Son haftalarda gündemden düşmeyen 'Ayla' filmi, iki göz iki çeşme ağlatan bir film... Filmin, Kore Savaşı'nı nasıl çarpıttığını Bertan Eren yazdı...
27 Ekim 2017 tarihinde gösterime giren Ayla filmi (Yönetmen: Can Ulkay) 1950lerin başlarında yapılan Kore Savaşı filmlerinin ardından (her ikisini de Seyfi Havaerinin yönettiği Korede Türk Kahramanları, 1951 ve Kore Gazileri, 1951; Korede Türk Süngüsü, 1951, Vedat Örfi Bengü) Türkiyede sinemanın kamerasını bir kez daha Kore Savaşına çevirdiği, TürkiyeGüney Kore ortak yapımı bir film.
Ayla, Box Office Türkiye verilerine göre gösterimdeki ilk üç gününde 312 bin 135 biletli seyirci tarafından izlenmiş. İzleyen herkesi ağlattığı söylenen ve Ziraat Bankasının ana sponsoru olduğu Ayla filmi, Türkiyenin Oscar adayı olarak da tanıtıldı.
FİLMİN HİKAYESİ
Kore Savaşının başlamasıyla birlikte BMnin yaptığı çağrıya Türkiye yanıt verir ve Kore'ye bir tugay gönderir. Savaşa gönderilen askerlerden astsubay Süleyman Dilbirliği, savaş meydanında annesi babası öldürülmüş küçük bir kız çocuğu bulur. Tüm bu savaşın ve yıkımın içerisinde, Ayla ismini verdiği bu kızla birlikte Korede 15 ay geçirir Süleyman astsubay. Ama bu 15 ayın sonunda Süleyman astsubayın, yerini başka birliklerden gelecek olan askerlere bırakmak üzere Türkiye'ye dönmesi gerekir. Ayla'yı bırakıp gitmek istemeyen Süleyman astsubay, onu Türkiye'ye götürmek konusunda ısrarcıdır fakat bu mümkün olmadığı için tek başına Türkiyeye dönmek zorunda kalır. Türkiyeye döndükten sonra ise Ayla, Süleyman Dilbirliğinin aklından çıkmaz ve onunla tekrar irtibat kurabilmek için yoğun bir çaba sarf eder, fakat bu çabaları bir sonuç vermez. Yaklaşık altmış yıl birbirlerinden ayrı kalan Ayla ve Süleyman Dilbirliği, en sonunda Güney Korenin başkenti Seulde tekrar bir araya gelirler.
Savaş, ayrılık, kavuşma: Bir başyapıt da çıkarabilecek, bir melodrama da dönüşebilecek bir temanın unsurları Ayla, bu iki anayoldan hangisinde ilerliyor; buna geçmeden, tarihsel olgular üzerinden Kore Savaşının seyrini aktaralım.
KORE SAVAŞI HAKKINDA GERÇEKLER
Sahi, Korede ne olmuştu?
Örneğin, Birinci Dünya Savaşını açıklarken kullanılan bir Sırpın AvusturyaMacaristan İmparatorluğunun veliahdını öldürmesi türünden, tarihsel açıdan hiçbir açıklayıcılığı olmayan açıklamalar, anlaşılır hale getirebilir mi bu savaşı? Kore Savaşı neden çıkmıştı?
Aslında Korenin tarihi, emperyalizmin müdahalelerinin ve ona direnişin tarihidir. Bir ülke düşünün ki; önce Japonya tarafından 1910 yılında kolonileştirilmiş ve yıllarca Japon endüstri devleri ve yatırımcıları tarafından kaynakları yağmalanmış, halkı iliğine kadar sömürülmüş; yetmiyormuş gibi sayısız insanının zorla gemilerle Japonyaya gönderilip, kimilerinin buralarda gerçek anlamıyla köle yapılıp, kimilerinin de seks kölesi olarak çalıştırılmış olduğu bir ülke. Tabii Japonyanın tek başına bu ülkeyi talan etmediğini, onlara yardım edenin bizzat ülkenin yerli ve milli sanayicileri ve zengin toprak sahipleri olduğunu da es geçmeyelim. Bu dönemde Japon efendileriyle uyum sağlayan da, sonrasında ABD işgal hükümetiyle işbirliği içerisine giren de, daha sonra ülkenin güneyinde kurulacak devletin kilit pozisyonlarına yerleşenler de onlardı. Evet bu coğrafya, bugün Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti ve Güney Kore olarak ikiye ayrılmış bulunan Kore Yarımadasıdır.
Tabii Korenin başına gelen felaketler bunlarla sınırlı değil. 1945te İngiltere, ABD ve SSCB tarafından üzerinde uzlaşılan Moskova Antlaşması, Korenin Japonyadan kurtarılmasının ardından birleşik, bağımsız ve demokratik bir devlet olmasını öngörüyordu. 9 Eylül 1948de kuruluşu resmen açıklanan Kore Demokratik Halk Cumhuriyetinin, bütün Kore Yarımadasında tanınan tek egemen devlet olması planlanıyordu. Ancak ABD, İkinci Dünya Savaşı ortamında verdiği sözlerini sonrasında tutmayacak ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğini ve sosyalist bloğu taviz vermeksizin karşısına alacaktı. Ülke, ABDnin sınır olarak belirlediği 38. paralel ile fiilen kuzey ve güney olarak ikiye bölünecekti. Yaşanan bu gerginliklerin sonucunda ise savaş kaçınılmazdı ve bu savaş tarihe Kore Savaşı olarak geçecekti. Genelde Kore Savaşının başlangıcı olarak 1950 yılı gösterilir. Fakat Korelilere göre savaş 1945 yılında, Amerikalıların geldiği ve henüz kurulmuş yerel hükümeti baskı altına aldığı yıl başlamıştı. 1953te savaşın sonuna gelindiğinde ise yaklaşık 3 milyon Koreli savaşta hayatını kaybetmiş, tek kattan yüksek tüm yapılar Amerikan bombaları tarafından yerle bir edilmişti. Hayatta kalanlar ancak mağaralarda yaşayabildiler.
Film konusu itibariyle ilk etapta ilgi çekici, duygu yüklü bir film gibi duruyor. Hem gerçek bir hikayeyi anlattığını söyleyen hem de Türkiyenin Oscar adayı ilan edilen film, izleyici açısından merak uyandırıcı. Ayrıca film fragmanından, Kore Savaşı esnasında orada bulunan Türk Tugayının başından geçenlere de değiniyor gibi durduğu için bir kat daha ilgi çekici oluyor.
Kafalarda kim bilir neler yaşanmış, neler göreceğiz acaba? sorularının oluşmaması kaçınılmaz. Fakat film başlayınca durum değişiyor ve filmin gerçekleri hiç de tarihsel gerçeklerle uyum taşımıyor.
Bir defa, film daha açış sahnesinde kendisini belli ediyor: Tanklı tüfekli bir grup Kuzey Koreli askerin, Aylanın köyünde katliam yapması ile açılan film, bize bu savaşa nasıl baktığını, ideolojik olarak nerede durduğunu da özetlemiş oluyor. Ölen masum güneyliler ve onları öldüren vahşi komünistler/kuzeyliler biçiminde resmedilen tablonun, filmin ilerleyen dakikalarında da değişmemesi meseleye ne kadar derinliksiz ve çarpıtmalarla dolu yaklaşıldığını gösteriyor. Oysa biliyoruz ki, BM öncülüğündeki ABD ve müttefikleri Koreye çıkartma yaparlar ve savaş sırasında ABD bölgeye, İkinci Dünya Savaşı Avrupasında tarafların birbirlerine attıkları bomba sayısından daha fazla bomba atarlar. Amerikan savaş uçaklarının Korelilerin üzerine attıkları bombalar arasında ileriki yıllarda Vietnam halkına atacaklarından kat be kat daha fazla napalm bombası da vardır. Yüzbinlerce ton bombadan söz ediyoruz; korkunç sayılar.
Ülkenin kuzeyinin bütün kasabalarının bombalandığı, taş üstünde taş bırakılmadığı, ABD verilerine göre dahi nüfusunun yüzde 20sinin yok edildiği bir tablo bu. Filmde Türkiye ise mazlum halkların yardımına koşan ülke olarak gösterilse de, gerçekler hiç de öyle değildi. Türkiye, emperyalizmin askeri kanadı olan NATOya dahil olabilmek amacıyla Koreye asker yollama kararını almıştır ve üstelik dönemin iktidar partisi olan Demokrat Parti, bu kararı TBMMden kaçırarak almıştı.
Karar Cumhurbaşkanı Bayar, Başbakan Menderes ve Savunma Bakanı tarafından alınmış, üç-dört gün sonra usulen Bakanlar Kuruluna götürülüp onaylattırılmış, Meclise ise hiç başvurulmamıştı. 25 Temmuz 1950de alınan kararla Demokrat Parti iktidarı, "komünizme karşı çarpışmak üzere" Koreye asker yollamıştı. Bu toprakların evlatları ülkesinden çok uzaktaki emperyalist bir işgalde toprağa düştüler. Bir kabine üyesinin ifadesiyle, Türkiye bir avuç kan karşılığında NATO üyeliğini kazanmıştı ve 18 Şubat 1952de resmen NATOya girmişti.
SÜLEYMAN DİLBİRLİĞİ VE DİĞERLERİ
İşte gerçek hayat hikayesinden alınmıştır denilen Süleyman Dilbirliği de bu askerlerden biriydi. Belki ölmediği için de şanslıydı. Fakat biz filmde ne Süleymanın ne de silah arkadaşlarının bu kan gölündeki gerçek hikayelerine tanıklık ediyoruz.
Savaşın sebebiyet verdiği yıkım ve acı, askerlerde herhangi bir sorgulamaya yol açmamış olacak ki, ne kendi aralarında savaşa dair ettikleri sohbetlere ne de bulundukları coğrafyanın kendilerine ne hissettirdiklerine rastlıyoruz. Ortada askerlerin içsel çatışma yaşadıklarına dair bir gösterge de yok. Sadece komünist olduğunu söyleyen üsteğmen Mesutla nişancı Alinin aralarında yaşanan kısa bir gerilim var. Bu gerilim de herhalde üsteğmen Mesutun ne kadar yanlış düşündüğünü göstermek adına kurgulanmış. Hiç kimsenin bizim ne işimiz var burada demediği koca bir tugay.
Ne olacak sonumuz, nereye kadar gider bu savaş? sorularının telaffuz edilmediği bir ortamda, Aylanın savaşın ortamına zıt masumluğundan başka ne var peki filmde? Şu var: Karizmatik ABDli komutanların savaş taktiklerini anlattığı, Türklerin de onları dinlediği, yine Türklerin ABDli bir komutanın BM kuvvetlerinin başında olan kasap General McArthurdan yaptığı bir alıntı ile ne kadar cesur olduklarının altının çizildiği, Güney Koreli askerlerin de Türkleri savaşta yetim kalmış çocuklara bizden daha iyi sahip çıkıyorlar diye övdükleri sahneler var. Ne var, olmazsa olmaz aksiyon dolu çatışma sahneleri (Nişancı Alinin kafasında kaskla mermiye kafa attığı bir sahne de buna dahil), "hep ağlayacak mıyız biraz da gülelimci komik sahneler, duygu sömürüsüne dayanıp insanı ağlamaya endeksleyen dramatik anlar, bunların haricinde bolca ayrılıkların, hasretlerin, hüzünbaz duyguların işlendiği sekanslar var. İzleyiciye nefes dahi aldırmayacak şekilde örülmüş, düşünmeyi, soru sormayı engelleyecek bir müzik baskısı da cabası
Yani filmde melodrama kaçan çokça öğe var. Ayrıca filme yedirilmeye çalışılan ama eğreti duran Türk Hava Yolları, Hyundai, Ziraat Bankası gibi markaların reklamları ve başkent Seulun tanıtım filminden alınmış hissi veren çekimler de cabası. Tamam, zaten filmin yönetmeni reklam yönetmeniymiş anladık da, bir sinema filmi, reklam filmi değildir. Reklamda yalan söylemek asıl iştir; sinema ise doğruları söyleyerek bir sanat haline gelmiştir.
Peki, tüm bunlar bir kenarda dursun. Filmin bütününe dönecek olursak ve şöyle bir akıl yürütme yaptığımızı var sayarsak: Film zaten Kore Savaşında yaşananları odağına almıyor ki, filmin konusu da astsubay Süleyman ile Aylanın hikâyesi, bizi savaş hakkında çok da bilgilendirmek zorunda değil ki diye düşünebilir miyiz acaba? Tabii ki buna yanıtımız olumsuz olacaktır. Savaş filmde arka planda akıyor gibi gözükse de, aslında Kore Savaşına dair anlattığı ve aynı zamanda anlatmadığı birçok şey ile de, film bize bu konuda pek çok şey söylemiş oluyor. Dolayısıyla bu durumu göz ardı edemeyiz. Filmin odağı, işlediği mesele astsubay Süleyman ve Ayla arasında oluşan sevgi, sahiplenme ve bağlılık duygusu olabilir. Film, bu iki insanın aralarındaki güçlü bağı ve uzun yıllar sonra nihayet buluşmalarını konu edinebilir fakat bunu tarihsel gerçekleri çarpıtarak yapamaz. Bu namuslu bir davranış değildir.
Sayısız savaş suçunun işlendiği ve bunların şu anda Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti sınırlarında kalan Sinchon kentinde Amerikan Savaş Suçları Müzesinde belgelenerek bu katliamların kayıt altına alındığını bildiğimiz, savaş boyunca kuzeydeki her kasabanın yakılıp yıkıldığı, sefaletin, açlığın, acının hüküm sürerek bir coğrafyayı inim inim inlettiği bir tablo ortadayken ve üstüne üstlük ezici çoğunluğu kuzeyde olmak üzere üç milyondan fazla sivilin katledildiği tahmin edilen tarihsel bir olay hakkında kimsenin manipülasyon yapmaya hakkı yoktur. Hem savaşta milyonlarca insanını kaybeden Korelilere hem de bu savaşta ne yazık ki ABD çıkarları doğrultusunda yaşamını yitiren insanlarımıza haksızlıktır bu.
Hele filmin finalindeki cümlede dile getirildiği üzere, Zamanında Koreli çocuklara sahip çıkmıştık, şimdi de Suriyeli çocuklara sahip çıkıyoruz mantığı, el çabukluğuyla marifetini örtme gayretini ortaya koyuyor. Her film için geçerlidir ama özellikle de bir savaş filmi, tarihsel olguları belirli bir ideolojik-politik doğrultunun kılıfı haline getiremez! Hele de, egemenlik hakkı filan tanımadan, dünyanın dört bir yanına müdahale eden emperyalizmin halen milyonlarca insanın kanını dökmekte olduğu bir çağda!
Film, tercih ettiği bu yol ile manipüle edilmiş duygusallığı aklın önüne geçirerek, savaşta yaşamını yitirenlere haksızlık ettiği kadar, izleyicisinin Kore Savaşına dair tarihsel gerçeklerle buluşmasına engel oluşuyla da, Türkiye Sinema Tarihinin yalan söyleyen filmler kervanındaki yerini alıyor.
SONUÇ YERİNE: BİR KEZ DAHA NÂZIM HİKMET
Yazıyı Nâzımın bu konuda yazdığı aşağıdaki olağanüstü şiiri ile bitirmemek olmaz.
Konuyla alakalı Nâzımın yazdığı 23 Sentlik Asker (1953) ve Korede ölen bir Yedek Subayımızın Menderese Söyledikleri/Diyet (1959) şiirlerinin de okunmasını salık veririz.
Şiirler gerçekten çok çarpıcı; her bir şiir, tarihsel olgulara ilişkin, bir sanat eserinin ne kadar ufuk açıcı olabileceğine dair büyük birer örnek.
Sözü, Nâzımın hâlen geçerliliğini koruyan, yurtseverliğe gerçek anlamını veren ve Kore Savaşı odaklı bir başka şiirine bırakalım:
Sitemiz Bir Paylasim
Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize
kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu
nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara
aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve
materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden
kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info@solpaylasim.com adresine
yollayabilirsiniz.