdır" diyor. Tartışılacak bir yanı yok bunun. Dediğim gibi yazıyaz forumda ne yazık ki ideolojik konuları tartışamıyoruz. Perincek konuyla ilgili ilk cümlesinde niyetini hemen belli ediyor zaten. Sınıfsal mücadeleyi reddetmek. Ardından "vatan"diyor, Nepal diyor ve işi sulandırdıkça sulandırıyor ve konuyu yine Kemalizm'e bağlıyor. Perincek hala "zinde kuvvetler"den devrim beklentisi içinde!

Sınıfsal mücadele proletarya burjuvazi çelişmesi kendisine sosyalistim diyen herkesin temel ideolojik dayanağıdır. Perincek TKP ve ÖDP demiş ama, bugün çeşitli forumlarda kafasını gözünü yaracak kadar birbiriyle didişen kesimler için bile temel öncelik taşır, işçi sınıfı ideolojisi ve sınıfsal mücadele. İkinci konu, Perincek burjuvazi-proletarya çelişkisini 19 yüzyıla bağlıyor ve Marks-Engels ile sınırlıyor. Hadi diyelim ki, diyelim ki, Perincek çok önemli çözümlemelerde bulundu ve böyle bir sonuca vardı. Diyelim ki öyle. Peki o zaman adama sormazlar mı; Lenin'in Rus devrimini nereye oturtacağız? Lenin bu sınıfsal çelişkiyi reddedip burjuva devrimi mi yapmış? Tabii ki hayır! Perincek kendi kitlesine kendince döktürüyor! Tam tersine 1917 Şubat devrimi gerçekleştiğinde ki burjuva devrimidir ve ikili iktidarın önünü açmıştır, aradan çok değil üç ay sonra "bütün iktidar sovyetlere" diyerek işçi sınıfının iktidarına yönelmiştir.

Akla şu soru geliyor; Perincek 19 yüzyıl sosyalizmini biraz daha genişleterek lenin'i de kapsayacak bir şekilde ele alamaz mıydı? Hayır yapamazdı! Çünkü 21.yüzyılda devrimin yörüngesinin doğu asya'ya kaydığını söylerken ve "zayıf halka"dan söz ederken Lenin'in emperyalizm öngörülerinden sözediyor aslında. Perincek biraz ordan, biraz burdan yaparak, bir şeyleri birbirine ekleyerek ve Doğu Asya'yı, Nepal'i ikide bir öne çıkartarak kafaları karıştırıyor, kafaları zaten karışmaya müsait olanlara da sonuçta kapitalizmin yukardan aşağıya inşaası olan Kemalizm'i dayatıyor. İp ve Perincek'in söylediği söyleyeceği sadece bu; ve bunun tercümesi de "Ordu göreve!"

12 Mart, 12 eylül faşizmlerini sanki uzaydan gelen ordu gerçekleştirdi!

solcu  |  Cvp:
Cevap: 1
08.10.2015- 11:19

''21.Yüzyıl Sosyalizmi'' sadece Perincek tayfasının ileri sürdüğü görüşler değil. Perincek'in duruşu belli. Onun ideolojisi burjuva devriminin daha ileriye taşınması ve bu konuda milli unsurlarla beraberliğin baş koşul olduğu düşüncesine dayanıyor. Milli demokratik devrimi savunmasının amacı bu ve bunun adına da Kemalist devrim diyor.

21. Yüzyıl Sosyalizm sadece Perincek ile sınırlandırılmamalı. Leninizmi inkara dayanan bir sosyalizm arayışı da 21. yüzyılın sosyalizmi olarak adlandırılıyor. Ne olduğu belli olmamakla birlikte demokrasi mücadelesi ile somutlanmaya çalışılan bu arayışın Perincek tahlilinden daha ileri olduğu söylenemez. Bu arayış liberal etkilere açıktır, Leninizmi inkara dayanır ve Marksizmi de ekonomik soyutlamaya indirgemiştir. Buradan da bir şey çıkmayacağı belli. Sürekli Perincek karşıtlığı içinde olup bu tür sol liberal anlayışları gözlerden uzak tutmak tam sol liberal anlayışlara yol vermekten başka bir işe de yaramıyor. Sol liberalizm Perincek zihniyetinden çok daha fazla yaygın ve etkindir. İdeolojik mücadelede bu tarafa ağırlı vermek bana daha doğru bir siyasi tavır gibi geliyor.

umut  |  Cvp:
Cevap: 2
29.10.2015- 12:31

Perincek'in sol üzerindeki etkisi mi fazla, yoksa liberal ve sol liberallerin etkisi mi? Bana sorarsanız liberal ve sol liberallerin sol üzerindeki etkisinin yanına Perincek'in etkisi yaklaşamaz bile. Kürt sorununun gündeme yerleşmesiyle her konuya bu pencereden bakmak solun bir alışkanlığı haline geldiği için, bu konunun değerlendirilmesi ''kim Kürt hareketini destekliyor''a bağlandı. Kürt hareketi destekleniyorsa solcu değil, sola zarar veriyor, kim kürt hareketine destek veriyorsa ondan iyi solcu yok. Böyle olunca ideolojik bir analiz yapmak da çok zor oluyor. Perindek'e karşı çıkışın nedeni bu, Baskın Oran veya Ufuk Uras'ın alkışlanmasının nedeni de bu. Kürt hareketi gündemi belirlemede etkin olduğu için konuya bakış açısı böyle oluyor. Perincek kötü, solcu falan değil, Ufuk Uras iyi, hem solcu hem hümanist!

solcu  |  Cvp:
Cevap: 3
10.01.2016- 00:20

 Alıntı Çizelgesi: melnur yazmış

19. yüzyılda değiliz

Kuşkusuz 21. yüzyıl, 20. yüzyılın devamıdır; başka deyişle hâlâ "Emperyalizm, Milli Demokratik Devrimler ve Sosyalizme Açılma Çağı"ndayız.

Türkiye'de bugün sosyalizmi amaçlayan ÖDP ve TKP gibi partilerin en önemli sorunları Marx zamanında kalmış olmalarıdır. Teorileri, 19. yüzyıl Avrupası ülkelerindeki burjuvazi - proletarya çelişmesi ekseninde kurulmuştur. Oysa o pencere, dünyaya bakmıyor. Yalnız ve yalnız 19. yüzyıla bakıyor. Zamanın dışındadırlar, dolayısıyla dünyanın dışındadırlar.

20. yüzyılda devrim odağı, Asya'ya, Ezilen Dünya'ya kaydı. Yaşanan yüz yıllık pratik gösterdi ki, devrimler gelişmiş kapitalist ülkelerin içindeki sınıf çelişmesi zemininde gerçekleşmedi. Hayat, Lenin'in 20. yüzyıl başındaki "zayıf halka" teorisini doğruladı. Bütün devrimler, emperyalizm ile çevre ülkeleri arasındaki sınıf çelişmesinin ürünüydü. Sosyalizmin kuruluşuna ilişkin teoriyi de, Rusya dahil köylü ülkelerinin koşulları belirledi. Bugün dünyaya bakıyoruz, devrimci pratikler, gelişmiş kapitalist ülkelerde değil, Ezilen ve Gelişen Dünyada görülüyor.


http://www.yaziyaz.net/forum/showthr...756#post150756

Sn.Ayanoğlu'nun İşçi Partisi bölümüne astığı yazının başlığı ilgilendiren bölümünü buraya almakta ve tartışmakta yarar var. Aslında burada ileri sürülenler sol kesimde artık tartışılmıyor. Ama Perincek öyle yapıyor, böyle yapıyor sosyalizmi sonuçta Kemalizme indirgemeye çalışarak çoktan aşılmış bir burjuva demokratik devrimi önümüze getiriyor. Kaldı ki, burada da bir sorun var. Eğer kendimizi sosyalist olarak niteliyorsak ve devrimde de öncülük gibi bir iddiamız varsa neden sosyalist devrim değil de, BDD? Bunun ideolojik açıklaması nedir?

Perincek, Lenin'in emperyalizm döneminde devrimin geri kalmış ülkelere kaydığı saptamasını sıkça yineliyor. Marks dönemini örnek veriyor ama, Lenin'in Rus devrimini nedense es geçiyor. Lenin'in devrimi burjuva devrim miydi, sosyalist devrim mi?

Bir başka konu, sosyalistler için BDD bir devrim modelidir. Doğrudur yanlıştır ayrı konu. Ama bir sosyalist BDD'yi savunsa dahi işçi sınıfı ideolojisinden vazgeçebilir mi? İşçi sınıfı yerine millet-ulus kavramlarını ileri sürer mi?

Devrim Doğu Asya'ya kaymış? Türkiye Nepal mi; Doğu Asya ülkesi mi?

Ve daha neler neler!

****


Bir kere sosyalizm dediğimizde aklımıza gelmesi gereken işçi sınıfı ideolojisidir. Bunu belki yüz kere yazdık söyledik. Bilimsel sosyalizmden şu ya da bu şekilde söz eden bir kişinin öncelikle bilmesi gereken konu bu. İşçi sınıfı ideolojisinden, devrimlerden, toplumsal dönüşümden sözeden bir kişi sonal amacı sınıfsızlık değilse, özel mülkiyete karşı değilse, proleter diktatörlüğü ( işçi sınıfı devleti) savunmuyorsa sosyalist-komünist olmasının, kendini bu şekilde nitelendirmesinin hiç bir anlamı da yoktur.

Şimdi bu söylenenlerin önemi ve konuyla ilişkisi nedir? diye sorulabilir. Çok önemli, çünkü neyi neden konuştuğumuzun temeli buralarda yatıyor. Bu saptamalar benimsenmemişse, o tartışmada savunulur görünen sosyalizm kavramı bir aldatmacadan, sol gösterip sağ vurmaktan öteye geçmeyecektir ki, Perincek ve İP'in yaptığı da bu. Perincek ne yapsam, ne etsem de Kemalizm'e alan açsam diye düşünüyor. İçinden çıktığı sosyalist hareketin argümanlarıyla da Kemalizmi sol-sosyalist bir kurtuluş reçetesi olarak pazarlıyor. ( Perincek sol hareketin içinden gelmiştir, ama yakın tanıklar o hareketin içindeyken bile sosyalist değil, kemalist olduğunu söylüyorlar.) Perincek bu söylemi sosyalistlere yönelik yapamaz. Ciddiye alınmaz çünkü, zaten sosyalist solda da ciddiye alınmıyor.

Perincek "ÖDP ve TKP gibi partilerin en önemli sorunlarının Marks zamanında kalmış olmalarıdır" diyor. Tartışılacak bir yanı yok bunun. Dediğim gibi yazıyaz forumda ne yazık ki ideolojik konuları tartışamıyoruz. Perincek konuyla ilgili ilk cümlesinde niyetini hemen belli ediyor zaten. Sınıfsal mücadeleyi reddetmek. Ardından "vatan"diyor, Nepal diyor ve işi sulandırdıkça sulandırıyor ve konuyu yine Kemalizm'e bağlıyor. Perincek hala "zinde kuvvetler"den devrim beklentisi içinde!

Sınıfsal mücadele proletarya burjuvazi çelişmesi kendisine sosyalistim diyen herkesin temel ideolojik dayanağıdır. Perincek TKP ve ÖDP demiş ama, bugün çeşitli forumlarda kafasını gözünü yaracak kadar birbiriyle didişen kesimler için bile temel öncelik taşır, işçi sınıfı ideolojisi ve sınıfsal mücadele. İkinci konu, Perincek burjuvazi-proletarya çelişkisini 19 yüzyıla bağlıyor ve Marks-Engels ile sınırlıyor. Hadi diyelim ki, diyelim ki, Perincek çok önemli çözümlemelerde bulundu ve böyle bir sonuca vardı. Diyelim ki öyle. Peki o zaman adama sormazlar mı; Lenin'in Rus devrimini nereye oturtacağız? Lenin bu sınıfsal çelişkiyi reddedip burjuva devrimi mi yapmış? Tabii ki hayır! Perincek kendi kitlesine kendince döktürüyor! Tam tersine 1917 Şubat devrimi gerçekleştiğinde ki burjuva devrimidir ve ikili iktidarın önünü açmıştır, aradan çok değil üç ay sonra "bütün iktidar sovyetlere" diyerek işçi sınıfının iktidarına yönelmiştir.

Akla şu soru geliyor; Perincek 19 yüzyıl sosyalizmini biraz daha genişleterek lenin'i de kapsayacak bir şekilde ele alamaz mıydı? Hayır yapamazdı! Çünkü 21.yüzyılda devrimin yörüngesinin doğu asya'ya kaydığını söylerken ve "zayıf halka"dan söz ederken Lenin'in emperyalizm öngörülerinden sözediyor aslında. Perincek biraz ordan, biraz burdan yaparak, bir şeyleri birbirine ekleyerek ve Doğu Asya'yı, Nepal'i ikide bir öne çıkartarak kafaları karıştırıyor, kafaları zaten karışmaya müsait olanlara da sonuçta kapitalizmin yukardan aşağıya inşaası olan Kemalizm'i dayatıyor. İp ve Perincek'in söylediği söyleyeceği sadece bu; ve bunun tercümesi de "Ordu göreve!"

12 Mart, 12 eylül faşizmlerini sanki uzaydan gelen ordu gerçekleştirdi!




Lenin devrimlerin batıdan doğuya kaydığını söyledi de, sosyalistlerin sosyalist devrim yerine burjuva devrimlerinin arkasına takılın demedi. Koşullar burjuva devrimini gerektiriyorsa, Türkiye'de olduğu gibi, burada bir destekten söz edilebilir. Emperyalizme karşı savaş vardır, sosyalist devrimin koşulları yoktur, bu durumda emperyalizme karşı burjuva devrimi desteklenir. Bu destek verilirken bile sosyalistler sosyalist ideolojinin ilkelerinden vazgeçmezler ve her koşulda sosyalizmi savunurlar. Perincek ideolojisinde bu yok. O hala tamamlanmamış burjuva devrimini tamamlamayı savunuyor. Burjuva devriminin tamamlanmaya çalışılması kapitalizmin iyileştirilmesinden başka bir şey değil. Burjuvazi bile gerici bir yapılanmaya boyun eğmişken Perincek'in kendisini burjuva düzenine adaması ve sürekli olarak ''milli özne'' arayışında bulunması komik kaçıyor. Zaten şimdi de milli olarak AKP'yi bulmuş olması da anlamlı.


melnur  |  Cvp:
Cevap: 4
05.08.2018- 23:34

21. yüzyıl sosyalizmi - Metin Çulhaoğlu


21. yüzyıldaki mümkün ve muhtemel sosyalist kuruluş girişimleri üzerine bir köşe yazısının sınırlarını çok aşan kitaplar yazılması gerekir.   Hayal gücü zorlanırsa, mümkündür de…
O zaman burada neden böyle bir işe kalkışıyoruz ki?

Nedeni, konuya ilişkin kimi ön netleşmelerin köşe yazısı sınırları içinde kalarak da mümkün görünmesi...

Başlarken, öncelikle iki alanda netleşme öneriyoruz.

Birincisi: Günümüz kapitalizminin derin ve süreklileşen krizlerin ötesinde bir anda topyekûn çöküş yaşayacağı, bu çöküşün ardından bir tür sosyalizmin kendini her kesime kabul ettireceği şeklindeki tezler, solcu çevrelerden geliyor olsa bile reddedilmelidir. Kapitalizmin, “benden bu kadar” deyip tarihteki yerini sosyalizme bırakacağını öngören katastrofik çöküş beklentilerinin karşılığı yoktur.

İkincisi:   Çok güzel, üstelik “enternasyonalist” görünseler bile kimi kurgularla gerçekte olabilecekler arasındaki açıyı unutmamak gerekir. Bunu unutmazsak, 21. yüzyıl sosyalizmine yönelik ilk kopuşların ve denemelerin ancak ulus devlet ölçeğinde gerçekleşebileceğini de kabul ederiz. Bakın, “komünizmden” değil sosyalizmden, üstelik ona yönelik ilk kopuş ve denemelerden söz ediyoruz. Ayrıca, eğer bir “özne” de söz konusuysa, öznenin bu tür bir kopuşu eylem boyutu da içinde olmak üzere ulus devlet ölçeğinin ötesinde kurgulaması mümkün değildir.

“Ulus devlet” derken herhangi bir etnisiteye, millete, milliyete vb. değil bir ülkenin tanımlanmış coğrafi sınırlarına işaret ettiğimiz açık olsa gerek.
***
21. yüzyıl sosyalizmi ulus devlet ölçeğinde düşünüldüğünde biri güncel, diğeri ise geçmişten gelen iki “sorunsalla” boğuşmak kaçınılmazdır. Güncel olan, kapitalizmin salt üretim tarzıyla değil devleti, ideolojisi, kültürü, medyası, insan ilişkileri vb. ile bugün geldiği noktadır. Başka bir deyişle, sosyalist kopuş ve girişimin neyi devralmış olacağıdır. Geçmişle ilgili olan ikincisi ise, önceki sosyalist kuruluş deneyleri ve bunlardan çıkarılabilecek derslerdir.      
İşte size üzerine ciltlerle kitap yazılabilecek iki “sorunsal”!  
 
Ancak burada, bu iki “sorunsalın” orasını burasını irdelemek yerine, her ikisine de içkin kimi yanıltıcı çıkarım olasılıklarına değinmekle yetineceğiz. Yanlış anlaşılmasın: Her ikisinde de önümüzü görmemizi sağlayacak, bir bakıma “işimizi kolaylaştıracak” pek çok olumlu yan bulmak da mümkündür; bunlar ayrı, biz diğer tarafa bakmaya çalışacağız.

***

Kapitalizmin bugün geldiği noktada “el koyma” müdahalesinin daha da kolaylaştığını söyleyebiliriz. “Daha da” derken yüz yıl öncesine göre demek istiyoruz. Yüz yıl önce bile, “üretimin en önemi kollarını denetimi altına alan finans kapitale” el konulabilecek olması büyük bir kolaylık sayılıyordu   (Hilferding’den aktaran Paul Mason, Kapitalizm Sonrası, Çeviren: Şükrü Alpagut, Yordam Kitap 2015, s. 102).

O zaman birincisi: İşin “bu yanı” günümüzde ne kadar kolaylaşmış olursa olsun belirleyici sayılmamalıdır ve kapitalizmin eğitimiyle, kültürüyle, medyasıyla, iletişim biçimleri ve insan ilişkileriyle sosyalizme eskisine göre çok daha sorunlu bir toplum bırakacağı unutulmamalıdır. Marx’a dönersek, kapitalizm sosyalizme “doğum lekeleri de olan” bebek yerine baştan aşağı lekeli bir bebek bırakacaktır.  

Finans kapitale el koyabilirsiniz, ama aynı işlemi “insan malzemesi” söz konusu olduğunda yapamazsınız.
 
***

Geçmişle ilgili ikincisi: Özellikle Sovyet deneyi söz konusu olduğunda karşımıza çıkan merkeziyetçilik, merkezi planlama ve devlet mülkiyeti gibi kategorilerin, bu deney çöktü diye ve 21. yüzyılın “yeni” sosyalizmi adına reddedilmesi büyük bir yanlış olacaktır.
Merkeziyetçilik ve merkezi planlama, esas olarak, en gelişmiş kapitalizmin bile bölgeler ve sektörler bazında eşitsiz gelişimle malul olması gerçeğinden kaynaklanan gerekliliklerdir. Kapitalizmi aşan her deney bu alanda genel bir “düzleyiciye” ihtiyaç duyacaktır. Sonra, özellikle geçiş döneminin ilk evrelerinde “kamusal mülkiyetin” devlet mülkiyeti dışındaki biçimlerinin başat olabileceği düşüncesi, eğer gerçekten sosyalizme geçmek isteniyorsa, tamamen temelsizdir.  

21. yüzyıl sosyalizmi, merkeziyetçiliği ve başat olarak devlet mülkiyetini dayatan zorunluluklarla, “yerellik”, “yerindenlik” ve   “özerklik” formları arasında özel bir bileşim tutturmak zorundadır. Tamam, aşırı merkeziyetçiliğin olası olumsuz sonuçları görülsün ve gereği yapılsın, ama bunun alternatifinin “herkesin yerellerde kafasına göre takılması” olduğu düşünülüyorsa, anlamı sadece “kapitalizme dönüş yerellerden başlasın” demektir.

Tam Sürüme Geç »