Menü Üye Giriş

Şifre Sıfırla · Kayıt Ol

 unlarına solYurt ve dünya sordan bakan dostlar Hoşgeldiniz . Foruma etkin katılım yapabilmeniz içi  »
 Güncel Tartışma Konuları

‘İnsanların kulaklarına gerçeği fısıldadık’


‘İnsanlar çare arar, ayakta kalmanın yoludur bu. Seçim ve düzen siyaseti bir ‘çare’ydi elde patladı. Örgütlü mücadele ve düzen değişikliği hedefi şimdi biricik çaredir ve hiçbir zaman şaşmaz. Bu açıdan TKP bütün bir seçim dönemi boyunca insanların kulağına ‘sen bilirsin ama bu çare değil’ diye fısıldadı.’

Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan ile 24 Haziran seçimlerinin sonuçlarını konuştuk. Okuyan, siyasi iktidarın seçimi kazanmaya yönelik hilelerinin seçim öncesinde yapıldığını, TKP’nin seçimler öncesinde “Böyle seçim olmaz” açıklamasıyla buna kuvvetli bir şekilde dikkat çektiğini hatırlatıyor ve Erdoğan’ın “başarısı”nı değerlendirirken buradan başlanması gerektiğinin altını çiziyor. Okuyan, muhalefet koalisyonunun bir “sermaye projesi” olarak tasarlandığına dikkat çekerken “düzen solu”nun sol değerlere oynamayı bıraktığını, çünkü düzen dışı solun da bu değerlerden uzaklaştığı vurguluyor.

http://haber.sol.org.tr/turkiye/insanlarin-kulaklarina-gercegi-fisildadik-241161

melnur  |  Cvp:
Cevap: 1
27.06.2018- 11:56

Düzeni değiştirmek istediğimiz için özür dilemeyeceğiz-Kemal Okuyan


“Çok da aşırıya kaçmamak gerek…” Alkolle ilgili bir öğüt olabilir bu, fazla spor yapıp vücudu gereksiz yere zorlamamak konusunda bir uyarı da. Ancak işin içine siyasal, toplumsal meseleler girince “aşırılık” konusu biraz karışıyor.

“Katılıyorum ama ben sizin kadar aşırı değilim” diyen biri kibardır, belki dosttur, hatta samimidir ama son tahlilde laf sokmakta, sizi fanatizmle damgalamaktadır. Çünkü o da ülkede dolu dizgin giden dinselleşmeden rahatsızdır, haysiyetsiz dış politikadan tiksinmektedir, Suriye’deki savaş suçlarına öfkelidir, betonlaşmadan çevrenin yağmasından büyük rahatsızlık duymaktadır, büyük sermayenin “büyük” oyundaki rolünün farkındadır ama “aşırı” değildir.
Öfkesini, tiksintisini, tepkisini, bilgisini, duygusunu, onurunu bu düzeni yıkma noktasına taşımamıştır.

Ya işine gelmemektedir çünkü bu düzende vazgeçemeyeceği çıkarları vardır, ya korkmaktadır gereğini yaparsa başına geleceklerden; ya da inanmamaktadır daha iyi bir yaşamın kurulabileceğine.

Her ne olursa olsun, aşırı olmadığı için en azından sizin yanınızda mutlu ve gururludur. Sıkıştığında başkalarına “ben zaten aşırı değilim” diyebilecek olmanın hafifliği ile sizi “aşırılık”la itham ederkenki bilmişliği arasındaki fark sanıldığı kadar büyük değildir.
Türkiye’de sosyalizm mücadelesinin sorunlarından biri, “aşırı” olanla farklılığına aşık bir “dost” atmosferin basıncını hissetmesidir. Evet dosttur bunlar, baş başayken sosyalizmin insanlık için ne anlama geleceğinden söz ettiğinizde “ah keşke” tepkisinin içtenliğinden kuşku duymazsınız. Öte yandan bu düzenin sahibi, parçası gibi davranırken de son derece doğaldırlar.

Burada anlatılan açık bir orta sınıf tavrıdır ama sadece oraya ait olsa önemsizleşebilecekken, emekçi halkı da belirliyorsa bayağı tehlikeli bir hal almaktadır.
Türkiye solunda bir kesim yıllardan beri, bu atmosfere hitap etmeye, onun huyuna suyuna gitmeye çalışmaktadır. En radikal geçinenler dahil.

Radikaldirler ama o kadar da aşırı değildirler!

Bunu kanıtlama derdindedirler; yaranmacıdırlar.

İslamcının yanında “katı” laiklere, Kürt ulusalcısının yanında Kemalistlere, Türk ulusalcısının yanında HDP’ye, sosyal demokratın yanında “devrimci lafazanlığa”, liberallerin yanında komünist geleneğe, komünistlerin yanında reformistlere çakmakta hiçbir beis görmeyenleri biliyorum. Kişisel bir zaaf değildir, bu kolektiftir.

Oysa şimdi aşırılık zamanıdır.

Düzen aşırıya kaçmıştır zaten; 4 yaşındaki bebeye türban takmaya çalışan, 7’sindekine tecavüzü meşru gören, işçilerin tuvalete gitmesine yasak koyan, önüne çıkan her şeyi yağmalayıp çürüten bir sistemden söz ediyoruz.

O kadar da aşırı olmamak lazımmış!

Katı laiklik, ılımlı İslam, demokratik planlama, piyasa sosyalizmi, aşırı solculuk… Bu kavramların hepsi çöpe. Laikliğin yumuşağı yok, İslam siyasallaştığı anda radikaldir, planlama varsa kesinlikle merkezidir, piyasa ile sosyalizm yan yana gelmez, solculuğun aşırı olmayanı son tahlilde sağcılıktır.

Biz aşırıyız.

Ve bu nedenle kimseden özür dilemek zorunda değiliz.

Bu kadar rezalete rağmen aşırı olamıyorlarsa, kabahat onlarda. Özür istemiyoruz ama üste çıkmaya çalışmasınlar.

Onlara karşı psikolojik üstünlüğü ele geçirmemiz gerekiyor. Bu düzeni yıkmaya çalışıyoruz. Karşımıza çıkıp bu düzene dair bir araba dolusu laf edip, bu açıdan bizden eksiği değil fazlası olanlara “sakın ürkmeyin ama biz komünistiz, devrim filan gibi aşırı hedeflerimiz var” diyemeyiz. Diyeceğimiz, “tutarlı olun, gereğini yapın”dır.

Düzeni değiştirme hakkı en meşru haktır; devrim hakkıdır.

“İnsanlar korkuyor” diyen “ben korkuyorum, kaybedeceklerim var” deme cesaretini gösteremeyendir.

Bu düzen gericilikle, yağmacılıkla üzerine üzerine geldikçe her durumda bir çıkış kapısı bulabileceğine ilişkin inanç, yeni bir yaşam-yeni bir ülke kurulabileceğine dair inancı yok etmektedir.

Bir görüşe göre insanları devrim fikrine alıştırmak için komünistlerin “kalite” sergilemesi, kaba ve sığ olmadıklarını göstermesi, bazı önyargıları kırması gerekmektedir.
Nitelikten nefret ettirecekler insanı!

Komünistler verdikleri mücadelenin gereği ve doğası nedeniyle kaba ve sığ olamazlar, kendilerini pazarlamak için değil! Bu düzenin yalnızca iktidar tarafı değil, muhalefet tarafı da bu denli dökülürken, komünistlere kalite standartlarına göre not vermeye kalkanları yıldızlı onlarla ikna edemeyiz. Aradıkları kalite değil, sahte de olsa huzurdur. Biz onlara huzur adına ancak insanlığın savaşsız, sömürüsüz bir toplumda giderek refah içinde yaşayacağı günlere ilişkin inancımızı sunabiliriz.

“Komünist ama çok düzgün biri…”

Damat adayını beğenmişler, sağolsunlar.

Lakin biz bu düzen içindeki çözümleri beğenmiyoruz ve kendilerinin de “beğenmedikleri” çözümleri savunanların üstüne gitmeye kararlıyız.

Devrim fikrini meşrulaştırmak ve olağanlaştırmak gerekiyor. Radikallik şovlarıyla değil, sermaye düzeni ve bizzat sermaye sınıfını gayrı-meşru hale getirerek, onu ayıplı bir toplumsal olguya dönüştürerek, bu düzenin içinde pozisyon ve huzur peşinde koşmanın suça ortak olmak anlamına geldiğini ısrarla anlatarak.

Çünkü Türkiye’de düzen bir kez emekçi halkın kafasına “senin de yırtma şansın var”ı soktu. Yırtamazsan öbür dünyada ihya olacaksın ekiyle!

Yok, özür dilemeyeceğiz. Kusurun kralı sermaye düzenindedir; devrim en doğal haktır.

http://haber.sol.org.tr/yazarlar/kemal-okuyan/duzeni-degistirmek-istedigimiz-icin-ozur-dilemeyecegiz-160306

melnur  |  Cvp:
Cevap: 2
07.07.2018- 19:23

Her şey bir yana, neden çoğalamıyoruz, neden toplumsal bir güç haline gelemiyoruz, neden örgütlenemiyoruz, neden seçimlerde aranan ''başarı'' bir türlü gelmiyor...-bence bu sorulara yanıt aranmalı artık. Sürekli yakınma ve iç karartıcı duruma uygun bir savunma refleksi bir yerden sonra yarar getirmiyor. Daha farklı bir söylem ve eyleme gereksinim var.

CHP ve HDP'den bağımsız bir sosyalist çizgide ısrar doğru ama yeterli değilse bir şeyleri eksik yapıyoruz demektir.   Örnekse, insanımızı, eğilim ve   alışkanlıklarını çözümleyemiyoruz demektir. Türkiye nesnelliğini okuma konusunda birtakım sıkıntılar yaşıyoruz demektir. ''İnsanların kulaklarına gerçeği fısıldamak'' yıllardır bir geriye dönüş yaratmıyorsa bir eksiklik veya yanlışlık yok mu? Bir eksiklik veya yanlışlık yokmuş gibi davranmak doğru mu?

melnur  |  Cvp:
Cevap: 3
26.08.2018- 21:01

Ha bir de ve bence halk'a-sınıfa nasıl ulaşılacağı konusunda somut bir çözümümüz yok. ''Fabrikalarda üreten işçiye doğrudan ulaşıp, onu bilinçlendirmek ve tarihsel çıkarlarının farkına varmasına neden olmak'' gibi öneriler sosyalist lafazanlıktan öteye gitmiyor. Başka bir şey lazım. Daha radikal ve köklü bir çözüm.

Sosyal medyayı etkin kullandığım söylenemez. Bir dönem yoğunlaşmıştım, orada gördüğüm ''Türk'ün Türk'e'', ''müslümanın müslümana propagandası'' gibi solcunun solcuya propagandasını yapan bir solcu tipinin ortaya çıktığı gerçeğidir. Eskiye oranla tavsamasına rağmen bir kaç kişinin gereksiz ve rahatsız edici bir şekilde kendini sanki bir akademisyenmiş gibi, sanki bir teorisyenmiş gibi saçma sapan yorumlarda bulunanları bir kenara bırakacak olursak, halk'a, sınıfa sosyalizmi anlatacak, sınıfsal mücadelenin ''SÖZ'' kısmında rol alacak ve etkin olacak   parti üyelerinin sosyalizm ve parti görüşü konusunda eğitilmesi gerekmektedir. Parti üyeliği demokratik merkeziyetçilik bağlamında sadece parti bayrağı taşıyıp, gazete bildiri dağıtmak ve üstte alınan kararları çoğu kez de pek kavramadan sosyal medyada savunmaktan ibaret olmamalı. Geçenlerde -sanırım Aydemir Güler'di, sınıfsal mücadelenin yüzde sekseninin SÖZ olduğunu söylüyordu. Doğrudur; doğrudur da bu SÖZ kitlelere nasıl ulaştırılacak, kitlelerin bu SÖZ'lerle etkileşimi nasıl sağlanacak? Sadece gazete, kitap, dergi, bildiri gibi etkinliklerle hem sosyalizm ve hem de parti görüşünün kitlelere ulaşabilme olanağı yok; o zaman yapılması gereken şey nedir?

Bence, hem bu demokratik merkeziyetçilik konusu ve hem de parti üyeliği konusu yeniden ve ciddi bir şekilde gözden geçirilmelidir. Parti yönetimindeki ''üç beş kişinin'' özverili çalışmalarıyla partinin belli ölçülerde de olsa kitlesellik kazanabilmesi mümkün değil.

Tam Sürüme Geç »