Menü Üye Giriş

Şifre Sıfırla · Kayıt Ol

 unlarına solYurt ve dünya sordan bakan dostlar Hoşgeldiniz . Foruma etkin katılım yapabilmeniz içi  »
 Sözde sol-sosyalist forumlar...

SF'nin çoğunlukla kürt milliyetçiliğinin sesi olduğunu burada çokça yineledim. Nedenlerinin başında forum yönetiminin ve özellikle sahibi konumunda bulunan APE'nin sosyalist ideolojiden habersiz olması, ( ve ayrıca yönetici özelliğinin bulunmaması), devrimciliğin sadece ''tüfenk omza'' karikatürüne sıkıştırılması, kürt ulusalcılığının sosyalizm adına yüceltilmesi ve bütün bu yanlışlıklar sürecinde kendini solda-sosyalizmde tanımlayanların bu forumu terketmeleri ve meydanın tamamen kürt ulusalcı-milliyetçiliğine kalması ve bir de, solculuk ( Marksizm) adına bir kaç kerameti kendinden menkul kişinin burada Marksizm adına ahkam kesmeye çalışmasıdır. Sonuç tam bir sabuklama. Al birini vur öbürüne misali tam bir yanlışlıklar ve saçmalıklar furyası...

Şuraya gelmeye çalışıyorum: SF'de ÖzgürToplumsallık mahlaslı bir arkadaş bir konu açmış:
https://www.sosyalistforum3.net/showthread.php?p=380231#post380231 Birtakım yanıtlar da gelmiş. Ama ilginç olan, her zamanki gibi Marksizm adına konuya dalan ve Marksizmi sadece kendinin anladığını sanan forum danışmanının yazıp çizdikleri:

Şöyle yazmış:

Soruları çok açık sorduğum halde ayni açıklıkta yanıt alamadım.

1- Bir iki cümle ile öz savunmanın tanımını istemiştim. “Toplumun devlete karşı kendini savunmasıdır. Bu savunma askeri olduğu gibi ekonomik ve sosyal siyasal boyutlu bir eylemselliktir ve toplumun kendi değerlerinin gaspına karşı verilen mücadeledir” demiş.

Yanıtlarını yorumlayalım.

Burada iki özne görünmektedir. 1- Devlet 2- Toplum

Devlet saldıran taraf, toplum ise kendisini savunan taraftır. Burada ilginç bir durum var. Devletin topluma saldırması için bir sebep yoktur. Zira devlet toplum üzerinde egemenliğini realize etmiş ve bu egemenliğin ürünlerini toplamaktadır. Devletlerle toplumlar arasında bir konsensus bulunmaktadır.

Toplum boyunduruk altına girmişse zaten orada devlet egemenliğini ifa etmektedir. Devlet boyunduruk altına almış olduğu kesime değil, alamadığı kesimlere saldırır. Boyunduruk altına girmeyenler savunma konumuna geçebilirler. Girenlerin savunması anlamsızdır. Zira kendisini teslim etmiştir. Boyunduruk altındakilerin ise saldırmaya ve özgürleşmeye yönelmeleri gerekmektedir.

Marksizm işçi sınıfının siyasetini 150 yıldır sürdürmektedir. İşçi sınıfını toplum, burjuvaziyi ise devlet olarak var sayalım. İşçi sınıfı savaş belgisinde “ Burjuvazi devrilmeden savaş bitmez” yazılıdır. İşçi sınıfı saldıran taraftır. İşçi sınıfı burjuvaziye karşı mücadele eder. Savunmada olan burjuvazidir. Suçlu olan da o dur. Toplum masum, devlet suçludur. Dünyanın neresinde görülmüş, masum suçluya karşı savunmaya geçiyor?

2-ABD li komünistler Trump gelince savunmaya geçmediler. Saldırılarını daha da arttırmaya çalıştılar. Komünistlerin kitabında savunma yapmak için yola çıkılacağı yazmaz. Zira komünistler haklıdır. Devletler suçludur. Trump’tan öncede mücadele vardı. Sonrasında da mücadele var. Mücadele ile savunma ayni şey değil. Savunma saldırıya maruz kalınca yapılan harekettir. Mücadele ise düşmanı yenmek veya düşmandan bir şeyler koparmak için yapılan hareketlerdir.

3-Bu soru da devletle toplum karşılıklı konuşlanacak mıdır demişim? Yanıt şöyle: devlete karşı kendini savunmadır. Ardından devleti gerilete gerilete köşeye sıkıştıracağız demektedir. Yanıt soru gibi net değil. Soralım bakalım, sürekli savunma yaptığın yerde devleti nasıl gerileteceksin. Sen savunmada iken o nasıl gerileyecek.

Bal arısı ve Çınar ağacı örneğini açalım. Yukarıdaki yazı da bal arıları kanatlarını çırparak yarattıkları ısıyla eşek arılarını etkisizleştiriyor. Çınar ağacı da etrafına zehirli bir sıvı yayarak diğer otların kendisine zarar vermesini önlüyor. Bu örnekler şunu anlatıyor, “eşek arısına rağmen, bal arıları yaşayabilir. Diğer otlara rağmen çınar ağacı yaşayabilir. Devletlere rağmen de toplum yaşayabilir.” demek istemektedir.

Burada aklınızı zorlayın bakalım. Hem devlet olacak ve hem de toplum olacak. Toplum kendisini devletten koruyacak ve hayat böyle devam edecek. Zaten eşek arıları ile bal arıları yıllardır birlikte yaşamıyor mu? Devletin toplumun sırtından geçinen bir mekanizma olduğunu bilmiyorlar mı? Devlet varsa orada mutlaka gasp soygun vs vardır. Siz diyorsunuz ki tepemizde devlet olacak ama biz devlete pay vermeyeceğiz. Gerçekten kopuk bir anlatıma doğru yanıt vermek gerçekten zormuş.

4-“Devlet ile demokrasiyi birlikte görmüyoruz” diyorsun. “Öz savunmasız demokrasi ve özgür yaşamın olmayacağı” ilk yazıda yazılmış.

Öz savunma varsa zaten özgürlük yok demektir. Savunma bir tür savaş ve üstelik saldırıya uğramış halidir. Siz burada özgürlük olduğunu nasıl iddia edebilirsiniz. Birisi bana saldırıyor ve ben kendimi savunuyorum. O zaman ben özgür olmuş oluyorum.

Demokrasi ile devlet ayrıymış. Demokrasi bir devlet kavramıdır. Demokrasi yoksa devlette yoktur. Biz devletsiz olacağız ama demokrasi olmayacak diyemezsin. Demokrasi ile devleti birlikte görüp görmemek senin keyfiyetinde değildir. Demokrasi devletle birliktedir.


Devam ederken altını çizme gereği duymuş:

Geç bunları, devlet konusu en iyi bildiğim bir tartışmadır.

:)

Proleter diktatörlük konusunu, devletin sınıfsal niteliğini bir kenara bırakan kişiden Marksist yorumlar dinlemek insanı gülümsetiyor gerçekten. SF'de bilimsel sosyalizmi savunan kişilerin ayrılması meydanın bu kişilere kalmasına yol açtı. sol-sosyalizm adına konuşan sitedeki kürt ulusalcıları ne kadar yanlış bir ideolojik ve teorik bir duruş içindelerse, onlara karşı gelen ve eleştiri yönelten bu kerameti kendinden menkul kişilerin Marksizm adına savundukları da o kadar yanlışlıklar içeriyor. Zaman içinde bu başlık da eleştiriye açılır diye düşünüyorum.

melnur  |  Cvp:
Cevap: 1
02.01.2018- 17:13

12 Eylül faşizmi Türkiye solunu çok hazırlıksız yakaladı.   1960 ve 80 yılları arasında kitleselleşebilme olanağı yakalayan ve bunu da büyük ölçüde başaran Türkiye solu işçi sınıfının yol göstericisi olan bilimsel sosyalist ideolojiyi edinme konusunda emekleme aşamasındayken askeri cunta bu süreci bıçak gibi kesmiş oldu. ( Amaç da buydu zaten.) Bu durum aynı zamanda tarihsel bir yenilgiydi ve bu yenilgi sonucunda da yılgınlık, yorgunluk, savrulma ve hatta sol tezlerin reddi -döneklik- epey zaman solun sesinin kesilmesine, soluksuz kalmasına yol açtı. Üstüne üstlük reel sosyalizmin tarihsel yenilgisi de bu sürece eklendiğinde Türkiye solu dünya solunun yaşamadığı bir oranda toplumsal alanda etkisini kaybetti.

Solun toplumsal alandaki etkisizliğinden doğan boşluk büyük oranda liberalizm tarafından doldurulmaya çalışıldı. Bir anlamda liberal tezler solun içine yerleşti, yerleştirildi ve bu tezler büyük çoğunlukla sol tezlermiş gibi benimsenir oldu. Dahası, çoğu kez olduğu gibi sosyalist solun her gerileyişinde ortalığa saçılan Troçkist ve anarşist iddialar da liberal tezlerle birlikte solda yer bulmaya başladı. Bu tabloya bir de ''elveda proletarya''cılardan, ''Marks'a geri dönelim''cilere ve sözde sol-sosyalist forumlarda akıllarınca teorisyenliğe soyunarak kendi egolarını tatmin etmekten başka bir iş yapmayan kerameti kendinden menkul solcuları (!) da eklediğimizde ülkedeki sol (!) karmaşanın bir fotoğrafı çekilmiş olur.   Borga'ları, Karataş'ları, Veda'ları etkileyen zehir böyle bir iklimde yeşerdi. Bu kişiler bu iklimden edindikleri zehirleri kendilerince ambalajlayarak şimdi bulundukları yerlerde Marksizm, Leninizm ve Blanquizm adına üfürmeye çalışıyorlar; kimisi Marksizm adına, kimisi Leninizm ve kimisi de...-seç, beğen,al!

Hasan Karataş meydanı boş bulanlardan. SF önceleri de kürt ulusalcılığının-milliyetçiliğinin forumu halindeydi. Ama yine de bilimsel sosyalizmi savunmaya çalışan arkadaşlarımız orada bulunuyordu. Onların forumu terketmesiyle Hasan Karataş adlı danışman ipleri iyice kopardı. Uçtukça uçuyor, üfürdükçe üfürüyor. Marksistt ama proletarya artık eskimiş. Sınıf mücadelesi kalmamış. Komünizm ''bilinçli insanlar'' tarafından gerçekleşecekmiş. Tek sorun özel mülkiyet sahipleriyle yani mülksüzleştirenlerle mülksüzleştirilenlerin bilinçlenip el ele kol kola devleti ortadan kaldırmasıymış. Müridleri de kafa sallayıp onay verirken gerektiğinde alkış da tutuyorlar.

Evet, Marksizmi savunur görünüyor ama dünya değiştiği için sınıf mücadelesi olmadığı gibi, devletin sınıfsal niteliği de yok. Arkadaşımız tam bu noktada az biraz anarşist olup çıkıyor. Anarşist olarak bir kaç kelam ettikten sonra, koşulların da uygun olmasıyla devrimin ulusal ölçekte değil, dünya devrimiyle ve üstelik eş zamanlı olarak gerçekleşeceğini de ileri sürmeye başlıyor. Arkadaş burada da Troçkist ezberleri önümüze koyuyor. Ama bütün bu karmaşanın kendi görüşleri olduğunu da iddia ederek :)

Buradaki yorumunda gevezelik olmaktan öteye geçmeyen cümle yığınlarını bir kenara bırakırsak bakın ne söylemiş bu Marksist, Troçkist ve dahi anarşist arkadaş:

Marksizm işçi sınıfının siyasetini 150 yıldır sürdürmektedir. İşçi sınıfını toplum, burjuvaziyi ise devlet olarak var sayalım. İşçi sınıfı savaş belgisinde “ Burjuvazi devrilmeden savaş bitmez” yazılıdır. İşçi sınıfı saldıran taraftır. İşçi sınıfı burjuvaziye karşı mücadele eder. Savunmada olan burjuvazidir. Suçlu olan da o dur. Toplum masum, devlet suçludur. Dünyanın neresinde görülmüş, masum suçluya karşı savunmaya geçiyor?


Bir şey anladınız mı :)

Anlamadınızsa, şaşırmayın, üzülmeyin. çünkü ''devlet konusunu en iyi ben bilirim, bu konuda uzmanım'' demesine de aldanmayın, bu sözcükleri yan yana getirirken bile yazdıklarının anlamını kendisi de bilmiyor. Çünkü bir anlamı yok. Hele Marksizm açısında absurt ötesi bir şey, bu yazılanlar.

Arkadaşımız forumun   iklimine uygun olarak sadece üfürüyor!

melnur  |  Cvp:
Cevap: 2
03.01.2018- 17:27

Hasan Karataş yaptığı yorumların bazılarında devleti sınıfsal bir araç olarak görmüyor. Burada biraz anarsişt takılma isteği var :)   Marksizmle uygunluk gösteriyor mu? Hayır. ''Ben Marksistim ve hatta ''ben anarşistim'' diyen biri için bile devletin bir baskı aracı olarak sınıfsal bir özü vardır. Burada, danışman arkadaş tarafından iki sorunla karşılaşıyoruz; birincisi Marksist olduğunu söylüyorsa Marksizme aykırı şeyler söylüyor; ikincisi devleti sınıfsal niteliğinden soyutladıktan sonra burjuvazi ve proletarya arasındaki sınıfsal mücadeleyi de yok saymasıdır ki, bu durum aslında burjuvazi ile proletarya arasındaki uzlaşmaz çelişkinin de reddi anlamına gelir.. Kısaca sınıfların, sınıfsal mücadelenin ve devletin sınıfsal niteliğinin reddi aslında Marksizmin reddidir.

Arkadaş marksist falan değildir.
Yani sadece Lenin'r karşı değildir; Marks'a da, ve sadece Marks'ın söylediklerinden ibaret olmayan Marksizm'e de karşıdır.

Başkalarının Marksizm eleştirilerine karşıymış gibi tavır gösteren danışman, böyle bir tavrı boşuna gösteriyor; çünkü kendisi de Marks'a aykırı bir duruş içindedir.

Ama sorun sadece bu da değildir
Devlet konusunda başka bir yığın yanlışı da bu arkadaşın yorumlarında görebilmekteyiz.



melnur  |  Cvp:
Cevap: 3
03.01.2018- 17:44

Aklımızda tutulması gereken şey, bu danışman arkadaşın devleti sınıfsal özünden ayırarak ele alması. Öyle inanıyor. Sınıflar ve uzlaşmaz çelişkiler bu yy.'da yok, devlet de sınıflardan bağımsız bir baskı mekanizması. Bir çok yazısında böyle bir düşünce koyuyor ortaya...

Peki, konuya böyle yaklaşan biri böyle ( ve başka) bir yorum yapar mı? Şöyle:

PD devrimci dönüşümler dönemidir. Şöyle bir örnekle anlatayım: PD ilk devrimle birlikte kurmalı bir saat gibidir. Yani zemberekli ve dişlileri olan bir mekanizma gibidir, yani bir sistemdir. Bu sistem devrimci dönüşümlerle beslenen bir sistemdir. Bir devrimci dönüşüm olur ve kurma kolu yerine pil takılır. Sonrası yine bir devrimci dönüşüm olur ve dijital ekran gerçekleşir ve akrep-yelkovan yok olur. Ardından bir devrimci dönüşüm daha gerçekleşir ve pil yerine güneş enerjisi ile çalışır. Artık güneş ışığı olduğu sürece saat sonsuz yıl çalışır. Dişli olmadığı için aşınma da olmaz. O saatin ne insan gücüne ne de yeni bir teknolojiye ihtiyacı vardır. İşte o saat için devrimci dönüşümler dönemi bitmiştir. PD saatin ilk halinden son haline geçiş aralığı ise saatin son hali de komünizmdir.

Arkadaşın söylemiş olduğu gibi PD ilerlemeci bir süreç değildir. Devrimci dönüşümler dönemidir. Bu Marks tarafından çok net bir şekilde ifade edilmesine rağmen Marks karşıtları tarafından bir türlü dile getirilmez. Bir de soralım Marksizm’in hangi kitabında devlet kendi kendine sönecek diye yazıyor. Devlet devrimci dönüşümler ile tükenecektir. Bir de utanmadan yazmış: bu süreci sonlandıran ilerlemedir. Göster bakalım nerede yazıyor. PD yi sonlandıran ilerlemedir? Tekrar ediyorum. PD yi sonlandıran devrimci dönüşümlerdir. Marksizm adına, yalan yanlış ifadelerle konuşmamanı tavsiye ederim..


https://www.sosyalistforum3.net/showthread.php?p=380252#post380252

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu denir ya, tam da öyle bir yorum bu... Eğer devlet sınıfsal niteliğe sahip değilse siyasal devrimden sonra kurulacak olan devlet (PD) neden ''devrimci dönüşümler dönemi'' olsun ki :)

Böyle bir şey olabilir mi?

Bir konu üzerinde açıklama yapılırken bir yerde başka, farklı bir yerde daha başka ve bir öncekiyle çelişen yorum yapılabilir mi?

Ama SF'de gidiyor!

Böyle olduğu için de danışman arkadaş üfürdükçe üfürüyor ve en ilginci de ''ben devlet konusunu çok iyi bilirim'' diyerek   kerameti kendinden menkul bir solculuğun (!) güzel (!) bir örneğini sergiliyor!

melnur  |  Cvp:
Cevap: 4
08.01.2018- 08:22

Bazen   söylediği ''devlet-proletarya diktatörlüğü eski sosyalizm için doğrudur ama yeni sosyalizm için yanlıştır. Bu kadar! Ne neden sonuç ilişkisi var ve ne de üfürmeye çalıştığının komünist toplum ile ile ilişkisini açıklama sorumluluğu.

Peki ''neden böyle'' diye de sorulabilir; sorulması gerek! Bu kadar yalan-yanlış üfürme neden SF'de bir tepkiye neden olmuyor?

Nedeni çok basit; SF'de artık bir tane bilimsel sosyalizmi savunan biri kalmadı da ondan! Yazanlara dikkat edin, çoğu kürt ulusalcılığına meyleden ve kendini solcu sananlarla, kendisinin ne olduğunu bile bilmeyen bir iki arkadaşımız. Zaten onlar için böyle bir ortam, bulunmaz bir fırsat. Aksi olabilseydi bu kadar saçma sapan ifadeler kullanılabilir miydi? Bilimsel sosyalizm bu kadar ağır bir şekilde kirletilebilir miydi?

melnur  |  Cvp:
Cevap: 5
11.01.2018- 15:35

Bilimsel sosyalizm işçi sınıfının gündemine düştüğünden beri burjuva siyaseti tarafından ağır bir saldırı altındadır. Bu saldırılar reel sosyalizmin çözülüşüyle birlikte farklı argümanlarla daha da artmıştır. Uzlaşmaz sınıfların olmadığı,   sınıf mücadelesinin gereken dinamizmi yaratmadığı ve artık önemini yitirdiği,   proletaryanın sosyalizme geçişte önder güç olmadığı, olamayacağı vb.konuları öne çıkartılmaya çalışılmıştır. Bu ve benzer konulardaki saldırılar birtakım dönek çevrelerin de katılımıyla özellikle internet dünyasında kerameti kendinden menkul bir solculuğun(!) ortaya çıkmasına da yol açmıştır. Danışman arkadaşımız da onlardan biri. Danışmanın Marksizm adına Marksizmin tüm temel görüşlerine karşı çıkmasının nedeni de budur. Liberal çevrelerden, döneklerden gelen saldırılar bu kesimler üzerinde bir algı yaratmakta, bu algı da ''eski sosyalizm'' yorumlarına neden olarak farklı bir sosyalizmin ( yeni sosyalizm) olabileceği yanılgısına yol açmaktadır. Doğrultu bir kez bu yola girince sonrası sadece üfürme olacaktır.

Danışman arkadaşımızın içinden geçtiği süreç bu, söylemeye çalıştıkları da bu yüzden üfürmeden başka bir şey değildir.

melnur  |  Cvp:
Cevap: 6
15.01.2018- 12:44

Devlet konusunda bu forumda da çok şey söylendi. Öncelikle kendini solda tanımlayan birinin devleti sınıfsal niteliğinden ayırarak ele alması bağışlanamaz bir yanlıştır. Devlet bir kez sınıflar üstü bir nitelik kazandığında bunun arkasından gelecek olan söylem sınıfsal mücadelenin olmadığı ve dolayısıyla sınıfların artık işlevsiz bir hale geldiğidir. Böyle bir düşünsel zeminin ne Marksizmle ilgisi olabilir ve ne de böyle bir söylemle Marksizm veya komünizm savunulabilir.

Anlaşılması gereken şey, bilimsel sosyalizmin sonal hedefinin komünizm olduğu ve bu enternasyonal dünya toplumunda ne devletin olacağı ve ne de çalışan bireyler arasında herhangi bir hiyerarşinin bulunacağıdır. Ne var ki, ustaların da altını çizdiği gibi komünist topluma varıncaya kadar proleter diktatörlük ( işçi devleti) ve bürokrasinin bir zorunluluk olarak var olacağını anlayabilmek gerekir. Devletin ortadan kalkabilmesi için sınıfsal özü proletarya olan devlete, bürokrasi ve hiyerarşinin ortadan kalkması için bürokrasi ve hiyerarşinin kendisine ihtiyaç vardır. Siyasal devrimden sonra iktidarı ele geçiren proletaryanın komünist topluma kadar bütün bu sınıflı toplum kalıntılarına ihtiyacı olacaktır. İhtiyacı kalmadığında da Engels'in deyimiyle bütün bu olgu ve nitelikler son bulacak, SÖNECEKTİR.

Tam Sürüme Geç »